DOĞAN HIZLAN: ATTİLÂ İLHAN’IN ŞİİRİ ÜZERİNE
ATTİLÂ İLHAN’IN ŞİİRİ ÜZERİNE
DOĞAN HIZLAN
“Asırlık Çınar Attilâ İlhan: “Dik Işık Çekirdeklerini” adıyla, İBB Atatürk Kitaplığı’nda 21 Şubat 2026 tarihinde sunulmuş olan şiir etkinliğinde, programın onur konuşmacısı, Edebiyat ve Kültür dünyamızın duayeni Doğan Hızlan‘ın, vidyo-kaydıyla katılmış olan konuşma metninin tamamını bu kez, Asırlık Çınar Attilâ İlhan‘ın 101. Doğum Günü kapsamında (15 Haziran 1925 – 10 Ekim 2005), aşağıda yayınlıyoruz. –IşikBinyılı.org
Attilâ İlhan şiiri ilk yaklaşımda okuyana yanlış izlenimler, tatlar verecek bir özellik taşır. Hazırlıklı, bilgili bir yaklaşım onun şiirine çok daha yatkındır. … Toplumculuktan, toplumcu gerçekçilikten başlayıp erotizme varn birçok öğeyi onun şiir telekleri olarak nasıl kullandığını ancak böyle bir hazırlıktan sonra anlayabilirsiniz. Diyelim ki böyle hazırlıklı, bilgili bir yaklaşımda bulunma zahmetine katlanmadınız, o zaman ortalam okurun yargısına yandaş olup güzel aşk şiirlerinin lezzetini duymakla yetineceksiniz.
(Şiir Çilingiri* kitabından.)
GÜLE GÜLE KAPTAN
(Bu iki yazında Attilâ İlhan’ın tek şairliğinden değil romancılığından, sinema eleştirmenliğinden, senaristliğinden, gazeteciliğinden, siyasal tavrından da söz ediyorsun. Özellikle iki yazında da Attilâ İlhan’ın romancılığı üzerinde yeterince durulmadığını; dahası, şair olarak ununun romancı yanını gölgede bıraktığını söylüyorsun ki önemli bence.)
Türk edebiyatının birçok türünde önemli yapıtlar vermiş biriydi Attilâ İlhan. Şiirin kitlelere yayılmasını, popüler bir kimlik kazanmasını sağladı.
Her kuşak onun aşk şiirlerini ezberledi. Popüler olmakla nitelikli olmak kavramlarını birleştirdi. Öyle dizeleri vardır ki, az şiir okuyanın bile belleğindedir.
Şiirinde, geleneksel nazmımızın damıtılmış, özümsenmiş etkisini, yeniden şiirleştirilmesini onun edebiyatçılığının önemli bir öğesi olarak görürüm.
Onun şiir kitaplarının sonundaki ‘Meraklısı İçin Notlar’ı, bir dizenin ardındaki çalışmaları, oluşum sürecini yansıtması bakımından bana her zaman ilgi çekici gelmiştir. O ekler, hem kaynakların seçilişini hem de kaynakların kullanılışını yöntem olarak açıklayan önemli belgelerdir.
Bir şairin kendi şiirini okuyuşu her zaman etkili değildir. Attilâ İlhan, çok iyi şiir okurdu, Ben Sana Mecburum CD’sini dinlerken de okurkenki zevki aldım.
* * *
Romancılığı üzerinde yeterince durulduğu kanısında değilim. Oysa yakın siyasi tarihimiz üzerine yazdıkları, bize değişik perspektifler sundu.
Siyasal görüşleriyle, saptamalarıyla uyum içinde olmayabilirsiniz, bu her romancı için geçerlidir. Önemli olan romanın iyi yazılmış olup olmamasıdır. İyi bir romancıydı. Kurtlar Sofrası, Bıçağın Üçü, Dersaadet’te Sabah Ezanları romanlarından bazı bölümleri hala anımsarım.
Dilinin zor anlaşılırlığı, Osmanlıca kelimelerin fazlalığı hatırlatıldığında, “Öğrensinler” demesi, o günlerde epey tartışmalara yol açmıştı.
Onun dil anlayışını, arılaştırılmış bir dilin romana gitmeyişini kanıtlamıştı. Elbette haklı olduğu bir tezdi.
Siyasal anlayışında seçtiği ve eksen aldığı bazı isimler belirleyici rol oynamıştır. Bunlardan biri Mustafa Kemal, diğeri de Sultan Galivey idi. Kurtuluş Savaşı’nın lideri Gazi Paşa’dan sonra gelen İsmet İnönü’ye sempati beslemedi. Çünkü daima cumhuriyet ile demokrasi arasında bir fark hatta bir uyumsuzluk gördüğünden söz edilebilir.
Siyasal tavrında en belirgin güncel özelliği Avrupa Birliği’ne karşı olmasıydı, ekonomi profesörü Erol Manisalı’nın yayınladığı Attilâ İlhan’la 1000 Saat kitabında bu düşüncelerini uzun uzun anlatır.
Bir polemik ustasıydı, hırçın kalemi bu türde de onu başarılı kılmıştı.
İyi bir sinema eleştirmeniydi, o yönünü çok az kimse bilir, genç kuşaklar ise hiç bilmez.
* * *
Attilâ İlhan üzerine yazılanların toplandığı Zeynep Ankara’nın hazırladığı Yalnız Şövalye onun düşüncelerini, siyasal konumunu, sanatını değişik kişilerin görüşünden dile getiren bir çalışma.
Selim İleri’nin Nam-ı Diğer Kaptan – Attilâ İlhan’ı Dinledim kitabı onu daha yakından tanımak için mutlaka okunmalı.
Zeynep Aliye’nin Mavi Adam – Attilâ İlhan’la Söyleşiler ilginizi çekebilir.
Belgin Sarmaşık’ın hazırladığı iki ciltten oluşan Açtırma Kutuyu ile Söyletme Kötüyü, onun yazdıklarına yeni bir aydınlık getirebilir.
Birçok kavramı geniş açıdan tartıştı. Hangi… dizisi bu konuda gerçekten edebiyattan politikaya, cinselliğe, küreselleşmeye uzayan geniş bir konu çeşitlemesini kapsar.
* * *
Attilâ İlhan sanırım Türk edebiyatının çok önemli, çok etkin ve renkli bir adıdır.
Sadece yazdıklarıyla değil, konuşmalarıyla, kişiliği ile de.
(Edebiyat Daima* kitabından.)
* * *
KALABALIKLARIN SEVDİĞİ ‘YALNIZ ŞÖVALYE’
Attilâ İlhan’ın ölümü üzerine medyanın gösterdiği ilgi, yalnız onun adına değil edebiyata ve edebiyatçıya gösterilen sevgi ve saygıyı simgelediğinden üzüntü ile teselliyi bir arada yaşattı bana.
Televizyonlar canlı yayın yaptı, ana haber bültenlerinde ilk haber oydu, konuşmalarından, şiirlerinden bölümleri kendi sesinden dinledik. Dün gazeteleri taradım, onun yer almadığı tek bir gazeteye rastlamadım.
Türkiye, şairini, şiiri seviyor diye yazmaya karar verdim. Edebiyatın varlığını görmezden gelmiyorlar yargısına vardım.
O, sağlığında da okur ilgisini görmüş, okuruyla edebi/kişisel bağlantı kurabilmiş şairlerden biriydi. İmza günlerinde, konuşmalarında buna tanık oldum.
Değişik eğilimlerde, değişik siyasi çizgilerde bulunan gazetelerde bile Attilâ İlhan üstüne yazılar yayımlandı. Sağ ve sol iyi bir şairde buluştu. Edebiyatın, Attilâ İlhan’ın gücü bu.
Şairler yalnızdır, sözü tanıdığım bütün şairler için geçerlidir. Attilâ İlhan için ise bir hayat kuralı.
Önceleri Elmadağ’daki Divan Pastanesi’nde otururdu, salona girer girmez sol köşede onu görürdüm, mutlaka bir hayranıyla sohbet ederdi. Oturduğu masanın yan tarafında, pirinç levha üstünde Attilâ İlhan yazardı. Yazmadığı bir ana rastlamadım. İmzalı kitaplarından tanıdığım inci gibi bir el yazısı vardı. Sanırdınız ki güzel yazı, eski deyimiyle hüsn-ü hat dersinden yüksek bir not almış.
Pastaneye gelenlerle konuşur, yazdığının ötesinde hitabetiyle de onları büyülerdi.
Edebiyat matinesindeki görüntüsü hala gençlik günlerimin gizli hafızasındadır. Edebiyat matinelerinin starıydı. Boynunda gelişigüzel sarılmış kaşkolu, gözlüklerinin arkasından romantik bakışı ile daha şiirini okumadan salonu teslim alırdı.
* * *
Kalabalıklara konuştuğunda, dinleyenlerini yalnız edebiyat görüşünde değil, dünyaya bakışı, siyasal saptamaları konusunda da ikna ederdi.
Bakardım orada bile yalnızdı.
Yazarlar kalabalıklar arasında bile kendini yalnız hisseder. Başka türlü bunca buna roman nasıl yazılır?
Gazetecilikten ve senaryo yazarlığından edindiği bir ustalıkla, okurla arasında nesnel karşılık kavramını en üst düzeye çıkarmıştı.
Kalabalık toplantılarda, zamanın hovardaca harcandığı hiçbir mecliste ona rastlamadım. Daha çok yazmak, daha çok okura ulaşmak için çırpındı durdu.
Şair olarak ünü, zaman zaman romancı yanını gölgede mi bıraktı diye düşünürüm bazen. Gazetelerdeki yazılara baktığımda buna evet diyebilirim.
Oysa bir edebiyatçıyı anlamak için bütün eserlerini okumak, aralarındaki gelgitleri öğrenmek gerekiyor.
* * *
Kalabalıklardan arındıktan, pastanedeki hayranlarıyla konuştuktan sonra yürüyerek evine giderdi. Yani yalnızlığına. Bu yalnızlık bilinçli bir tercihti. Şimdi, arkasında böylesine bir sevgi seliyle edebi yalnızlığında da mutlu olduğunu düşünüyorum.
(Edebiyat Daima* kitabından.)
[*] Doğan Hızlan’ın alıntı yapmış olduğu kendi kitaplarına referanslardır.
Teşekkür: Aysel Çetin (Türkay)’a, Doğan Hızlan ile vidyo çekim koordinasyonunda desteği için çok teşekkür ediyoruz.










