Dünyanın en devrimci eğitim sistemi: KÖY ENSTİTÜLERİ
Dünyanın en devrimci eğitim sistemi:KÖY ENSTİTÜLERİ
Kuruluşunun 86. Yıldönümünde 17 Nisan 1940 – 17 Nisan 2026
Yazan: Buket ŞAHİN
“Dünyanın en güzel okullarını, eğitim sistemine Türkler hediye etmiştir.”
– John Dewey (1859–1952)

Dicle Köy Enstitüsü mezunu, öykücü babam Osman Şahin Köy Enstitülerini, bozkırda çalınan Vivaldi müziğine benzetir; Bitmez tükenmez baharların, mevsimlerin bozkıra gelişini müjdeleyen Vivaldi müziği…
86 yıl önce, Genç “Atatürk” Cumhuriyeti’nin, 17 Nisan 1940 yılında açtığı, Hasan Ali Yücel ve ilköğretim genel müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un dahi emekleriyle, dünyanın en güzel okulları olan Köy Enstitüleri’ne alınan onbinlerce köy çocuğundan biriydi babam.
Anadolu bozkırlarında, Toros dağlarında yabanlaşmış, çalılaşmış meyve fidanlarının çiçekleriyle buluşmasının öyküsüdür, bu. Babamın edebi benzetmesiyle, Köy Enstitülerine alınan yoksul, sahipsiz köy çocuklarında, bu fidanların şaşmaz, köklü, sabır ve direnci yatar: Daldan eğme değil, kökten sürme, köşk yada sera çocukları değil, bozkır çocuklarıdırlar, herbiri.
17 Nisan, bin yıllık toplumsal “ihmal”in üstüne yüreklice gidişin, sorunu kökünden kavrayışın, büyük bir bozkır uyanışının adıdır. İnsan onurunun ayağa kalkışının, kendine olan güvenin, yurtseverliğin ve bozkırın derinliklerine vurulan binlerce artezyenin adıdır…
Köy Enstitüsü’ne gidiş sürecini “Toroslardaki Kayıp Çocuk” ismiyle olarak öyküleştirdi, babam.
Yıl 1950…Gidiş o gidiş.
“Her dersimizin ayrı bir yeri, ayrı bir dersliği vardı: Müzik derslerimizi “müzikhane”de; sayısız nota sehpaları, piyano, elli kadar mandolin, sekiz keman, bir o kadar akerdeon, gramafon ve taş plaklarla dolu bir sınıfta yapardık. Müzikhane duvarlarını, Türk Beşlileriyle, batının büyük bestekarlarının resimleri süslerdi.
Resim derslerini baştan aşağı boya ve renk kokan, ayaklı resim sehpaları, tuvaller, önlüklerle dolu başka bir sınıfta “resimhane”de yapardık.
Sınıflarımız birer kitaplıktı. Herkes istediği kitabı alır okurdu. Okuma salonunda aylık edebiyat dergileri ve günlük gazeteler bulunurdu. Varlık dergisini ilk orada tanıdığımı söylemeliyim. Ay sonları, o ayın en çok kitap okuyan öğrencileri bayrak töreninden önce herkese tanıtılır, armağanlar verilirdi.
Kitap yakma, kitap korkusu ve düşmanlığı yoktu.
Oturduğumuz tabureleri, duvar panolarını, karatahtaları, okul parkındaki palmiyeden futbol sahasındaki kale direklerine kadar bizler yapardık.
Ödev için yaptığımız çerçeveler, resim derslerinde başarılı görülen resimlere yıl sonu sergilerinde çerçevelik ederdi. O tabloları yöremizdeki uygulama okullarına armağan ederdik.
Tarım derslerimizde her sınıfın ayrı bir ağaçlığı, koruluğu vardı. Her öğrenci kendi çukurunu kazar, fidanları diker, okulu bitirinceye kadarda o fidanlardan sorumlu olurdu. (günümüz çevrecilerinin kulakları çınlaşın)
Tabiat Bilgisi öğretmenlerimiz bizleri sürekli çevre araştırmasına yöneltirlerdi. Yöremizde ne kadar ağac, bitki, çiçek, ot türü varsa, örnekler alır, defter sayfalarımız arasında kurutur, sonra da altlarına açıklayıcı bilgiler yazardık. Defterlerimiz küçücük birer botanik bahçesine dönerdi.
Yemekhane binası, aynı zamanda toplantı, sinema, tiyatro ve eğlence salonuydu da. Hafta sonları her sınıfın zorunlu olarak hazırladığı piyesleri, halk oyunlarını, koroları izlerdik. Böylece her öğrencinin yeteneği ortaya çıkardı. Ayrıca her sabah, bütün öğrenci ve öğretmenlerimizin katılımıyla top sahasında, davul, zurna, mandolin ve akordeon eşliğinde coşkuyla halk oyunlarımızı oynardık.” diye anlatır, o mucize günleri.
‘Güneş Gören Okullar’ dediği Köy Enstitüsü’ndeki eşitlikçi sistem için:
“Eğitimler vardır, çağ atlatır, Kurtuluş Savaşımızın içteki devamı aydınlanmacı Köy Enstitüleri gibi. Eğitimler vardır bir ülkeyi 100 yıl geriye götürür.”
diye bahseder, verdiği eğitim seminer ve konferanslarında.
Biz çocukları ve öğrencilerine yurtseverlik ve kitap okuma sevgisini, Köy Enstitülü öğretmenlerinden teslim aldığı bayrakla aşılamıştır.
Babam ve annem ile, 1990 yılında Spor Sergi Sarayı’nda katıldığımız, Köy Enstitüleri 50. kuruluş yılinda, Basın şehidimiz Uğur Mumcu’nun yaptıği konuşma metninin bir kısmını paylaşmak isterim:
“Köy Enstitüleri ”üretim içinde eğitim, eğitim içinde üretim” ilkesini benimsemiştir. Ayrıca köy çocuklarını, Atatürk devrimlerinin ve Kemalizmin toplumsal yapısını kurmakla görevlendirmişlerdi. Şimdi aynı köy çocukları kapatılan Köy Enstitüleri yerine, İmam Hatip okullarına gidiyorlar. Yasal depremler yaşıyoruz. Bu depremler düşünceleri, inançları yeniden değiştiriyor. Ama biz şu 21. yüzyıla girerken şunu görüyoruz ki; Türkiye’de bugüne kadar sonuç almış en güçlü örgüt ‘Kuvayi Milliye Örgütü ve Köy Enstitüleri’dir.”
1950 yılında, Torosların bir köyünden, oğlak çobanı iken çıplak ayakla Dicle Köy Ensitütüsüne giden babamın ‘ikinci doğum yerim’ dediği, Kurtuluş savaşının içteki devamı, eğitim seferberliği kaleleridir bu enstitüler.
Ve her seferinde gözleri yaşlı: “Köy Enstitülerini kapatanlar, bu ülkeye en büyük kötülüğü yapmışlardır!” der.
Dilbilimci Chomsky’nin öğretmeni, Amerikalı eğitimci John Dewey’nin dediği gibi, dünyanın en güzel okullarını, eğitim sistemine Türkler hediye etmiştir.
Buket Şahin, babası Osman Şahin ile.
OSMAN ŞAHİN’i TANIYALIM:
OSMAN ŞAHİN, 1938 yılında Mersin Toroslarda, Aslanköy’de doğdu.
Diyarbakır Dicle Köy Enstitüsü ile Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü’nü bitirdi.
Urfa, Siverek köylerinde ilkokul; Malatya, İzmit, İstanbul liselerinde Beden Eğitimi öğretmenliği yaptı.
12 Eylül Darbesinde sürgün edilerek zorla emekli edildi.
Bir roman eleştiri yazısı yüzünden 18 ay hapis yattı. Osman Şahin, 50 yıldan beri dışarıda, içeride, hapiste, sürgünde yazmayı hiç bırakmamış, kalemi elinde altıncı parmağı olmuştur.
Şahin bugüne kadar 18 öykü kitabı, 6 belgesel roman, 6 çocuk-gençlik kitabı, 4 araştırma-röportaj-deneme, ünlü yazarımız Yaşar Kemal üzerine geniş boyutlu bir inceleme-deneme, 2 yayınlanmış senaryo kitabının yanı sıra, adına hazırlanan dört Armağan kitabıyla birlikte 52 kitaba imza atmıştır.
29 seçme öyküsü 13 yabancı dile çevrilen, birçok öyküsü, ulusal ve uluslararası antolojilerde yer alan Osman Şahin, 30’a yakın öykü ve sinema onur ödülüne değer görülmüştür.
Kitapları ve filmleri hakkında 18 doktora tezi yazılan Şahin’in Edebiyat ve Sinema çalışmaları hakkında iki belgesel yapıldı.
İki öyküsü İstanbul ve Mersin Devlet Opera ve Balesi’nce baleye uyarlandı.
İlk Öykü kitabı ‘Kırmızı Yel‘ ile 1971 TRT Öykü Büyük Ödülü, ‘Ağız İçinde Dil Gibi‘ ile 1980 Nevzat Üstün Öykü Ödülü, ‘Selam Ateşleri‘ ile 1992 Ömer Seyfettin Öykü Ödülü ve 1994 Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı, ‘Mahşer‘ ile 1998, ‘Ölüm Oyunları‘ ile 2003 Yunus Nadi Öykü ödüllerini aldı.
1999 Truva Kültür ve Folklor Derneği Yılın Edebiyat Ödülü;
2007 Mersin Kraliçe Aba Ödülü, Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü, XI. Ankara Öykü Günleri Onur Ödülü;
2008 Söke Kültür Sanat Festivali Onur Ödülü, Mersin’de İz Bırakanlar Onur Ödülü, 2009 İzmir Dünya Öykü Günü Onur Ödülü ve Mersin Kenti Edebiyat Ödülü ile onurlandırıldı.
2017 yılında, Doğu Akdeniz Üniversitesi “Türk Dili ve Edebiyatı” bölümü ve Mersin Rotary tarafından, Onur Ödülüne;
2020 yılında, Fakir Baykurt Onur Ödülüne değer görüldü.
Kırmızı Yel kitabı, “Den Röda Vinden” adıyla 1984’te İsveç’te kitaplaştırılarak “Stockholm Uluslararası Hümanizm Ödülü”ne değer görüldü.
13 seçme öyküsü, Boğaziçi Üniversitesi Yayınlarınca “Tales from The Taurus” adıyla İngilizce kitap olarak yayımlandı.
Eşkıya Kuza kitabı, Farsça diline çevrilerek, 2020 yılında, İran’da yayımlandı.
Pek çok öyküsü Polonya, Macaristan, Almanya, Fransa, Hollanda, Slovenya ve Çin’de yayımlandı.











