TÜRKİYE’DE KÖY ENSTİTÜLERİ: Özgün Bir Eğitim Model – Ana Konuşmacı Cengiz Öksüz’ün tam konuşma metni

 

TÜRKİYE’DE KÖY ENSTİTÜLERİ: Özgün Bir Eğitim Modeli
Ana Konuşmacı Cengiz Öksüz’ün tam konuşma metni

[IşıkBinyılı.Org]  “The Light Millennium Global” ve Işık Binyılı Derneği’nin öncülüğünde, Atatürkçü Dünya Düşünce Platformu (ADDP) ve Amerika Türk Kadınlar Birliği ile New York Atatürk Okulu katkılarıyla,“Yeni Kuşak Türk Köy Enstitüleri: Özgün Bir Eğitim Modeli” adli sanal etkinlik, Köy Enstitülerinin 85. Yıldönümü Kutlaması çerçevesinde (17 Nisan 1940), 19 Nisan 2025 tarihinde başarıyla sunuldu.

Programın ana konuşmacısı üç dönem Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, İstanbul Şubesi Başkanlığını yapmış olan ve halen derneğin yönetim kurulunda görev yapan, Sayın Cengiz Öksüz.

Tam konuşma metnini aşağıda sunuyoruz:

Cengiz Toprak, Ana Konuşmacı, YKKED, Türkiye'de Köy Enstıtulerinin 85. Yıldönümü #isikbinyili #lightmillenniumKöy Enstitüleri Türkiye’nin 1930’lu, 1940’lı yıllarındaki ekonomik, sosyal durumuna uygun olarak oluşturulmuş eğitim kurumlarıdır. Sözünü ettiğimiz yıllarda Türkiye’nin köyünde toprak Etilerden kalma karasabanla işleniyordu. Traktör, pulluk gibi tarım araçları yoktu. Tarla hayvan gücüyle sürüşüyordu, taşımacılık hayvanla yapılıyordu. Köylerde en zorunlu araç gereç olan balta, keser, testere, çivi…bulmak bile olanaksızdı. Üretim pazarlanamıyordu; çünkü kentler arasında bile yol yoktu.

1930’lu, 1940’lı yıllarda kırk bin köyün otuz beş bininde okul yoktu. Var olan okulların çoğu üç yıllıktı, öğretmenlerinin çoğu öğretmen okulu mezunu değildi. Okul çağındaki bir buçuk milyon öğrencinin ancak üçte biri okula gidebiliyordu. Öğretmen okullarından mezun öğretmenlerle köylerin tümüne öğretmen göndermek için aradan üç yüz yılın geçmesi gerekiyordu.

Köylerde açılan ezberci eğitim sistemi köylülerin ilgisini çekmiyordu; çünkü bu eğitim köylülerin işine yaramıyordu. Köy Çocuğu öğrendiği okuma yazma ve basit hesap bilgisini aradan bir süre geçtikten sonra unutuyordu. Kentlerde yetişen öğrenci öğretmen olarak köye atandığında köyde barınamıyordu. Köyün ekonomik- sosyal yaşamı ona göre değildi. Dolayısıyla köye atanan öğretmen kente atanmanın yollarını aramaya başlıyordu. Ders programlarının ve kitaplarının içerikleri de köye uygun değildi.

1935 yılında ülkeyi yöneten partinin, CHP’nin, 4. Kurultayı toplandı. Bu kurultayda köye eğitim konusu gündemin başına oturtuldu. O yıllarda kurultaylar birkaç gün sürüyordu. Köye eğitim sorunu günlerce tartışıldığı gibi akşamları da tartışma konusu oluyordu. Var olan istatistikler hiç iç açıcı değildi. Cumhuriyet’in ilanından on iki yıl sonra köye yeterli öğretmen gönderilememişti. Bu durumda Cumhuriyet’in yetiştirmek zorunda olduğu insan da yetiştirilememiş demekti. Cumhuriyet koruyucular yetiştirilmeden ayakta kalamazdı. Bu, büyük bir tehlikeydi.

1935 Kurultayından hemen sonra Atatürk silah arkadaşı saffet Arıkan’ı Milli Eğitim Bakanı olarak atadı. Saffet Arıkan Bakanlık yetkilileriyle köye eğitim konusunda kafa yormaya başladı. İşte tam o sırada Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Resim- İş Bölümü Öğretmeni ve Müdür Vekili İsmail Hakkı Tonguç, Saffet Arıkan’a önerildi. Arıkan onu Bakanlığa davet etti ve CHP’nin köye eğitimle ilgili kurultay raporunu okumasını ve değerlendirmesini istedi. Tonguç raporu hayali buldu. Saffet Arıkan bu yanıta bozuldu ama bir şey demedi, Sen bize bir rapor yaz bakalım, dedi.

Eğitmen Kursları

Saffet Arıkan bir akşam köye eğitim konusunda henüz bir çözüme ulaşamadıklarını söyleyince, Atatürk Arıkan’a, “ Askerliğini çavuş, onbaşı olarak yapan köy çocuklarını birkaç ay kursa alalım, basit hesap bilgisi öğretelim ve bu gençleri kendi köylerine gönderelim” dedi. Arıkan konuyu Tonguç’a açtı. Tonguç İç Anadolu köylerini dolaştı, askerliğini çavuş, onbaşı olarak yapan köylülerle konuştu. Onların okuryazar olduklarını ve basit hesap bilgisi de bildiklerini gördü. 1936 yılının Temmuz ayında Eskişehir’in Çifteler bucağına bağlı Mahmudiye köyünde ilk Eğitmen Kursu açıldı. Kurs dört buçuk ay sürdü ve iyi verim alındı. Kursta eğitmen adaylarına ziraat dersleri de uygulamalı olarak gösterilmişti.

Tonguç, Saffet Arıkan’a köye eğitim raporunu sundu. Rapor’u Atatürk, İsmet İnönü ve Arıkan bir gece incelediler ve uygulamaya karar verdiler. Rapor yeni bir eğitim anlayışı öneriyordu. Köyde eğitim üretime yönelik olacaktı; yani iş içinde, iş aracılığıyla olacaktı. Eğitim köyün ekonomik ve sosyal yaşamını değiştirecekti. Eğitim köylüyü okuryazar yapmanın dışında köylüye üretim sürecinde yol gösterecekti, örnek olacaktı. Köye modern tarımın girmesine önderlik edecekti. Eğitimli köy çocukları Cumhuriyet’in bilinçli bireyleri olacaktı.

Köy Öğretmen Okulları

1937 yılında Türkiye’nin on bir yerinde Eğitmen Kursları açıldı. Aynı yıl Eğitmen Kursları yerleşkelerinin bulunduğu iki yerde Köy Öğretmen Okulu da açıldı. 1938’de Eğitmen Kurslarının sayıları daha da çoğaldı, bu arada Çifteler ve Kızılçullu Öğretmen Okullarının yanına Trakya’da da bir Köy Öğretmen Okulu açıldı. Aynı yılın sonunda da Kastamonu Göl Köy Öğretmen Okulu açıldı. 1940 yılına geldiğimizde Eğitmen Kursları yurt yüzeyine yayıldı ve dört Köy Öğretmen Okulu da Eğitmen yerleşkelerinde eğitim- öğretimi sürdürdüler.

Köy Enstitüleri
1940’ın 17 Nisan’ında Köy Enstitüleri Yasası TBMM’den geçti. Bu yasa ile o yıl 10 Köy Enstitüsü açılmasına karar verildi. Daha önce açılan dört Köy Öğretmen Okulu da Köy Enstitüsü adını aldı.

Görüldüğü gibi Köy Enstitüleri bir anda açılmadı. Enstitülerde uygulanacak eğitim önce Eğitmen Kurslarında denendi, Köy Öğretmen Okullarında uygulandı ve dört yıllık bir deneme ve uygulamadan sonra köye eğitim girişimi Köy Enstitüleri’ni doğurdu. Enstitüler bir deneyimin ürünüdürler.

17 Nisan 1940 tarihinde TBMM’den geçen Köy Enstitülerinin Açılması İle İlgili Yasa’nın birinci maddesinde, “ Köye yarayışlı eleman yetiştirmek” yazıyor. Bu maddede köye yarayışlı elemanla birlikte öğretmen yetiştirmeyi birleştirmişler. Yasa’nın birinci maddesini okuduğumuzda görüyoruz ki, Enstitüler yalnız bir öğretmen yetiştirme amacı taşımıyor. Yasa’nın diğer maddelerine geçtiğimizde köyde eğitimin iş içinde iş aracılığıyla ve uygulamalı yapılacağını öğreniyoruz. Köye gönderilecek kişi, öğretmenliğin yanında köyün istediği demircilik, yapıcılık, tarımcılık, arıcılık görevlerini de yapacak hatta basit sağlık kurallarını da bilecek. Böylece köy içinden çıkan insanıyla içeriden canlandırılacak. Köy Enstitülere alınacak öğrencilerin köy okullarından mezun olma zorunluluğu vardı. Kasaba ve kentlerde okumuş öğrenciler enstitülere alınmıyorlardı.

İsmail Hakkı Tonguç’un “Canlandırılacak Köy” kitabında vurguladığı gibi Köy Enstitülerinin amacı köyü içeriden canlandırmaktı. Köy, içinden çıkan insanla canlandırılacaktı. Öğrenci köyden alınacak beş yıllık eğitim- öğretimle köy çocuğuna öğretmenliğinin yanında başka meslekler de kazandırılacak, delikanlı bu şekilde köyüne yabancılaştırılmadan dönüştürüldükten sonra yeniden geldiği yere, köye gönderilecekti. Köye atanan öğretmen böylece yalnız “abc” öğretmeyecek, içinde yaşadığı köyün, üretim, hayvancılık, kooperatif, ağaçlandırma, yol, su, modern tarım, sağlık gibi sorunlarıyla da ilgilenecekti. Köyde üretim canlanacak, köylü pazarda sattığı ürünleri değerine satacak bir örgütlenmeye ( kooperatif) kavuşacaktı. Tonguç’un dediği gibi köylü bundan sonra hiç kimse tarafından yük hayvanı gibi kullanılamayacaktı.

Kuruluş ve Yerleşme

Köy Enstitüleri Türkiye’nin 20 kırsal bölgesine açıldı. Enstitülerin açıldığı yerler yerleşim yerlerinden uzaktı. Akarsu kıyısı, demiryolu yakınlığı, kuru ve sulu tarım yapabilme olanağı açılışta öncelik taşıdı. Trabzon’un Beşikdüzü’nde toprağı olmayan bir arazide deniz kenarında da bir enstitü açıldı. Burada da balıkçılık yapıldı.
Enstitülerin bir bölümü Eğitmen Kursları yerleşkeleri üzerinde açılırken, bazılar çadırlarla işe başladı. Çadırları öğrenciler kurdu. Birçok enstitüde öğrenciler geldiğinde barınacak bina yoktu. Öğrenciler ve öğretmenler birlikte yatakhanelerini, yemekhanelerini yaptılar ve kış gelmeden bu barınaklara girdiler. Havanın açık olduğu günlerde yapıcılığa daha çok zaman ayrıldı. Kış aylarında ise kültür derslerine ağırlık verildi.
1945 yılına geldiğimizde enstitülerin sayısı yirmiyi buldu. Her enstitü çevresindeki üç, dört ya da beş ilden öğrenci alıyordu. Enstitüler bu süre içinde ahırlarını, kümeslerini, arılıklarını, bağ ve bahçelerini de yaptılar. Bazıları kuru tarım, bazıları da sulu tarım yapmaya başladı. Meyve ve sebze bahçeleri açıldı, genişletildi. Dönümlerce toprak işlendi. Büyük ve küçükbaş hayvan yetiştirildi. 1946 yılına geldiğimizde birçok enstitü kendine yetecek duruma geldi. Arıcılık, peynircilik, balıkçılık, meyvecilik yaygınlaştı. Enstitüler çevrelerindeki köylere örnek olmaya başladı. Onlara tohumluk buğday, meyve fidesi verdiler. Enstitüler yedi yüzden fazla bina yaptılar.

Demokratik Eğitim

Köy Enstitülerinde demokratik eğitim uygulandı. Bu kurumlarda Türkiye’de ilk kez yatılı karma eğitim yapıldı. Türkiye’de o tarihe dek kentlerde ve kasabalarda yatılı karma eğitime geçilmemişti. Liselerde karma eğitime 1930’da geçilebilmişti. Ülkemizde kız liseleri ve erkek liseleri vardı ama yatılı karma okullar yoktu.

Demokratik eğitim konusunu açalım: Öğrenciler geldiklerinde hemen kümelere ayrıldı. Her kümenin sorumlusu bir öğretmen vardı. Bu kümelerin başında kümebaşı görevinde öğrenciler de vardı. Her hafta bir küme nöbetçiydi. Okulda usta eğitici olarak birkaç görevli ve aşçılık gibi bazı işleri yürüten çalışanlardan başka kimse yoktu. Nöbetçi küme kurumun tüm yönetiminden sorumluydu. Bir hafta boyunca, yemekhane, yatakhane, arılık, kümes, revir, derslik gibi alanların bakımı ve temizliği nöbetçi kümeden sorulurdu. Haftanın sonunda bayrak töreninden sonra ya da cumartesi akşamları düzenlenen eğlence programlarından önce haftalık değerlendirme toplantıları yapılır, öğrenciler o hafta gördükleri aksaklıkları ve eksiklikleri hiç çekinmeden ve korkmadan eleştirirlerdi. Bu eleştirilerden o haftanın nöbetçi öğretmenleri hatta kurumun müdürü de nasibini alırdı. Toplantıyı o sırada seçilen bir öğrenci yönetirdi.

Enstitülerde haftada 44 saat ders yapılırdı. Bu sürenin 22 saati kültür derslerine, 22 saati ise tarım- teknik derslerine ayrılmıştı. Tarım ve teknik dersleri 11+11 =22 saat idi. Ders saatleri esnekti. Bir yapının hemen bitirilmesi ya da hasat zamanı geldiğinde iş- teknik derslerine daha yoğun zaman veriliyordu; ancak yılsonunda işlenmesi gereken ders saatleri eşitleniyordu. Kış koşullarında yoğunluk kültür derslerine veriliyordu.

Enstitüler öğrencileri 5 yıllık ilkokuldan sonra alıyor ve üstüne 5 yıl eğitim veriyorlardı. Eğitmenli köy okullarında 3.sınıfa dek okumuş öğrenciler de hazırlık kurslarına alınarak, bu kurslarda 4.5. sınıfları bitirdikten sonra alınıyorlardı. Her enstitüde bir uygulama okulu açılmıştı. Son sınıf öğrencileri uygulama sınıflarında ders veriyorlardı.

Her öğrencinin 45 gün yıllık izin hakkı vardı. Bu süre dönüşümlü olarak uygulandığı için kurum hep açık olurdu. Diğer öğretim kurumlarında olduğu gibi yaz tatili uygulaması yoktu; kurum hep açıktı. Öğrenci 45 gün yıllık iznini kullanır, gelir. Öğrenci izindeyken izin sırası gelmeyen arkadaşları yapılacak işleri aksatmadan yaparlar. Böylece kurumda eğitim- öğretim izlencesi hep sürer.

Enstitülerde uygulanan iş eğitimi aslında 1937’de başlamışken, program 1943 yılında yayımlandı. Bunun nedeni şudur: Değişik iklim özellikleri gösteren 20 ayrı yerde açılan enstitülerin ( 21. Köy Enstitüsü Van’da Ernis Köy Enstitüsü adıyla açıldı ( 1948.) ürettikleri ürünler de birbirinden farklılık gösteriyordu. Bazı enstitülerde kuru tarım yapılırken, bazılarında sulu tarım yapılıyordu. Antalya’da açılan Aksu Köy Enstitüsü’nde narenciye üretimine ağırlık verilirken, Kars’ın Cilavuz’unda büyükbaş hayvancılık, Trabzon’un Beşikdüzü’nde balıkçılık, Malatya’nın Akçadağ’ında kayısı…üretimine ağırlık veriliyordu. Köy Enstitüleri Programı gözlem ve uygulamadan çıkmıştır, masa başında yazılmamıştır; bun nedenle de esnektir.

Öğrenciler 1. Sınıfta kız- erkek tüm tarım ve teknik dersleri ortak işlerken, ikinci sınıfta kız öğrenciler için dokuma, biçki- dikiş ve ev idaresi derslerine ağırlık veriliyordu. Erkek öğrenciler ise 2. Sınıftan itibaren, yapıcılık, demircilik, marangozluk gibi uzmanlık alanlarına ayrılıyorlardı. Her uzmanlık alanının büyük işlikleri vardı. 22 saatlik tarım- teknik derslerinde öğrenciler kuruma gerekli araç- gereçleri bu işliklerde üretiyorlardı. 1947 Programında öğrencilerin uzmanlık alanlarına ayrılması uygulaması kaldırıldı.
Tarım derslerinde ve binaların yapımında kız öğrenciler erkek öğrencilerle birlikteydi. Harç karmak, tuğla ve malzeme taşımak gibi görevleri birlikte yapıyorlardı. Fidan dikmek, çapa yapmak, ağaçları aşılamak, hayvan sağlığı gibi konularda tüm enstitü öğrencileri birlikteydi. Hasat zamanı zorunlu olarak kültür dersleri de kesildiği için birlikte çalışıyorlardı. Kış hazırlıkları da birlikte yapılırdı. Kültür dersleri de birlikteydi. Hava koşulları uygun olduğunda dersler dışarıda işlenirdi. Kız öğrenciler kurumun tüm biçki dikiş işini üstleniyorlardı. Perde, çarşaf, nevresim dikmekten tutun, erkeklerin ve kendilerinin iç giyecekleri, yırtık, sökük ve yamama gibi işler onların sorumluluğundaydı. Köy Enstitülerinde cinsiyet ayrımcılığı yoktu. Öğrenciler tüm görevlere kız- erkek seçimle gelirler ve eşit yetki ve sorumluluk alırlardı. Yemek kız- erkek aynı masalarda, öğretmenlerle birlikte yenirdi. Kız öğrencilerin yatakhaneler binaları ayrıydı.

Enstitülerde sabah altıda kalkılır, hazırlık ve temizlikten sonra ayrımsız kurumun alanında toplanılır, müzik eşliğinde spor yapılır ve halkoyunları oynanırdı. Kahvaltıdan sonra ders başı yapılırdı. Kültür dersleri olan öğrenciler dersliklere giderken, tarım- teknik dersleri olanlar kendi alanlarına giderdi.

Enstitülerde dayak ve kötü muamele yasaktı. Bu konuda İsmail Hakkı Tonguç tüm okul yöneticilerine genelge göndermişti. Tonguç, gönderdiği genelgenin tüm öğrencilerin defterlerine yazdırılmasını da istemişti. Kendisine öğretmeni tarafından tokat atılan öğrencinin de öğretmenine tokat atma hakkı vardı. Öğretmenler öğrencilere yetişkin gibi davranırlardı. Enstitü öğretmenleri öğrencilerin yalnız öğretmeni değil, aynı zamanda babası, anası gibiydi. Öğretmenler öğrencilerle birlikte yatakhane, yemekhane, derslik…nöbetleri tutarlardı. Kız öğrencilerin binalarında kadın öğretmenler nöbet tutardı.
Enstitülerde müzik, resim-iş, beden eğitimi çok önem verilen dersler arasındaydı. Her kurumda öğrencilere yetecek kadar müzik aleti vardı. Bazı enstitüler müzik aletlerini kendileri yapardı. Mandolin temel müzik aracıydı. Öğrenciler ders dışında serbest çalışma zamanlarında da ağaç altında, bir duvar dibinde mandolin çalarlardı. Mezun olurken her öğrencinin bir müzik aletini çalması zorunluluğu vardı. Halkoyunları ve türküleri için usta öğreticiler tutulmuştu. Aşık Veysel bu kurumlarda öğretmenlik yapmıştır. 20 Köy Enstitüsü’nde öğrenim gören öğrenciler ülkemizin tüm halkoyunlarını oynardı. Beden gelişimine çok önem verilir, zaman zaman spor yarışmaları düzenlenirdi.

Türkiye’nin hiçbir eğitim kurumunda Köy Enstitülerinde olduğu gibi kitap okumaya önem verilmemiştir. Enstitülerde kitap okuma zorunluydu. Ders dışı serbest kitap okuma saatleri vardı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın o yıllarda kurduğu Tercüme Bürosu’nun dilimize çevirdiği kitapları önce Köy Enstitüsü öğrencileri okurdu. Bu neden özgün programı yalnız 6 yıl süren enstitülerden 150’ye yakın yazar, çizer, sanatçı, bilimadamı yetişmiştir. Ülkemizim çok ünlü öykü ve romancıları bu dönemde Köy Enstitülerinden yetişti. Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Talip Apaydın, Dursun Akçam… ilk ağızda akla gelenlerdendir. Her öğrencinin yılda 24 kitap okuması zorunluluğu vardı. Çok kitap okuyanlar ödüllendirilirdi.

Her sınıf cumartesi eğlenceleri düzenlerdi. Bu eğlencelerde her öğrenci görev alırdı. İsmail Hakkı Tonguç cumartesi eğlencelerini çok önemserdi. Bu eğlencelerde yüksek sahne yoktu. Her öğrenci o akşam yeteneğini ortaya koyan bir etkinlikte bulunurdu. Hiçbir öğrenci seyirci olarak kalmazdı. Öğrencilerin tümü hem izleyinci hem de oyuncuydu. Şiir yazan kendi şiirini okur, bazıları kendi yazdıkları temsillerde görev alır, köyünde oynanan seyirlik oyunları oynayanlar olur, müzik aleti çalanlar konser verirdi. Bu toplantılarda öğrenciler özgürce o hafta yapılan işleri değerlendirir, gördükleri aksaklıkları dile getirirlerdi.

Enstitüler öğrencilerin kişisel gelişimlerine çok önem verirlerdi. İsmail Hakkı Tonguç, İvriz Köy Enstitüsü’ne gittiğinde derse girer ve öğretmenden izin alarak bir öğrenciye, “Devletin yurttaşlara karşı görevleri nedir” diye sorar. Öğrenci konuşamaz. Öğretmene dönerek, bunları konuşturun, der. Bunlar altı yüzyıldan beri konuşmuyorlar. Tonguç’un karşısında konuşamayan Mahmut Makal, 1950 yılında yazdığı “Bizim Köy” kitabıyla yalnızca ülkemizde değil, dünyada da ünlendi.

Enstitüler yıllar içinde kurumlarına su ve elektrik getirdiler, yol yaptılar. Binlerce dönüm araziyi ağaçlandırdılar, meyve ve sebze yetiştirdiler. Ürün fazlalarını çevre köylere dağıttılar, Beşikdüzü Köy Enstitüsü Karadeniz’den tuttuğu balığı halka ucuz sattı, balığı işledi, bunu için işletmeler kurdu. Malatya Akçadağ’da kayısı, Antalya Aksu’da narenciye, Kars Cilavuz’da peynircilik ve hayvancılık, Kastamonu Göl Köy’de arıcılık gelişti. Köylülere fide ve tohumluk buğday dağıttılar. Hayvan ırkının iyileştirilmesi için çalıştılar. Çevrelerine örnek oldular. Köylere atanan öğretmenler gittikleri köylerin sağlık memuru oldular. Enstitüler öğrencilerine pratik sağlık bilgileri de veriyordu. Ayrıca 7 enstitüde Sağlık Kolu da açılmıştı. Bu enstitülerden altı bin sağlık memuru yetişti. Sağlık Kolları 1947 Programı ile 6 enstitüde kapatıldı. Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ndeki de 1950’de kapatıldı.

Yapılanlar

Köy Enstitüleri’nin Yasası 17 Nisan 1940 tarihinde TBMM’den geçti. Bu kurumların 4274 Sayılı Teşkilat Yasası 1942’de yayımlandı. Ders programları ise 1943’te çıktı. Kurumlar 1946’da bozulmaya başladı, 1947’de 1943 Programı kaldırıldı. 1947 Programı Köy Enstitülerinin özgün programı değildi. Bu programla tarım ve teknik dersler azaltılmış, İş içinde, iş aracılığıyla eğitime son verilmişti. Artık Köy Enstitülerinde de ezber öğretim ağır basıyordu. 1953’te Öğretmen Okullarının programı ile Köy Enstitülerinin programı birleştirildi ve 1954’te bu kurumlar kapatıldı.

Özgün programı altı yıl süren ve henüz kuruluş dönemini tamamlamamış bu kurumlar kısa süre içinde yedi yüzün üstünde bina yaptılar. Binlerce dönüm araziyi ağaçlandırdılar, ektiler, diktiler, biçtiler; küçük be büyükbaş hayvan beslediler. Aralarında arıcılık ve ipekböcekçiliği yapanlar vardı. Enstitülere su, elektrik getirdiler. Makineli tarıma geçtiler…Çoğu kendilerine yeter durumuna geldi. 17 bin öğretmen, 1599 Sağlık Memuru, 8765 Eğitmen yetiştirdiler. Tüm bunlar için devletin bütçesinden harcanan para 51 milyon liradır. Bu kurumların bazılarında matbaa vardı, kendileri basım işlerini yapıyordu. Enstitülerin çoğu edebiyat- sanat dergisi çıkarıyordu. Program sürseydi, 1955’te Türkiye’de okulsuz, öğretmensiz köy kalmayacaktı.

Köy Enstitülerine öğretmen ve yönetici yetiştirmek için 1942’de açılan Hasanoğlan Köy Enstitüsü 1947’de kapatıldı. Bu süre içinde Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nden 234 öğretmen yetişti. Yüksekokul mezunu bu öğretmenler 1947 yılında atandıkları enstitülerden alınarak apar topar askere alındılar. İçlerinden 28’i çavuş çıkarıldı.

Köy çocuğunun ilköğretimden yükseköğretime dek eğitim- öğretim görmesinin önüne geçilmeseydi, bugün durumumuz çok farklı olacaktı. 1947 yılından sonra köyün ve canlanması ve köy çocuğunu okuması istenmedi.

Köy Enstitüleri özgün kurumlardı, o günkü Türkiye’nin somut gerçeklerine göre oluşturulmuşlardı. O tarihlerde köye öğretmenin yanında yapıcı, demirci, marangoz, tarımcı, teknik eleman, arıcı, sağlıkçı gerekiyordu. Enstitüler köyün istediği bu elemanı yetiştirmeye başlamıştı: ama ne yazık ki çok erken boğuldular.

Dünyanın hiçbir ülkesinde Köy Enstitüleri gibi bir eğitim atılımı oluşturulabilmiş değildir. Bu nedenle İsmail Hakkı Tonguç “Bir Eğitim Devrimcisi”dir. İsviçre’de 1950 tarihinde 3 cilt olarak yayımlanan Eğitim Ansiklopedisi’nde de Tonguç, eğitim devrimcisi olarak hak ettiği yeri almıştır.

Cengiz Öksüz
Yeni Kuşak Köy Enstitüleri İstanbul Şubesi

 

Türkiye'de Köy Enstitüleri'nin 85. yıldönümü kutlama programı - kapanış #isikbinyili #lightmillennium


Kaynaklar:

İsmail Hakkı Tonguç, Canlandırılacak Köy, İş Bankası Kültür Yayınları
İsmail Hakkı Tonguç, Mektuplarla Köy Enstitüsü Yılları, çağdaş Yayınları
Engin Tonguç, Bir Eğitim Devrimcisi/ İsmail Hakkı Tonguç, YKKED Yayını
Pakize Türkoğlu, Tonguç Ve Enstitüleri, İş Bankası Kültür Yayınları
Niyazi Altunya, Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış

 

CENGİZ ÖKSÜZ – Ana Konuşmacı
1950 yılında Kastamonu’nun Araç ilçesine bağlı Doğanca köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Araç’ta, liseyi Karabük’te okudu.1973 yılında Bursa Eğitim Enstitüsü’nün Türkçe Bölümü’nü bitirdi.
Türkiye’nin birçok yerinde Türkçe- Edebiyat öğretmenliği yaptı.
Öğretmen örgütlenmesinde görev aldı. TÖB-DER ve EĞİTİM- İŞ yöneticiliği yaptı.
Sendikanın aylık yayın organında eğitim, örgütlenme, öğretmenlerin özlük ve meslek sorunlarıyla ilgili yazılar yazdı.
Emekli olduktan sonra eğitim ve yakın tarih araştırmalarına ağırlık verdi. Bu konularda video çekimleri yapıyor, gazete ve dergilerde yazılar yazıyor, televizyon programlarına katılıyor.
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nin İstanbul Şubesi Başkanlığı’nı yürütüyor ve Derneğin Yeniden İMECE DERGİSİ’inde yazılar yazıyor.

 

ORTAK GELECEĞİMİZ İÇİN ÇAĞDAŞ KÖY VE KENT ENSTİTÜLERİ

KÖY ENSTİTÜLERİNDE “BELLETMEN” TANIMI?

Köy Enstitüleri: Bugünün Dünyasında Nasıl Yeniden Hayat Bulabilir?

You may also like...