KÖY ENSTİTÜLERİNDE “BELLETMEN” KİME DENİR?

KÖY ENSTİTÜLERİNDE “BELLETMEN” KİME DENİR?

  • Kadriye Akkuş BAYRAŞA, Açılış Konuşması, Atatürkçü Dünya Düşünce Platformu #ADDP Temsilen

    Bu metin, “Türkiye’de Köy Enstitüleri: Özgün Bir Eğitim Modeli” adlı sanal etkinlikte, Köy Enstitüleri’nin 85.Yıldönümü Kutlaması‘nın Açılış Konuşması olarak sunulmuştur.

Türkiye'de Köy Enstitüleri'nin 85. yıldönümü kutlama programı - Açılış Konuşması #isikbinyili #lightmillennium

[Isikbinyili.Org] Köy Enstitüsü mezunu bir babanın çocuğuyum. Ben de babamın izini takip ederek liseyi İlköğretmen Okulunda okudum. İlkokul öğretmeni olarak mezuniyetimden sonra Ankara/Kalecik/Tüney köyünde göreve başladım. İki yıl köy öğretmenliğinden sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik bölümünü kazanarak eğitimime orada devam ettim. 40 yılı aşkın süredir müzik öğretmenliği yapıyorum.

Bugün burada bulunmak benim için çok heyecan verici, aynı zamanda büyük bir onur. Atatürkçü Düşünce Dünya Platformu‘ nu temsilen aranızdayım, ve dünya Ataturkculerinin, Atatürk’ ün barış ve insanlık felsefesinin yanısıra, Köy Enstitüleri projesini tüm dünyaya tanıtmaya hazır olduklarını söyleyebilirim. Çünkü toplumları kalkındırmanın yolu eğitimden geçer. Cahil toplumlara barış felsefesini anlatamazsınız. Bir eğitimci olarak köylüye yönelik eğitimin önemine canı gönülden katılıyorum. Köyün, köylünün ekonomik hayatında, kalkınmasında, aydınlanmasında, köy enstitülerinden yetişmiş eğitimcilerin katkısı şüphesiz daha etkili oldu.

Babam, Mehmet Akkuş 1940 yılında kurulan Samsun Akpınar Ladik Köy Enstitüsüne köyünden seçilen diğer beş arkadaşı ile gelmiş. Bu arkadaşları ile olan birliktelikleri tüm hayatları boyunca devam etti. Onlar benim öz amcalarım, teyzelerim oldular. İyi günde kötü günde, bayramlarımız, doğum günlerimiz, kutlamalarımız, yılbaşı gecelerimiz,kaplıca tatillerimiz izcilik kamplarımız hep birlikte geçti. Tarifi imkansız bir dostluk bağımız vardı her bir aile ile.
Her birlikteliğimizde muhakkak Enstitü günleri anılır, hatıralar anlatılırdı. Eğitimlerinin çeşitliliği, derslerin hedeflerinin mantıksal açıklamaları biz çocukları aydınlatırdı, ufkumuzu açardı.
Köy Enstitüsü mezunu öğretmen bir babanın çocukları olarak ağabeyim ve ben disiplinli, sorgulayan, araştıran, özgüvenli, ve yardımsever kişiler olarak yetiştirildik.

Unutamadığım bir birliktelikte anlattıkları hikayeyi size aktarmak isterim. Yatakhanenin ışıkları belli bir saatte kapatılıyor. Ama daha çok çalışmak, okumak isteyenler sessizce bahçeye çıkıyorlar. Sokak lambasının altında çalışmaya devam ediyorlar. Fazla defter veya kalemleri yok. Çimento torbalarının kağıtlarını atmıyorlar, müsvette kağıdı olarak onları kullanıyorlar. Kalem yerine de kömür.
Babam mezun olduktan sonra gönderildiği köyde okul binası olmadığı için ilk iş olarak köylülerle birlikte okul binası inşa ediyor. Binanın inşaatı bitip eğitim-öğretime başlanacağı sırada Enstitüden geri çağrılıyor ve orada “belletmen” olarak çalışmaya başlıyor. Belletmen nedir diye soracak olursanız: Belletmenler yatılı okuyan öğrencilerin ders saatleri dışında eğitiminden ve gözetiminden sorumlu kişilerdir.
Gözetmen öğretmen anlamına gelen bu unvan, okul yurtlarında ders dışı etkinlikleri düzenler, öğrenme sürecine destek sağlar. Gözetiminde bulunan öğrencilerin ders çalışmasını kolaylaştırır.

BELLETMEN olmak icin gerekli kriterler şöyle sıralanmış:
–  Vicdanlı, disiplinli ve sabırlı bir yapıya sahip olmak, 

–  İletişim becerileri gelişmiş olmak, 

–  Gelişmiş empati becerisine sahip olmak, 

–  Yeniliğe ve gelişime açık olmak, 

–  Kurum yönetiminin verdiği görevleri zamanında yerine getirmek, 

–  Koordinasyonu sağlamak, 

–  Davranış yönetimi konusunda yetkin olmak, 

–  Titiz, sabırlı ve güler yüzlü bir yapıya sahip olmak. 

–  Okul yönetimi konusunda bilgi sahibi olmak. 


Köy enstitülerinden işte böyle nitelikli kişiler yetişiyordu. Bakıyorum da, bu niteliklerden babamda en fazla iki nitelik olmayabilir o yaşlarda…
Köy enstitülerinde spor eğitimine de çok önem verilmiştir. Babam herhalde orada aldigi spor eğitiminin etkisi ile, o zamanlar 3 yıllık olan Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi bölümü giriş sınavını kazanıyor ve 1948 yılında Beden Eğitimi öğretmeni olarak mezun oluyor.

Köy Enstitülerinin kıvılcımını yakan yüce insan Atatürk. Her konuda olduğu gibi bu konuda da görüyoruz ki, “Köy Enstitüleri Eğitim Modeli” onun öngördüğü bir modeldi ve kurulma çalışmaları da Atatürk’ün sağlıklı olduğu dönemde zaten başlamıştı. Ve Köy Enstitüsü projesinin baş mimarları olan ileri görüşlü, gercek eğitim devrimcisi iki kişinin; İsmail Tonguc ve donemin Milli Egitim muduru Hasan Ali Yücel’in cabalariyla da bu eşsiz program gerceklesmisti.
Bu iki değerli egitimcinin genis vizyonu ile Türkiye Cumhuriyeti’nin Nüfusunun yüzde sekseninin köylerde yaşadığı bir dönemde kurulan, Laik ve demokratik ilkelere dayanan köy enstitüleri konsepti, tüm dünyaya örnek olması gereken bir projedir. Keske oyle olsa!

Muzik ogretmeni olarak Köy Enstitülerinin hayranlıkla inceledigim bir programı da Müzik eğitimi. Zamanin ünlü müzik pedagoglarının, eğitimcilerinin muzik egitimi anlayislarina gore duzenlenen muzik programina göre her öğrenci minimum on iki marş, yirmi bir tatbikat şarkısı, otuz beş halk türküsü ve yöresel oyun havaları öğreniyormus. Solfej eğitimine çok önem verilmis, ogrenciler piyano, akordeon, keman, mandolin, bağlama, gibi aletleri calmayi ogrenmis, ve cesitli orkestralar, korolar kurulmus. Aşık Veysel, Enstitüleri gezerek öğrencilere bağlama dersleri vermiş. Ankara’daki Hasanoğlan Köy
Enstitüsü’nde müzik ve diğer sanat dersleri, Ankara Konservatuvarı’nın öğretmenleri tarafından verilmiş. Birçok Köy Enstitüsü mezunu müzik öğretmeni olmus.

Köy Enstitülerinde yetişen öğretmenlerin Turk halkinin yaşamına katkisi birçok alanda basarili olmustur. Cunku bu ogretmenler, sadece köylerdeki ogrencilerin degil, tum koylunun eğitimi ile ilgilenip, köylüyu her alanda; özellikle tarim ve saglik konularinda bilgilendirerek, daha çağdaş bir yaşam için gerekli şeyleri onlara sunmuşlardır.

Atatürk cagdas bir yasam icin izlenecek yolun akıl ve bilim oldugunu, toplumun sorunlarınin bu görüşle çözümlenecegini bircok defalar anlatmis, uygulamistir. Bu yuzden Atatürkçülük akla değer verir, olaylara da bilimsel açıdan bakar.

ATAmızın su sozu tum dunyaya isik tutsun, eğitimcilerin yolunu aydınlatsın:
Ben, manevî miras olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır.“

Saygılarımla

 

  • Kadriye Akkuş BAYRAŞA: Manisa/Demirci İlköğretmen Okulunu bitirdikten sonra Ankara/Kalecik/Tüney Köyü İlkokulunda iki yıl öğretmenlik yaptı. Daha sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik bölümünü kazanıp öğrenimine devam etti. Müzik öğretmeni olan eşinin kazandığı burs ile Amerika Birleşik Devletlerine gitti. Türkiye’ye döndükten sonra İzmir’de ve İstanbul’da Müzik öğretmenliği yaptı.

www.isikbinyili.org

You may also like...