YAKUP ALMENEK’İN “KAN DAVASI” OYUNU, KRONİKLEŞMİŞ BİR ÖNYARGININ PARÇALANIŞINA ÖRNEKTİR...

Yazdır
Üst Kategori: Tüm Sayılar Kategori: Sayı: 24
Yayınlanma: Cuma, 20 Aralık 2013 Bircan ÜNVER tarafından yazıldı.

Yakup Almelek'in Kan Davası oyunu, kitaplaştı. Yedi oyunun yazarı ve bunun üçünü de New York’ta sahneleme olanağı bulmuş ilk Türk oyun yazarı Yakup Almelek’in son eseri Kan Davası’nı (Blood Feud) New York’ta “Off Off Broadway” Abingdon Tiyatrosu’nda 1 Haziran 2012 tarihindeki sahnelenişinde izleme olanağı buldum. Oyunu Amerikalı ve İngiliz oyuncularından oluşan “Complete Theatre Company" sahneledi. Ve Amerikalı tiyatro yönetmeni Annie Ward yönetti.

kan-davasi-3     

YAKUP ALMENEK’İN “KAN DAVASI” OYUNU, KRONİKLEŞMİŞ ÖNYARGININ 'KADIN' ZEKASIYLA PARÇALANIŞINA ÇARPICI BİR ÖRNEKTİR...

“Kan Davası”nın İngilizce’ye uyarlanmasında oyunun kahramanlarından, Derin’i Tom Vickers; Suzan’ı Rachel Loebs; Musa Amca’yı John Mülcahy; Meryem’i Rosalind Ashford ve Ali’yi ise Vincent İngrisano oynadı. Özellikle, Musa Amca da John Mulcahy ve Meryem’de Rosalind Ashford'un oyunları, adeta bizim televizyon kanallarında sergilenen yerli dizilerdeki kadar inandırıcı ve gerçekçiydi. Mulcahy, “Musa Amca” karakterin de bir toprak ağası olarak “güç ve intikamı” birleştirerek başarılı bir performans sergiledi.  Aynı zamanda,“kan davası”’ töresinin öz ve ülke çapında uygumasına parallel, özellikle birinci perdede, “klişhe” bir yorum sergilendi.

Çünkü, “Kan Davası” konusunun ülkemizde çeşitli filmler ve televizyon dizilerinde olduğu kadar “töre”nin  kendisi adeta taşlaşmıştır ve ülke kültürümüzün de bir kangrenidir.  Veya çağımızın en ürkütücü hastalığı olan “kanser”idir.  Bu kanser, ülke insanı ve kültürümüze yasalar tarafından değil, yasaların işlemediği, işletilemediği yörelerde, "yöre insanına" dayatılmış en ağır rutin cezalar zinciri olarak bir halka ve de “klişhe”dir.  Ve bu protitip öyküde, sürpriz veya yaratıcılık yoktur yada genelde aranmaz! Zira bu konuda yapılan herşey, bir öncekini veya bir başka oyunu, diziyi, kitabı, filmi veya davayı anımsatır. 

kan-davasi-ny-ikili-sahne

Bununla birlikte, çok şükür ki, Almenek, evrensel bir gözlük takarak, oyunun ikinci yarısında “taşlaşmış önyargıları kırarak evrensel bir yorum ve mesaj” ile New York’ta, Türkiye adına yüzümüzü ve de yüreğimizi ısıtan ve ışıtan sımsıcacık bir ışık gönderdi.

Bu nedenle, Almenek, halen çağımızın ve insanlığın yüz karası olan “Kan davası”nın “klişhe” yorumları ve benzer kalıba sığdırılan tekrarlarını, oyun yazarı ve sanatçı olarak da kırarak veya belki de bu anlamda önyargılardan oluşmuş “atom”u parçalayarak, karşımıza orijinal bir yorum ve evrensel bir mesaj ile çıktı.

Oyunun püf noktası olan “kan davası” töresinin ise maalesef “erkeğin” ve özellikle de “toprak ağasının” veya “yöre düzeyinde” güçlü olan erkek tipolojisi ve çevresinin ise ne yaparsa yapsın… kanunlar karşısında da “cinayetlerin örtbas edildiği” ve kanun uygulayıcıları tarafından üstü örtük bir korumanın olduğu veya "cezaların caydırıcılıktan cok uzak olduğu" da çeşitli davalar esnasında yıllar içinde kamu bilincine mal olmuştur.

Bu aynı zamanda, “töre” adına “cinayeti” işleyen ve işleten”in de maalesef “kanunlar tarafından” korunduğu bir durumdur veya anlamına gelir…ya da cinayeti işleyen ve işletenin” ülke bazında kanun karşısında “eşit ağırlıkla cezalandırılmadığı” da bir gerçektir.

“Kan davası” gibi örneğin  “namus belası” benzeri törelerin de ilk kez ne zaman nasıl başlatılmış olduğunun da bir tarihçesi –bildiğim kadarıyla- yoktur veya kamu ortak bilincine mal edilmemiştir.

Oysa, en temelde ülkemizin az gelişmiş ve ücra bölgelerinde, özellikle  “4+4+4” uygulamasının değil, bu tür temel eğitimlerin ilkokul birinci sınıftan itibaren resmi egitim sisteminin zorunlu mufredatindan olmak zorundadır. 

“Kız ve erkek çocukları”nın da dördüncü sınıftan itibaren “cinsiyete göre ayrıştırılmarı” da, “kan davası” benzeri törelerin yanlış eğitim politikaları ile devamını teşvik edicidir. “Cinayeti işleyen ve işleteni”n de bunun sonucu olarak, devlet aracılığıyla destekleyici niteliktedir. Temel eğitim aracılığıyla, "cinsiyet ayrımının" ülke bazında topyekün kaldırılması ve yasal uygulamaların da caydırıcı olmak zorunluluğu,  aynı zamanda, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler ve dünya kriterlerinde, "gelişmekte olan ülkeler" kategorisinden "gelişmiş" ve "örnek alınacak model bir bir ülke" kategorisine geçmesinin en temel veri ve kriterlerinden biri olacaktır. Başka bir deyişle, köy köy, kasaba kasaba, vilayet vilayet, “eğitim sistemi” aracılığı ve dayatmasıyla “insanlık ve ülke adına” kendi ayağımızdan vurdurtulmaktan başka birşey olmayacaktır! Bunun aksinin ise toplumsal dokunun daha da parçalanması, sertleştirilmesi ve kırılgan bir hale getirilmesinde, ülkenin resmi eğitim politikalari ve ceza yasaları aracılığıyla, desteklenmis ve kaynaklik etmiş olacaktır!

Oysa temel eğitimde getirilmiş olan "4+4"4" ile “ortak öğrenme, bilinç oluşturma, temel yaşama hakkı ihlallerini önleme ve önüne geçme” bilincinin yerleştirilmesi yerine, körleştirilmesi ve adeta Türkiye'yi Ortaçağ'a çeken bir anlayışın resmen hayata geçirilmesinden başka birşey değildir. Temel yaşama ve insan haklarının güvencesi ise ancak cinsiyet eşitliğine dayalı bir temel eğitimden ve yasaların “caydırıcı gücü ve uygulamasıyla” sağlanabilir.

Ülke çapında ise “kurban edilenin, karısının, çocuklarının ve ailesinin değil”,  cinayeti işleyen ve işleten”in en ağır cezalarla cezalandırılmasıyla, caydırıcı ve yaptırımcı bir güç ve uygulamanın hayata geçirilebilmesi ancak mümkün olacaktır.

kan-davasi-ny-aga-adamlari

Bu noktada, “erkek çocukları” kadar kız çocuklarının da bu konuda ilkokul birinci sınıftan itibaren eğitilmesi de, aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in “Binyılın Kalkınma Hedefleri”nin ikinci hedefi olan “Evrensel Eğitim”in de Türkiye çapında, temel unsurlarından birisinin olması ve uygulanması da zaruridir.

Yıllara dayalı genel bir kanıyla, “Kan Davası” töre ve uygulamalarının, kanun uygulayıcıları tarafından çeşitli yörelerde ve dönemlerde üstü örtük olarak korunmasının da, aynı zamanda doğrudan kız çocukları, kadınlar, eş, anne ve kızkardeşlerde, topyekün kurban edilmektedir.  Bunun sonucu olarak, "kurban verilmiş olan"ın ailesini de doğrudan içine alarak, çok katmanlı olumsuz etkiler ve sonuçlarıyla (multi-facet), adeta tüm bir aile ve "üç kuşağın birden" kurban edilmesine yöre ve yasalar düzeyinde göz yumulmaktadır. 

Ve tüm "acilar, nefretler, kinler, kusaktan kusaga gecen intikam duyguları", yöre veya ülke nezdinde "resmen göz yumularak" ve "töre hatırı"na "tüm bir aile ve üç kuşak birden" cezalandırılmaktadır. Başka bir deyişle, sadece “öldürülen”in değil, en yakını ve tüm aile üyelerinin de yaşamları birbirine kenetlenmişçesine heba edilmektedir.

Oyuna geri dönersek ve öz ve ana mesajı olarak da, “kan davası”na “evrensel bir çözüm”u getiren ise Demir’in karısı Meryem’dir bu gidişata “dur” diyebilecek cesareti-bilinci olan ve bunu hayata geçiren kişi… Bu örnek, aynı zamanda, kız çocuklarının bu konuda  5-6 yasından itibaren kendi gelecekleri ve ailelerinin kaderlerini değiştirecek bilgi, bilinç  ve güçte yetiştirmelerinin de, törenin önüne topyekün geçilmesinin en temel önkoşullarından biridir. 

Bugüne değin, “temel yaşama haklarının ihlali ve zayıfın yasalar tarafından korunması ilkesi ve önceliğinde", göz yumulmakta olan bu nitelikteki töreler, aynı zamanda Türkiye’nin en büyük "insan"ı ve "evrensel" ayıplarından biridir...  Çünkü, bu tür töreleri, Türkiye, ülkenin tarihine çoktan ve topyekün gömmüş olmalıydı!…

kan-davasi-ny-otel

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in 1946’da kuruluşuna paralel üye olmasıyla birlikte ve dolayısıyla, “Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi”ni de imzalamıştır.  Onun bir yansıması olarak, Türkiye’de özellikle çeşitli yörelerde baskın olan ve kemikleşmekten öte taşlamış töreler kadar kafaları da değiştiren, değiştirebilecek olan iki temel unsuru; oyunun ikinci bölümünde Almelek evrensel bir önerge olarak sunmaktadır.

Oysa oyunun ilk bölümünü izlerken, bu kadar “klişe” bir konuyu klişe bir sunumda New York’ta sahnelemenin bir evrensel mesajı var mı veya bunun “evrensel mesajı” nerede sorusuna da yanıt arayarak geçmişti!

Ve Almenek, sadece oyuna “evrensel bir dil ve mesaj” kazandırmıyor. Aynı zamanda, evrensel dil ve mesajını da, “kan davası”nda, birinci derecede “kurban” olarak algılanmayan “kurbanın eşinin”, kendisi için çizilmiş kaderine boyun eğmeyişinin de bir başarı öyküsüdür. Çünkü, “töre”ye karşı mücadeleyi ve törenin önüne geçişi seçmiştir.  Ve bu da çözüm boyutunda "eş/kadın"da kimliğini bulmuştur.  Derin'in, "hedeflenen kurban”ın da, “silaha silah”la yada başka bir deyişle, “korku mekanizması salgını ve bulaşıcılığında, “kendisini koruma ve yaşama hakkını savunma adına” "Gandhian" vari, silahı reddedişi oyunun en çarpıcı ve evrensel çözüme bir yanıtıdır. Çünkü bu aynı zamanda, gerekirse, “silahsız olarak” da öldürülmeyi göze almış olmasıdır.

"Kan davası" töresinin “evrensel  insan hakları beyannamesi”ni temelden çiğneyen ve töreler ve de yasalarla da üstü örtük korunmakta olan ve aynı zamanda “evrensel hukuk kurallarını da çiğneyen” uygulamalara, “Off Off Broadway”de, bu kez Türkiye adına “karalayıcı” veya “yüz kızartıcı” değil, Türkiye’nin bu tür “kemikleşmiş-taşlaşmış” töreleri, aşacak potansiyeli ve kapasitesi olduğu sergilenmiştir. Ve gerektiğinde bu uygulamaların da bir çırpıda, pramidin en tepesinden “yasa dışı” olarak ülke çapında etkin olarak duyurulmasıyla hızlıca “durdurulabileceğinin” de “evrensel mesajı” verilmiştir "Kan Davası" oyunuyla.  Zira, “töre ve gelenekler” sadece Türkiye’de değil, özellikle Ortadoğu, Afrika ve Asya ülkelerinde de yüzbinlerce kız ve erkek çocuğu, kadın ve genç kuşak ve ailelerini de farklı törelerle tehdit etmekte olduğu da günümüz yeryüzü ve insanlığının da,  ne yazık ki bir gerçeğidir. 

kan-davasi-ny-aga-ile-roportaj

Bu noktada, belki Türkiye, “insan hakları ihlalleri”nde törelerin devrede olduğu her konuda, Almenek’in oyununun mesajını yasal düzeyde ve ciddi olarak her aşamada ve ülke çapında uygulamaya geçtiğinde, ancak dünya çapında ve “güçler” dengesinde, Ortadoğu ve Afrika’da “insan hakları”nda, ancak hakettiği yeri alabilecektir!  Aynı zamanda “Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi”nin de öncü uygulayılarından biri olarak, ülkemize karşı sürekli geliştirilen komplo ve karanlık senaryolara da, küresel düzeyde en etkin yanıt verme yöntemlerinden biri olacaktır. 

Sonuç olarak, Yakup Almenek'in "Kan Davası" oyunu, aynı zamanda ülkemizde taşlaşmış bir önyargının da parçalanmasıdır... Ülkemizin de "evrensel değerlere" taşınması ile resmi ve mutlak bir uygulamaya geçirilmesinde, toplumun ortak bilinci ve talebi adına, "olmaz ise olmaz" bir önergedir. 
 

Bircan Ünver, "The Light Millennium” kuruluşunun
Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi ve Işıkbinyılı.Org Kurucu Başkanı
Televizyon Yapımcısı ve Serbest Yazar
New York, 13 Eylül 2012

kan-davasi-kitap-kapagi

Açıklama:

Bu yazının yayını, bir dizi teknik sorun nedeniyle yayınlanma hedefinden bir yılı aşkın bir süreden sonra ancak gerçekleşmiştir. Yazı da Kan Davası sorunu daha geniş bir perspektivden ele alınmış olduğu ve aynı zamanda,  oyun metninin kitaplaştırılması esnasında yazıldığı için, bu yayın ile ilk hedefine ulaştırarak, gecikerek de olsa gün ışığına çıkartmak istedik. B.Ü. 

©Işık Binyılı, "geçici bir süre"  www.onesoul.biz bünyesinde  yayınına devam edecektir. 20 Aralık 2013, New York.

Yorumlar (0)

500 karakter kaldı.

Cancel or

joomla 1.6 templates free

©IŞIKBİNYILI.ORG'un e-yayını; The Light Millennium bünyesinde kamu yararı;na ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Ünver tarafından, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statüsüne (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden geçerli olmak üzere hak kazanmıştır. IŞIK BİNYILI'nın konsept ve vizyonu "Lightmillennium.Org" bünyesinde ilk kez web ortamında Ağustos 1999'da tanıtılmıştır. Ocak 2000 ila Eylül 2005'e değin Lightmillennium.Org bünyesinde yayımlanmıştır. Sonbahar 2005 tarihiyle isikbinyili.org" alan adı ve bağımsız sitesinde yayındadır. Aynı zamanda, 11 Ocak 2010 tarihi itibariyle de Türk Dernekler Kanunu çerçevesinde, İstanbul merkezli olarak kurumlaşmıştır.  Bu sitenin içeriği kurucularının izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tüm içeriği Türkiye'de "IŞIKBİNYILI.ORG"a, uluslararası da "The Light Millennium"a aittir. Uluslararası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."  2005-2011 Pelin Bali tarafından tasarlanmıştır.  2012/23-25.nci sayılar ise Tülün Ulusoy | OdakSevgi.Biz -  tarafından yeni bir platformda kurulmuş ve geliştirilmiştir. Bu sitenin web-hosting'i ise Ağustos 2011-2014 arasında Horon Solutions tarafından sağlanmıştır. | Kurucu Başkan ve Genel Yayın Yönetmeni: Bircan Ünver         E-posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. |  http://www.isikbinyili.org ©1999-2016

By Joomla 1.6 templates free