SÖZ BABA'CIĞIM...

Yazdır
Üst Kategori: Tüm Sayılar Kategori: Sayı: 23
Yayınlanma: Salı, 07 Şubat 2012 Bircan Ünver, Isikbinyili.Org tarafından yazıldı.

 

Bircan Ünver, Isikbinyili.Org

Sevgili Babamin 80.nci Dogum Yılına ithaf ediyorum..   

Son on yıldır beyin şoku, kalp krizi ve damar tıkanmaları problemleriyle minumum noktalarda fonksiyonel olarak yaşayan babam, özellikle geçtiğimiz Eylül (1999) ayında girdiği komayla artık kendi kendine yetemez hale gelmişti. Özellikle üçüncü koma durumuna girdiği geçtiğimiz Şubat sonu ve Mart'ın ilk günleri yaşamının son evresindeyken bile (2000); bilincinin ve gözlerinin kapalı olduğu son günlerine kadar, akıl almaz güçlü bir yaşam bağı ve direnci bulunduğunu çok yakından izledim. Zaman zaman yaşamla ilgili zayıflayan bağlarım, babamı izlerken yeniden güçlendi.  

 

Babam Süleyman Ünver (Eylül 1999, İstanbul)

(1931 - 2000)

 

Artık bu kadar fonksiyonsuz ve bakıma muhtaç olmayı, onuruna yediremiyordu ve bu nedenle verilen ilaçları reddediyordu. İki dünya arasında gidip gelen bilinci arasında; "Annem beni çağırıyor, gideceğim de kızım, sizleri bırakamıyorum." deyince, doktorların beyin hücrelerinin yüzde doksandokuzu işlevsiz dediği halde, o yüzde biri ile bilincine hala hakim olduğunu ve yaşam bağının gücünü sergiliyordu. Bir şey söylemenin, bir yanıt vermenin en güç olduğu bir andı. Gözlerimden yaşlar boşanırken, ikimizde bu günlerin sayılı olduğunun bilinciyle ve hiç bir yalana sığınmadan; "Babacığım, sen bizleri hiç bir zaman bırakmış olmayacaksın" dedim ve odasından kendimi zor attım.

Ben çıkınca, anneme demiş ki, "Bu kızım çok bilgili." Babam, böylece bana bu cümleyi bir yaşam boyu hak etmeye uğraşacak, çok değerli bir armağan bıraktı. Benden son bir dileği de oldu. "Kızım fotoğrafımı çek ve yanında götür". Böylece yaşamımın en zor fotoğraflarını da çekmiş oldum. O son fotoğrafları banyo yaptırdım elbet, ama onlara bakmaya dayanamıyorum. Bu nedenle, daha önce çekmiş olduğum fotoğraflarına yer veriyorum bu sayfada. 

Sevgili babacığım, ne çocukluğumda ne de yetişkin yıllarımda hiç bir zaman doya doya bir zaman paylaşamadık! Ne kadar çok seyahat ederdin. Seyahat etmediğin zamanlarda da ya eve çok geç gelirdin ya da gelmezdin! Seni çok özlerdik.

İlkokulun daha ikinci-üçüncü sınıfındayken, senin seyahatten döndüğün günler okula hiç gitmek istemezdim. Hatta iki kez, -hiç de iyi bir oyuncu olmamama rağmen- karnım ağrıyor diye çok sızlanmıştım da, okula göndermemiştin. Anneme hemen ya şeker şerbeti hazırlatmış ya da limonlu şehriye çorbası pişirtmiştin... 

Bir gün yine uzun bir seyahatten dönmüştün. O dönemlerde kereste ticaretiyle uğraşıyordun. Yanılmıyorsam Koyulhisar'da ilkokul üçüncü sınıftaydım. Annem beni de yanına alarak komşusuna gitmişti. Eve döndüğün haberini komşunun çocukları getirdi. Telaşla annemle eve geldik. Meğerse bir kaç saat önce gelmişsin. Bizi evde bulamayınca, lokantaya gitmişsin. Biraz da annemi evde bulamamış olmaktan olacak, çok içki içmişsin. Seni kapının önündeki taş basamaklarda, bizi beklerken bulduk. İçki de sana dokunmuştu. O gün kucaklayarak, "Kızım okursan, gerekirse ceketimi satarım", demiştin. Bu cümleyi hiç unutmadım ve bu düşünceyi yıllar içinde gerçekleştirmeye çok başka koşullarda çalıştım. Kısmen de başardım.

Bir de yine ilkokulda defterlerime bakınca el yazımı beğenmezdin. "Kızım, güzel yazı yazmak bir sanattır", sözünü zaman zaman tekrarlardin ve bu söz belleğime kazındı. Ancak onaltı yaşında bana aldığın ilk küçük daktilo ve on parmak öğrenmemle birlikte el yazım hiç bir zaman çok güzel olmadı. Bunun bilinciyle de bu kez satırlarımın içeriğinin güzel olmasına hep özen gösteriyorum...    

 

Babam, son nefesine kadar adını yanındayken bile sayıkladığı ve

kırk yılı aşkın süreyle hiç eksilmeyen bir aşkla sevdiği annem Necla Ünver ile.

(Mart 1999, İstanbul)

  

İlkokul dört-beşinci sınıfta yatılı okumak için uzun bir süre ağlaya-sızlaya seni ikna ettikten sonra, sevgili Cemil Öğretmenimin yakın arkadaşın olması nedeniyle, bir de onun fikrini almak istemiştin. Yanıtı ise, "Bircan'ın yatılı okumayı çok istediğine kanma, çok duygusal, sizden uzakta yapamaz," olmuş. Bir daha Nuh deyip de Peygamber dememiş ve göndermemiştin! O zaman henüz altı kardeşin en büyüğü olarak, çocukça sezgimle, bizim evde derslerime yeterince çalışamayacağım endişesiyle, gerçekten yatılı okumayı çok istemiştim. Ortaokul döneminde ise yedi kardeşin* en büyüğü olarak derslerime çalışamıyorum diye ağladığım da çok olmuştu... 

Bu kez lisedeyken çalışacağım, diye tutturdum. Oralı olmadın. Okumamı istiyordun. Bu kez de henüz onyedimde Hürriyet gazetesindeki iş ilanlarına başvuruyordum. Bir altı ay kadar direndikten sonra, baktın olacak gibi değil, bir bankada müdür olan bir arkadaşın aracılığıyla işe girmeme yardımcı oldun.

Zaten evden kopuşum da henüz onsekizine yeni girmişken oldu. Sonra araya okyanuslar girdi. New York'tan bir yılbaşı gecesi telefonla aradığımda (1990), sesin pelte pelteydi. Belki de çok içki içip, sarhoş olduğunu düşünmüştüm. Ama gerçeği üç yıl sonra İstanbul'a dönünce öğrenecektim. Oysa o ilk beyin şoku, kalp krizi ve kısmi felç dönemini yeni atlatmış olduğun bir devreymiş. Annem ve kardeşlerim; üzülmeyeyim, uzaklarda dayanamam diye, benden o süreci tümüyle saklamışlar...

Herşeye rağmen, son yıllarda benimle ilgili endişelerini büsbütün gideremedim. Artık bunca çaba ve yıldan sonra, mesleki anlamda çektiğim sancılara tanık oluyordun. Üzülerek, henüz onyedi yaşındayken çalışmaya başladığım ve yaşamımın ilk sekiz yılını alan bankacılık sektöründen ayrılmasaydım, çok daha iyi bir yaşam standartımın olacağını, son gidiş gelişlerimde ima ediyordun. Seçimlerim uzun ince ve çok dikenli bir yol oldu. Haklıydın... Ancak her ne kadar seçimlerim pratik yaşamda henüz geri dönmediyse de, bundan dolayı hiç pişman olmadım. Çünkü sadece yüreğimin ve aklımın iç sesini dinledim. Hiç endişenlenme... Söz sana babacığım. Bu dileğini de yerine getireceğim. HUZUR VE IŞIK İÇİNDE OL...  

*Annem Necla Ünver'den yedi çocuğu

olan babamın, tüm kardeşlerle hep bir araya

gelebildiğimiz anlar, en mutlu anlarıydı.

Bu yazı, ilk kez The Light Millennium/Isık Binyılı - Mart-Nisan 2000; 2.nci sayıda yayınlanmıştır.

 

Yorumlar (0)

500 karakter kaldı.

Cancel or

joomla 1.6 templates free

©IŞIKBİNYILI.ORG'un e-yayını; The Light Millennium bünyesinde kamu yararı;na ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Ünver tarafından, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statüsüne (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden geçerli olmak üzere hak kazanmıştır. IŞIK BİNYILI'nın konsept ve vizyonu "Lightmillennium.Org" bünyesinde ilk kez web ortamında Ağustos 1999'da tanıtılmıştır. Ocak 2000 ila Eylül 2005'e değin Lightmillennium.Org bünyesinde yayımlanmıştır. Sonbahar 2005 tarihiyle isikbinyili.org" alan adı ve bağımsız sitesinde yayındadır. Aynı zamanda, 11 Ocak 2010 tarihi itibariyle de Türk Dernekler Kanunu çerçevesinde, İstanbul merkezli olarak kurumlaşmıştır.  Bu sitenin içeriği kurucularının izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tüm içeriği Türkiye'de "IŞIKBİNYILI.ORG"a, uluslararası da "The Light Millennium"a aittir. Uluslararası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."  2005-2011 Pelin Bali tarafından tasarlanmıştır.  2012/23-25.nci sayılar ise Tülün Ulusoy | OdakSevgi.Biz -  tarafından yeni bir platformda kurulmuş ve geliştirilmiştir. Bu sitenin web-hosting'i ise Ağustos 2011-2014 arasında Horon Solutions tarafından sağlanmıştır. | Kurucu Başkan ve Genel Yayın Yönetmeni: Bircan Ünver         E-posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. |  http://www.isikbinyili.org ©1999-2016

By Joomla 1.6 templates free