KADERİNİZİ SEVİN

Yazdır
Üst Kategori: Tüm Sayılar Kategori: Sayı: 23
Yayınlanma: Perşembe, 26 Ocak 2012 Dürsaliye ŞAHAN tarafından yazıldı.

 

Bugün 14 Şubat Sevgililer ve Dünya Öykü Günü.

Son cümlemi başa alıyorum: Öykünüzü sevin.

Sondan bir önceki cümlemi yazıyorum: Hayat hikâyenize sahip çıkın ki kaderiniz sizinle olsun.

Başa dönüyorum: Duygularımızı sevmezsek biz hangi sevgililer gününde mutlu olabiliriz ki?

Uslu toplumların, itaatkar bireyleri olarak yaşamlarımız için özgün alın yazıları yazmamız mümkün mü?

Oysa iyi aşk için özgürlük ilk koşul.

Bütün ilahi kitapların ve hatta son günlerin moda konularını içeren kendini geliştirme kitaplarının özünde bu var.

Hayata başlarken duygularımızı sevme özgürlüğüne sahip olabilmeliyiz. Duygularımızı sevebildiğimiz ölçüde kendi hikâyelerimizi yazabiliriz.

Sevebileceğimiz hayat hikâyelerini yazarsak kaderimize küsmeyeceğiz.

Sevgililer günlerimiz hep mutlu geçecek.

İşte bunun için öyküler okumalıyız.

Çevremizi saran öyküleri dinlemeliyiz.

Karşımıza çıkan gizli öyküleri görmeyi öğrenmeliyiz.

Öykümüzü özenle anlatmalıyız.

Kağıt kalem alıp, en az bir kez öykü yazmalıyız. Geleceğe ödememiz gereken bir borç gibi.

Hayat hikâyenizi, düşüncelerinizi, duygularınızı yazmalıyız.

Gelecek kuşaklara, torunlarımızın torunlarımıza varlığımızı bırakmalıyız.

Çünkü onlar da sizin gibi dedelerinin dedelerini merak edecek.

www.yaziatolyesi.org sitesinin düzenlediği yazı atölyelerinden birine katılmayı deneyin.

Sevgililer gününüz muhabbetli, yaşam öyküleriniz hep ışıklı olsun.

 

* * * * * * * * * * * * * * * * * *

  

 

Kısa Öykü

 

Göçmen Kuşlar

 

"Görürsün sen... Bak gör, seninle konuşmayacağım. Hem de hiç konuşmayacağım... Sen,  kendini beğenmiş, ukalanın birisin... Hani, söz vermiştin... Gelecektin... Bana flüt çalmasını öğretecektin... Birlikte sinemaya gidecektik... Sana Vadim'in bir filmini anlatacaktım. Beğenmeyeceğini bile bile onu sana beğendirmeye çalışacaktım. Sen saçma bulsan da gülecektin... O saçmalıkları sana, gülmen için anlattığımı fark edip yine gülecektin... Leo,  neredesin?  Lütfen gel artık. Bak,  kaç gündür ortalıkta yoksun yine..."

******

-Alo!

-Leo sen misin?

-Evet benim.

-Şey, dün beni telefonla sen mi aradın acaba?

-Hayır, ben aramadım... Nasılsın?

-İyiyim. Hoşçakal.

-Hoşçakal.

 

"Pis Leo!  Hep aynısın. Senden nefret ediyorum. Senin gibi bir arkadaşım olduğu için kendime kızıyorum... Aptal Leo. Bir daha seni hiç aramayacağım."

 

******

-Merhaba Leo.

-Ooo! Merhaba,  içeri gelsene.

-Hayır, gelmeyeyim. Yürüyüşe çıkmıştım da geçerken sana da bir uğrayayım dedim.

-Çok iyi etmişsin... Hava çok güzel değil mi?

-Evet, güzel.

-Ne sürdün? Çok güzel kokuyor.

-Hiçbir şey sürmedim, banyo sabunum kokulu.

-Ah pardon,  telefon çalıyor… Bakmam gerek.

-Ben de gidiyordum zaten hoşça kal!

 

"Aptal Leo... Sen ne anlarsın zaten? Senden nefret ediyorum. Şimdi ağlıyorum ama sinirimden... Seni bir daha hiç görmeyeceğim. Eğer beni telefonla arayacak olursan yüzüne kapatacağım... Kim bilir,  belki de o sarı cadı arıyordu..."

 

******

 

-Alo!

-Merhaba!

-Leo sen misin?

-Evet, benim. Uzun süredir senden haber alamayınca merak ettim. Festivalde bir ara uzaktan gördüm seni ama konuşamadık.

-Yaa, öyle mi, demek oradaydın? Ben seni görmedim. Neden yanıma gelmedin?

-Yalnız değildim, özür dilerim.

 

 

 

 

"Pis Leo! Festivale seni görmek için gitmiştim. Ne aptalım! Bir daha görürsün. Yalnız değilmiş. Tabii yalnız değildin, yine o Allah’ın belası, sarışın ile birlikteydin. Ve beni haftalar sonra arıyorsun. Dul bir kadınla birlikte olmaya utanmıyorsun! Kim bilir arkadaşların, hatta herkes neler söylüyordur da sen aldırmıyorsun. Çünkü senin gururun, onurun yok."

 

 

 

 

 

-Alo! Beni duyuyor musun?

-Ah, evet Leo, seni dinliyorum... Tiyatroya öylesine gitmiştim işte.

-Beğendin mi?

-Evet... Fena değildi galiba.

-İstersen bir gün oturup tartışırız.

-Vakit ayırabileceğimi sanmıyorum.

-Kendine iyi bak.

-Hoşça kal.

******

"Leo seni çok özledim. Ama seni aramayacağım... Hiç konuşmayacağım seninle. Seni unutacağım...  Belki de başka bir memlekete giderim... Sen o kadınla birlikteyken ne yapıyorsun, ne konuşuyorsunuz diye hiç merak etmEyeceğim. Seni aklımdan sileceğim. Gör bak,  senden nasıl kurtulacağım. Şimdi ağladığıma bakma. Nasıl olsa,  ağladığımı görmüyorsun. Zaten bunu düşünemezsin bile. Çünkü duygusuzun birisin sen."

******

-Hemşire hanım, 16 numaralı oda hangisi acaba?

-Sağdan üçüncü.

-Teşekkür ederim.

-Sen mi geldin Leo?

-Geçmiş olsun. Ne oldu?

- İyiyim. Önemli bir şey yok.

-Uzun süredir görüşemedik. Seni özledim.

-Gerçekten özledin mi beni Leo?

-Tabii özledim.

-Leo, galiba ölmek üzereyim.

-Saçmalama, nereden çıkardın bunu?

-Leo seni çok seviyorum.

-Ben de seni seviyorum. Hepimiz seviyoruz.

-Öyle değil Leo...  Ben hep seni düşünüyorum. Seni çok özlüyorum. Seni aramadım ama gelmeni çok istedim.

-Şey... Şimdi dinlen istersen. Yani, ben de seni seviyorum ama...

-Leo hep aynısın! Lütfen git! Seni görmek istemiyorum!

-Hey dur! Neden ağlıyorsun? Ne dedim sana? Lütfen kendini üzme...

-Leo hemen çık git! Seni görmek istemiyorum artık! Defooool!... Hey! Hemşire, ziyaretçi istemiyorum!

******

"Leo sana söylediğime pişman değilim. Ölüp ölmeyeceğimi bilmiyorum ama seni sevdiğimi bilmeni istiyorum. Aklının bir köşesinde de olsa,  ben de olmalıyım.  Neden bilmiyorum ama  sen bir başkasını sevsen bile,  seni seviyorum."

******

-Hey kim var orada? O çiçeklerin arkasında kim var dedim!

-Merhaba!

-Leo, sen ha! Ne güzel çiçekler. Çok oldu artık gelmezsin sanıyordum.

-Neden?

-Bilmem. Birbirimize çok uzak gibiydik.

-Hadi, yürü gidiyoruz. Göle göçmen kuşlar gelmiş. Sana onların gökyüzünde tek bir çizgide nasıl uçtuklarını göstereceğim.

 

 

*Dürsaliye Şahan’ın Hikâye Hırsızı adlı kitaptan alınmıştır.

 

 Dürsaliye ŞAHAN

www.yaziatolyesi.org

Yorumlar (0)

500 karakter kaldı.

Cancel or