İLHAN MİMAROĞLU - SIRADIŞI BİR MÜZİSYEN VE KELIME SIHIRBAZININ ANISINA: GELDİM, GÖRDÜM, GEÇTİM, GİTTİM... (11 Mart 1926 - 17 Temmuz 2012)

Yazdır
Üst Kategori: Tüm Sayılar Kategori: Sayı: 23
Yayınlanma: Çarşamba, 18 Temmuz 2012 Bircan ÜNVER, New York tarafından yazıldı.

Geldim, Gördüm, Geçtim, Gittim'ten: "Tabular kalksın" diyorlar. Diyeceğim yok. Kalksın tabular. Diyeceğim şu ki, bizim günümüzde geneleve gidip belsoğukluğuna yakalanan ayakta alkışlanmazdı, top oynuyor olsa bile. Şu ki hem de diyeceğim, kafa devrimi yapmak isteyenler karakollarda işkence görürken, hapishanelerde sürünürken; kıç devrimi yapmak isteyenler, ellerinde bayrak, dünyayı sardılar."


İlhan MİMAROĞLU'nun Haziran 2002 de yayınlanan kitabının ana başlığı dört G ile başlıyor: "GELDİM, GÖRDÜM, GEÇTİM, GİTTİM. Bir Özgeçmiş." Kitabın adını ilk okuduğumda, bir özgeçmiş olması nedeniyle de, İlhan Bey'in kendini merkez alarak, hayatı ti'ye alan bir kitap yazmış olabileceğini düşündüm. imimaroglu gggg

 

Bircan ÜNVER , New York

 

Kitabı okuduktan sonra, ilk izlenimim de çok da yanılmamış olmama rağmen, bu konuda düşüncelerim çeşitlendi. Bu dört kelime yaşamındaki en önemli dört olguya referanstı aynı zamanda. Bu dört başat kelimenin hepsinin özünde de hayat arkadaşı, sevgili eşi Güngör MİMAROĞLU'na bir ithaf var. Buna belki sadece bir rastlantı da denebilir! Özellikle, Güngör Hanım'ın adının baş harfinin G ile başlaması ve kitapta da bir kelimenin sihrinden ötekine uçuşan düşüncelerle, böylesi bir yazı Sihirbazı'nın kitabına seçtiği dört harfin, hepsinin de başlangıcının G olmasının, sadece bir rastlantı olamayacağını düşündürüyor. Çünkü bu kitabın arka kapağında, 1926 yılı doğum tarihini de gösteren nüfus hüviyetinin bir örneği basılmış. Dolayısıyla bu kitap, İlhan MİMAROĞLU'nun tüm yaşamının da bir ÖZ'ü ve geçmişle bugünün her an iç içe dansettiği özgün bir özeti de aynı zamanda.

 

 

Kitabı ne zaman elime alsam, Geldim; yeryüzüne gelişine ve Güngör Hanım'a, Gördüm; kimsenin görmek istemediğini görme yeteneğine ve Güngör Hanım'a, Geçtim; bugüne kadarki Güngör Hanım'la paylaşımlarına, Gittim; geride bırakacaklarımın hepsinde o var, anlamında; MİMAROĞLU'nun bu kelimeleri çok ustaca seçmiş olduğunu, düşünüyorum.

 

imimaroglu ggunce"Günsüz Günce, 1990" "Geldim, Gördüm, Geçtim, Gittim - Özgeçmiş, 2001" Pan Yayıncılık


Gerçi, kitabının adını başlangıçta, "Değişmesi Gereken" adli bölümde, "Geldim, Gördüm, Fıttırdım", olarak düşündüğünü, Zülfü Livaneli'nin bir sorusuna karşılık açıklar. Livaneli'nin bu ismi beğenmesi ve o adla kitabının çok iyi satabileceğini ifade etmesiyle, eğer gerçekten kitabı çok satarsa bu kez özgeçmişine tezat olur endişesiyle, kitabının bir önceki adını değiştirir.

Kitabının adı, aynı zamanda İlhan Bey'in çok yönlü sanatçı kişiliğinin de bir açılımı olarak yorumlanabilir: Geldim; müziğine, Gördüm; kitaplarına, Geçtim; fotoğraflarına, Gittim; de yine Güngör Hanım'la kırkyılı aşkın bir beraberliği, başlıbaşına bir sanat olarak yaşamaları anlamında...


Bir yazı sihirbazı olarak İlhan MİMAROĞLU, kelimelerin büyülü dünyasına çok keyifli ve bir o kadar da düşündürücü bir yolculuğa çıkartıyor okuyucusunu. Bende çok sarsıcı bir etki uyandıran bölümlerden biri, ŞENLER (gay'ler) ve MİDİLLİLER'in (lezbiyen) Amerikan toplumunda yükselen statüleri ve ağırlıkları, diğer bütün kültürel ve sosyal projelere, gruplara verilen payları, destekleri geçmeye başladığına düşündürücü referanslarıyla birlikte, özetle şöyle değerlendiriyor bu sonucu, "Kafa Devrimi Yerine Kıç Devrimi" adli bölümde:

"Tabular kalksın" diyorlar. Diyeceğim yok. Kalksın tabular. Diyeceğim şu ki, bizim günümüzde geneleve gidip belsoğukluğuna yakalanan ayakta alkışlanmazdı, top oynuyor olsa bile. Şu ki hem de diyeceğim, kafa devrimi yapmak isteyenler karakollarda işkence görürken, hapishanelerde sürünürken; kıç devrimi yapmak isteyenler, ellerinde bayrak, dünyayı sardılar."


İlhan Bey, kitabında kelimelerin sihrini bize sergilemesiyle, okuyucuyu Sihirbaz'ın ustatlığına hayran bırakıyor. Siz hiç yüzünüzde, alnınızda ya da bedeninizde bulunan ben'lerin, "bizler" de olabileceğini düşünmüş müydünüz? Örneğin: "Bendenizin Bizi." olabileceğini...

Oysa kitabı okuduktan sonra, ben'leri biz'ler olarak düşünmeden yapamıyorum. "Kapıların Pencereleri" deyince aklınıza ne geliyor? "Ufacıcık yumuşaçıcık tekeli" size ne'yi çağrıştırıyor? İnanamayacağınız kadar günlük hayatınızın içinde olan birçok şeye, yepyeni bir bakış açısı ve anlam zenginliği kazandırıyor.

Amerika'da en pahalı olan ve en çok öldüren'in ne olduğunu merak etmiyor musunuz? "En Çok Öldüren" bölümünü okuduğunuzda, bu bilginin sizi de çok yakından ilgilendirebileceğini göreceksiniz:

"Amerika'da ölenlerin hangi nedenlerle öldükleri (ortalama sayılarla):

_ Otoyol kazalarında yılda ortalama 43.

_ Göğüs kanserinden yılda 42.300 kişi ölüyor.

_ AIDS'ten yılda 16.500 kişi ölüyor. (Tıp Enstitüsü'nün raporu-Institute of Medicine)

_ Hastanelerde yapılan yanlışlıklar yüzünden yılda 98.000 kişi ölüyor."


Bu sonucu yazar, uçak kazaları ile kıyaslarken, bir uçak kazasında ölme riskinin mi yoksa hastanede tedavi olmanın mı daha riskli olabileceğiyle ilgili olarak sizi; günlük gazete ve yorumlarda duyamayacağınız çok farklı bir değerlendirme, bir yığın soru ve de endişelerle karşı karşıya bırakıyor.

Bu anlamda, Amerika'ya henüz yeni geldiğimde, bazı uyarılar almıştım. "Sakin ha, dikkat et, doktora ya da avukat'a işin düşmesin." şeklinde. Bu uyarılar daha çok, bu alanlarda "çok pahalı hizmet verilmesi" anlamındaydı. İlhan Bey'in tesbitinde ise durumun çok daha vahim olduğu ve "herşeyden evvel ve sonra", Amerika'da hastalanmamak gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

İlhan MİMAROĞLU'nun yaşamı, sanatı ve kitapları şeffaf ve bir prizmanın her bir kesitinden diğer kesitlerin parlak ışıkları olarak yansıyor. Kendisiyle barışık, başlangıçta kendisinden talep edildiğinde yazan ve daha sonraları da, "kendi yazdıklarını okumak" için kendine has, özgün bir yazar.

Genel olarak uzun zamandır kafamı kurcalayan "insanın sevdiği yazı-çizi-sanat"ı meslek seçmesi ve yaşamda aynı oranda tüketimine talep olmaması nedeniyle, özelde sanatçıların genelde tüm insanlığın; sadece sevdikleri işleri yaparak geçinmeleri ne zaman mümkün olacaktı?

Bu genel soruya, İlhan Bey'den bugüne değin kendi sanat eserlerinin toplamının ne kadar geçinme süresine döndüğüyle ilgili bir başka düşündürücü yanıt da, "Uzunu kısası" adli bölümünde yer alıyor:
"Ömür boyu yazdığım yazılardan bana ödenen paraları toplasanız, altı ay yaşamaya yetebilir belki. Müziklerime ödenen paraların toplamıysa üç hafta."

Yarım asrı aşkın New York serüveni, yazarlığı ve besteciliğindeki ustatlık mertebesi ve en başlangıcından beri uluslararası çizgiyi yakalamış bir sanatçı olarak; müzisyenliği ve de yazarlığı ona yaşamının tekerleğini döndürmek için bu kadarcık "enerjinin paraya dönüşmesi" anlamında bir katkıda bulunduğunu ifade etmesi, sanatın ne kadar güç yapılabilirliğine ve düşünceye, sanata ne kadar az bir değer ödendiğine, çok dikkat çekici bir özet de aynı zamanda. Aklımı kurcalamaması elimde değil, bugüne değin tüm yazı-kitap ve müziklerine ödenen maddi değerlerin toplamı, "ancak toplam 6 ay 3 hafta yaşamasına yetebilir," diyor! 

 

Bu özet, sanatçıların ve sanatçı adaylarının, genel anlamda sadece ürettikleri sanatlarıyla geçinmek zorunda kaldıklarında, daha çok ince sivri tellerden oluşan dikenli dar ve uzun yollardan geçmek zorunda kalacaklarının da somut bir göstergesi sanki...

 

Elektronik müzikle haşır - neşir olmamış biri olarak, bu konuda yanlış bir ifade kullanmaktan çekinirim. Bir kez, yanılmıyorsam 1993 yılındaydı, Lincoln Center'da piyano için yazdığı bir bestesini dinlemiştim. Farklıydı ve sevmiştim. Ancak bir daha o besteyi de dinleme olanağım olmadığı için, bugün tam olarak da anımsamıyorum. Bu nedenle, İlhan MİMAROĞLU'nun müzisyenlik boyutunu, İngilizce röportaj da Mehmet DEDE, işledi. Bununla birlikte, İlhan Bey'in geçtiğimiz yıl çıkan, "Outstanding Warrants" adli CD'sini geçen yıl evde ilk kez dinlerken, o ara dört yaşında olan küçük oğlum, "fantastik ve tuhaf" olarak değerlendirdi, bu müziği. Çocukların pür ve önyargısız algı ve tepkilerine daha çok güvendiğim için, oğlumun bu yorumu çok hoşuma gitmişti.

 

. . . .

 

 

Eğer İlhan Bey'in hayat felsefesini ilk olarak başkasından duymuşsanız, o da büyük bir yanılgı ve eksiklik olacaktır. Çünkü genel olarak insanlar yüzeyde duranı öz gibi sunmaya çok yatkın olduklarını, İlhan Bey'i tanıyınca, daha iyi anladım. Çok nadir de olsa farklı zaman dilimlerinde, bir etkinlikten sonra bir yemeğe gitmek, ya da çeşitli etkinliklerde rastlaşmalarla yaklaşık on yıllık bir zaman diliminde gerçekleşen kısa kısa konuşmalarla, onun hakkında genel olarak yansıtılanlardan farklı bir izlenim oluştu. Örneğin, İlhan Bey'in söylenenin aksine "pesimist" değil, pesimistliği ya da kötüye gidişi ti'ye aldığını düşünüyorum. Esasında, onun çok karamsar olarak nitelenmesine neden olan saptamaları, bugün Türkiye, New York ya da Amerika'nın; onun tespit ettiği verilerde kalması sağlanabilseydi, genel anlamda YERYÜZÜ, bugün olduğundan çok daha iyi bir konumda olabilirdi! 

 

Bu anlamda, düşünceye ve hayatı algılayışa yeni bir boyut getiriyor, tesbitleri ve onları bize kendi ince süzgecinden geçirerek yansıtmasıyla...


* * * * *


1992 yılında, İlhan Bey ile QPTV için bir söyleşi yapmak düşüncesiyle, her zaman olduğu gibi dileğimi Güngör Hanım'a ilk olarak ilettim. Güngör Hanım kendisiyle konuşacağına ve yardımcı olmaya çalışacağına söz verdi. Bu anlamda bir de görüşme yapmıştık. Bir sorun vardı. İlhan Bey, video-kamera çekimi istemiyordu. O zaman alternatif bir öneri geliştirdim. Kapsamlı bir video-röportajı yapalım ama kendi görüntüsü yerine tamamen duvar fotoğraflarından oluşan görüntülere, sesinin eşlik edebileceği önerisini götürdüm. Bu önerim de benimsenmemişti!

 

Geçtiğimiz Mart (2001) ayında, Güngör Hanım'la yeniden İlhan Bey için gündemde olan bazı sanat etkinlikleri nedeniyle görüştük. Aklıma takılmıştı işte. Hala İlhan Bey'le bir proje gerçekleştirememiştik ve bu kez Light Millennium/Işık Binyılı için bir röportaj yapma dileğimi ilettim. Bu kez başka bir sorunla karşılaştım. Birincisi: İlhan Bey, ancak yazılı röportaj kabul ediyordu. İkinci olarak da, kendi anlatımın - röportajının, web'te yayınlanacağı ve Türkçe karakterlerin deformasyona uğrayacağı için(!!!), Türkçe röportaj vermeyi kabul etmiyordu. ...

 

...

 

"Güngüz Günce" adli kitabını ilk 1990'ların başında okuduğumda, New York'taki Özgürlük Anıtı'nı niçin karaya değil de okyanus'un üzerinde kurmuşlar, çünkü Amerika'ya göç etmek isteyenler karaya ulaşamasınlar, yorumu, hala ikinci bir okuma yapmadan, belleğimde aynı tazeliğini koruyor. Yine bu kitabın arka kapağındaki biyografisindeki bir cümle, yaşam boyu unutamayacağım cümlelerdendir. "Güngör'le paylaşımları dışında başka hiç bir yaşanmışlığı yoktur." diyor. Kendisine, bu durumda müzikleri, kitapları ve de fotoğraflarının hayatındaki yerini nasıl tanımladığını merak ettiğimi iletttim.  "Onlar da onunla"ydı yanıtı.

Bir kez daha büyülenmiştim, tüm yaşamlarını hem iki kişi olarak geliştirerek sürdürmüş olmalarına hem de ikisinin kırkyılı aşan birlikteliğinin de, kendi içinde başlıbaşına bir sanat yapıtı olduğunu kavramak anlamında. Bu açıklama, aynı zamanda, çok kısa, çok yalın kelimelerle bir kitabın tüm özünü adeta bir 'microchip'e indiren bir anlatım. Günsüz Günce, Karşı Köşe ve yeni kitabında, Güngör Hanım'la yaşanmışlıkları, her kitapta yaşanmışlık boyutuna paralel olarak yer alıyor. Sadece bu özelliğiyle bile, İlhan Bey; yaşamını ve paylaşımlarını şeffaf olarak yazılı eserlerine, tüm özgünlüğü ve içtenliği ve o sarsıcı tesbitlerine ve grift zaman kurgularındaki anlatımıyla; yaşadığı çağı kendine özgün yorumlayan bir düşünür ve sanatçı.

 

imimaroglu gggg

 

Yine, İlhan Bey'in Geldim, Gördüm, Geçtim, Gittim adlı kitabında yer alan ve bu yazının başlangıcında yer verdiğimiz, "Kafa Devrimi Yerine Kıç Devrimi", tesbitine bir kez daha bakmakta yarar var.

Neden yeryüzünde herkesin bu kadar cinsel özgürlükten söz ettiği kadar düşünsel özgürlükten söz edemediğine, kendimce bir yanıtım vardı. Bu yanıt, "özgürlük" lafını en çok kullananların erkekler olduğu için yalnızca erkeklerin sunumunda, tekelinde ve uygulamasındaki bir özgürlükten söz edildiğini, çoktandır kavramıştım. Hatta, o çok yüceltilen 1968 Özgürlük Hareketleri'nin de, daha çok erkeklerin cinsel özgürlüklerinde bir açılım sağladığını ve onun sonuçlarını, kadınların aynı özgürlük ve sorumsuzlukla yaşayamadığı için; özünde yarım, sorumsuz ve kadınlara kültürel olarak maledilmemiş bir anlayış olduğu sonucuna varmıştım, 1968 döneminin özgürlük eylemlerini...

Özellikle aradan yirmidört yıllık bir zaman geçtikten sonra bile, yeryüzünde kadınlığın, cinselliğin, dolayısıyla anneliğin getirdiği temel sorunlar da hala çok yol alındığı söylenemez. Bu genel yoruma katılır ya da katılmazsınız, o başka! Ancak bugüne değin İlhan Bey'in özümsediği kadar güçlü, somut ve farklı bir değerlendirme okumamıştım, hem tüm bir geride kalan 20nci yüzyıl adına hem de henüz başında olduğumuz 21nci yüzyıla yönelik olarak...

Bu genel çerçevede ve İlhan Bey'in bize getirdiği ışık altında, bir kez daha herşeyi yeniden geriye giderek düşünmek gerekiyor: Örneğin, neden hala bugün bölgesel, etnik ya da din savaşlarının devam etmesine rağmen, 1930'ların başındaki kadar bile bu gidişatın, üstelik İnternet ve üstelik Satellite'a, dolayısıyla küresel iletişim ağına rağmen, dünya medya ve kamuoyunu, o günkü kadar çok da ilgilendirmediği üzerine!

"Silahsızlanma" ya da "savaşa hayır" kampanyaları, "War Resisters League" (1919'da kuruldu) ve "The League of Nations"un 1932 yılındaki, ilk "silahsızlanma" konseyinin gerçekleşmesine ve o tarihte Amerika, (*) "The League of Nations"a üye değilken bile, 1.5 milyondan fazla imza ile bu konseyin "silahsızlanma" talebini o tarihte destekledi. Yine o dönemde başta Avrupa olmak üzere bir çok ülkede dalga dalga gösteriler yapıldı.

 

Bugün hala devam etmekte olan savaşlara, dolayısıyla doğrudan her türlü silah üretimine, "savunma" adıyla ayrılan, üstelik artan bütçelere rağmen, bu anlamda toplumlar tarafından her yıl tekrarlanan "gay" ya da "lezbiyen" geçit törenlerine benzer, gösteriler, ilgiler ya da tepkilere de henüz rastlayamıyoruz!

Bütün bunlarla birlikte New York sokaklarında , o seks grubunun öncelik hakları, şu seks grubunun özgürlük hakları gibi, İlhan Bey'in 'biz ne özgürlüğü istedik ama hangi özgürlük gerçekleşti"ye bir tepki göstertecek kadar, şehrin günlük trafiğini, yaşamını altüst eden çılgın gösteri yürüyüşlerinin ardı arkası kesilmiyor!

Bir kez daha iyicene düşünmek gerek, niçin, "cinsel" özgürlüklere gizli ya da açık gösterilen bunca toleransa, açılan bayraklara karşın, düşünce özgürlüğünü talep edenlere özellikle baskıların, yasakların, hapislerin ve işkencelerin hala uygun görülmekte olduğunu!!!

 

_ _ _ _ _

 

İLHAN MIMAROGLU: SIRADIŞI BİR MÜZİSYEN VE KELIME SIHIRBAZININ ANISINA

İstanbul, 11 Mart 1926 - New York, 17 Temmuz 2012


AÇIKLAMA: Bu yazı, Kış 2002 - Sayı 8 ve Işıkbinyılı/Lightmillennium'un 2. Yıldönümü'nde İlhan Mimaroğlu'na ithafen yayınlanmıştır <http://www.lightmillennium.org/winter_02/isikbinyili_kis_02/bu_imimaroglu_sihirbaz.html> .

86 yaşında ve 17 Temmuz 2012 tarihinde, New York'ta aramızdan ayrılmış olan Mimaroğlu anısına, kısmı bir kısaltma ve bu kez, Mimaroğlu'nun da içine sineceği şekliyle Türkçe karakterlere dönüştürülmüş olarak  yeniden yayınlanmıştır. 

 


"Geldim, Gördüm, Geçtim, Gittim" & "Günsüz Günce"
(İlhan MİMAROĞLU'nun kitapları - Pan Yayıncılık)
Karşı Köşe, İlhan Mimaroğlu, İyi Şeyler Yayıncılık

 


Bircan Ünver, IŞIKBİNYILI.ORG, http://www.isikbinyili.org - 17 Temmuz 2012, New York.

Yorumlar (0)

500 karakter kaldı.

Cancel or