AŞK'IN YENİ ROLÜ...

Yazdır
Üst Kategori: Tüm Sayılar Kategori: Sayı: 23
Yayınlanma: Pazar, 12 Şubat 2012 Bircan ÜNVER tarafından yazıldı.

 

 

İnsanlar yarım gelip yarım gitmek ve tüm yaşamının da; ikinci yarısını arayarak geçirmek yerine, yaşamın daha başından o ikinci yarısını bulmalı ve bir bütün olarak gelişmeli, üretmeli, sevgi ve sevda tohumları ekerek, biçerek, aşk ağaçlarını büyüterek geçmeli yeryüzünden...

 

Çünkü insanlığın oluşumu ve devamı; o 'iki kişi'nin mucizevi buluşmasının öz'üdür de...

Belki de insanlığın henüz 'gelişen insan' sürecini tamamlayamamasının en temel nedenlerinden biri; bugüne kadar oluşumu ve varoluşunun özünde 'aşk' öğesinin yetersizliği kaynaklanmaktadır. Göz ardı edilen ya da yeteri kadar işlenmeyen temel sorun bu olmalı. Kadın-erkek, beraber yaşayan, aile kuran ya da kuramayan milyarlarca insan en yakın temel ilişkilerinde saydam değilseler ve daha iletişim - sevgi bazında sorunlarını çözemiyorlarsa, elbet bu öz sorunları maskeleyen ve devleşen sorunlar üretmekten geri  de durmayacaktır.

Aşk'ın pratik yaşamda vıcık vıcık edilmiş ve dumura uğratılmış anlamına inat; bir sinerjiye dönüşebilen aşk, insanlığın gelişmesinin iç dinamiğini oluşturabilir. 

Böylesine öz'nel bir konuda, öz'nel anlatımdan kaçınma olanağı yok! 

Biçimsel ya da paketlenmiş aşk yerine beyinsel-düşünsel aşk'ın varlığı ve gücünü benimsiyorum. Beyinsel haz ihtiyacı, ayrıca yalnızca tek cinsin tekelinde de olamaz. Oysa özellikle bizim geneneksel, din kültürü ve sosyal yaşamda bu böyle sunulmuş ve hatta dayatılmıştır... Sanki, "beyinsel-düşünsel haz, sadece erkeğin imtiyazı ve ayrıcılığındadır ve kadın, bunu hiç mi hiç hak etmez! 

O durumda karşı cinste gerçekte düşünsel hazzı hiç yaşamamış olur. Elbet bunu ifade etmek, böylesine bir anlayışı paylaşmaktan çok daha kolay... Bu anlamdaki ihtiyaçları giderecek neyse ki farklı patikalar var. Gerek ilgi alanlarını genişletmek, gerek düşünsel üretimlere yönelmek, gerekse sürekli bir öğrenme sürecine girmek gibi... Zaten tüm güç, enerji, direnç ve de üretme güdüsü de bu noktalarda bulunuyor. Aynı zamanda tek başına düşünsel bir yolculuğa endekslenmenin yalnızlığı ve ağırlığı da artıyor. 

Yazma nedenimden uzaklaşıyorum!  

O halde bu yazdıklarımın aşkla, aşkın herşeyi değiştirebilecek gücü ya da yeni rolüyle ilgisi nedir?

Düşünsel ya da duygusal aşkla ilgili uykuya dalmış duygu ve düşünceler isyandalar! Sadece sezgilere dayanarak 'bir soluk' olma rolü seçilerek, yaşanan çok güçlü ve çok uzun yıllara dayanan ve tek yönlü ağır bir duygudan, --ki varolan hiç bir şey yok olmaz, yoktan da hiç bir şey varedilemez tabiat kanunu da anımsayarak-- anlayışıyla, bu duygu uçmuyor ancak artık değişimden geçmiş olarak, uyanmayı bekliyor. Bir önceki eğer 'bir soluk' olma rolünü yerine getirdiyse, o zaman 'değdi', demektir! 

Aynı zamanda o duygu yüküne benzer frekanslara düşme eğilimi yine gün ışığına çıkınca, beynimin içinde aniden uyarı canları çalıyor: "Gene saçmalama, kendini aldatma ve kendi kendine masallar uydurma!"

Neden aşkı yazmak bu kadar zor? (Oysa kimilerine göre ne kadar kolay ve en çok karalanan ve yazılan da aynı zamanda...) İç çelişkiler, duygular ve şu içinde geçmekte olunan yeni psikolojik süreç? Çoğu zaman aşkın getirdiği fiziksel arzudan çok düşünsel hazzı yaşamaya eğilimli olmak, buna karşı da bu anlamda bir ilgi varsa, o ilgiyi sezmek, hissetmek ve böyle bir enerji akımına sürüklenmek güdüsü, çoğu kez bir iç düelloya dönüşüyor. Bu aşk'ın ezeli bir handikabı olsa gerek...

Yeni masalım şöyle başlıyor... 

Aşk, sevgi yaşamın iç motoru. Bir çiçeği, güneşi, dün doğumunu, mavi denizleri, dalgaları, bahar da filizlenen ağaçları, geceyi, yıldızları, ayı, bulutları, bir içten gülümseyişi sevmek ve üretmek; kendini olumlamanın ve kendinle barışık olmanın birinci koşuludur. 

Ayakların bastığı toprakta ve solunan havada bu sevgiler, ilgiler ve üretimler olmalı. Ancak bunlar hem çok uzun süre tek başına mutlu olmaya yetmiyor hem de hayatı yeteri kadar çoğaltmıyor. Kendini olumlama halkası, düş'ü, arzusu, isteği, gücü ve çabası, aynı zamanda çevreni olumlama, değiştirme gücüne dönüşmüyor. 

Aşk'ın rolü; kendini-çevreni olumlama ve değiştirme gücünü taşımalı ve anlamı ve işlevi de bu olmalıdır. Bir göle atılan taşın etrafında oluşturduğu halkalar gibi büyümeli ve diğer halkalarla birleşerek, genişleyerek aşkın, sevginin o harikulade güzel ve etrafa pozitif enerji yayan özelliğiyle, 'aşk' kavramı; evrene pozitif bir enerji olarak dönüşmelidir. Başlangıçta büyük bir heyecan ve coşku yaratan aşk, yanlış sunulan bir paketin açılması örneği hayal kırıklığı yaratmışsa, o zaman sorumluluğu 'aşk'ta değil, 'yanlış seçimde' aramalı ve 'aşk'ın aynı zamanda çağlar boyu trajedileri çağrıştıran anlamı  artık, değişmelidir ve değişmek de zorundadır...

Biz mevcut anlamına ve "dram ve trajedilerle yüklü" rolüne sahip çıktığımız sürece, insanlığın 'olumsuzluk' çizgisinden 'olumluluk' çizgisine geçeceği de yok!!! 

Kendimizi, çevremizi, yaşamı ve evreni olumlamak için, öncelikle aşk'tan beklentilerimiz değişmelidir. 

Aşk'ın pozitif sinerjisi ile 'mümkün' görünmeyeni 'gerçek' kılmak çok olağan olabilir. Bu nokta da 'negatif seçim' ve 'pozitif seçim' konuları gündeme geliyor. Aşk, en idealize ettiğimiz ve en 'özel' olan seçimimiz olmalı ve bu seçimde; ister düşünsel ister fiziksel boyutta olsun, 'olumlu'yu üretmenin, 'mutluluğu' yaygınlaştırmanın ortak özellikleri ve olabilirlikleri aranmalı.

Bu nedenlerle aşkın iki kişilik bir dünya kurmanın ötesinde bir rolü - işlevi vardır. Bunun anlamı, iki farklı ve bağımsız bir dünya ancak aşkla, tutkuyla, sevgiyle oluşan birlikteliğin getirdiği güçle, büyük boyutlu bir paylaşım ve üretim sürecinin içinde olmaktır. Aşk ya da arzu bir ateştir ve iki ateş birleşince, arzunun alevi büyür, büyür ve bir volkana dönüşebilir. Eğer arzu cılızsa ya da yeteri kadar güçlü değilse, arzunun üzerine soğuk bir su serptiğinde, ateşin dumanını görürsün ancak... Burada, "duman"ı olumlu olarak nitelemek de mümkün. Arzu bir ateşse ve bu ateşe yaklaşan yine bir başka arzu ise; öncelikle bu iki büyük arzunun büyük bir ateşe, aleve, hatta bir volkana dönüşmesi kaçınılmaz. O zaman iki büyük ateşin sıcaklığının oluşturduğu bir nem oluşacak ve o nem de 'pozitif bir enerji' olarak bir buhara dönüşecektir er geç. 

Aşkın yeni rolü için evrene yazılan bir taleptir bu ayni zamanda: Evrenin tüm güçleri "aşkın yeni rolü" için hemen harekete geçiniz!

Güçlü bir aşk, tutku ve sevda onu içine alan iki kişiyi yeniden yaratmalıdır hem kalıpları - tabuları kırarak hem de çevresini genişleterek, içine alarak, çogaltarak ve de etkinleştirerek... Yoksa, iki kişiyle başlayıp biten aşk, olmaz...  Zaten var sayılan da çogu kez, bir saman alevi gibi soner ve biter... Ya da, bedensel arzularin giderilmesinden öte gidemez...

Şimdiye kadar taraflarca üstlenilen tüm pasif ve negatif roller tersine çevrilmelidir. Ortak kararların düne ya da bugünün kısır döngü hesapları üzerinde değil; ışıklı, aydınlık ve parlak bir gelecek doğrultusunda verilmesinde, özel bir misyonu olmalıdır. Hızla yeşerecek yeni bir aşkı; tüm evreni olumlayacak ölçüde, bir model olarak işleyip - geliştirmek gerek. Aşk'tan 'mümkün' görünmeyen ne varsa 'mümkün' kılan bir büyüye dönüşmesine bir taleptir bu aynı zamanda... Örneğin Bosna'da, Çeçenistan'da veya Türkiye'de ciddi politik ve toplumsal bir sorun mu var, bu sorunların gidişatını tümden değiştirecek bir rolü olmalı aşk'ın.

Ne ilgisi var bunun aşk'la demeyin! Çünkü o savaşları çıkartan ve kendi cevresindeki insanları "insan" saymayan ve gözü kapalı öldüren güç, nereden ve kimden gelirse gelsin, "aşk'tan, sevgiden ve insan'liktan" nasibini almamıştır da ondandır, bitmeyen veya inatla sürdürülen kanlı savaşlar ve karanlık çıkar oyunları ve politikalar... 

Bu nedenle, eminim ki başka insanların hayatı üzerine oynanan politik kararları veren insanların yaşamlarında, pür bir aşk ve sürekli bir sevgi hiç olmadı! 

Yoksa hiç bir sorun, o iç savaşları ateşleyemezdi. Paranın, silahın, uyuşturucunun ve haksız politik ve ekonomik rekabetin, hatta tahribat gücü çok yüksek ve de maskelenmiş, ancak cok etkin ve ısrarla ve uluslararasi duzeyde pazarlanan "öldürme" rekabetinin hakim olduğu yeryüzü sahnesinde, AŞK; birlikte üretmekten duyulacak sürekli bir hazzı ve sevgiyi öne çıkaracak gücüyle, rolüne derhal sahip çıkmalı ve yeryüzü sahnesinde ve her düzeyde yerini almalıdır. 

Ne yazık ki tüm tarih kitapları hep savaşlardan söz ediyor. Bununla birlikte büyük aşkların, geçmişte yeryüzünü nasıl biçimlendirmiş olduğu -olumlu ve olumsuz- ise hep gözardı ediliyor. Oysa insanlığı dünden geleceğe bağlayan en temel fiziksel eylemin öz'ü olarak aşk; geçmişte imparatorlukların genişlemesine, zenginleşmesine, gelişmesine ya da parçalanmasına da aracılık etmişti.

Bu anlamda evrenin tüm görünen, görünmeyen pozitif güçlerini; aşkların, sevgilerin, tutkuların artık birer trajedi olarak yaşanmasına değil, yakalanan görkemli bir mutlulukla yeryüzünün sınırlarını aşmaya ve uzayın derinliklerine doğru sayısız keşiflere birlikte çıkmaya, bir köprü olmaya davet ediyorum.

 

Bircan ÜNVER

 

 - . -

Açıklama: Bu yazı ilk olarak, Lightmillennium.Org'da ve Işık Binyılı'nda Mart-Nisan 2000, Sayı#2'de <http://www.lightmillennium.org/march_april/BUaskinrolu2.html> yayınlanmıştır. Bu yayınında ise Türkçe karakterlere dönüştürülmüş tür ve kısmi eklemeler yapılmıştır. Ayrica, bu versiyonda "onerme kipi" yerine "malik olma kipi" kullanılmıştır. 

©Bircan Ünver, ISIKBINYILI.ORG - http://www.isikbinyili.org - 12 Subat 2012, Queens, New York

Yorumlar (0)

500 karakter kaldı.

Cancel or

joomla 1.6 templates free

©IŞIKBİNYILI.ORG'un e-yayını; The Light Millennium bünyesinde kamu yararı;na ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Ünver tarafından, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statüsüne (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden geçerli olmak üzere hak kazanmıştır. IŞIK BİNYILI'nın konsept ve vizyonu "Lightmillennium.Org" bünyesinde ilk kez web ortamında Ağustos 1999'da tanıtılmıştır. Ocak 2000 ila Eylül 2005'e değin Lightmillennium.Org bünyesinde yayımlanmıştır. Sonbahar 2005 tarihiyle isikbinyili.org" alan adı ve bağımsız sitesinde yayındadır. Aynı zamanda, 11 Ocak 2010 tarihi itibariyle de Türk Dernekler Kanunu çerçevesinde, İstanbul merkezli olarak kurumlaşmıştır.  Bu sitenin içeriği kurucularının izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tüm içeriği Türkiye'de "IŞIKBİNYILI.ORG"a, uluslararası da "The Light Millennium"a aittir. Uluslararası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."  2005-2011 Pelin Bali tarafından tasarlanmıştır.  2012/23-25.nci sayılar ise Tülün Ulusoy | OdakSevgi.Biz -  tarafından yeni bir platformda kurulmuş ve geliştirilmiştir. Bu sitenin web-hosting'i ise Ağustos 2011-2014 arasında Horon Solutions tarafından sağlanmıştır. | Kurucu Başkan ve Genel Yayın Yönetmeni: Bircan Ünver         E-posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. |  http://www.isikbinyili.org ©1999-2016

By Joomla 1.6 templates free