ŞANGAY’DA SÜRPRİZ BİR AÇILIŞ...

Yazdır
Üst Kategori: Tüm Sayılar Kategori: Sayı: 26
Salı, 05 Temmuz 2016 tarihinde oluşturuldu Yayınlanma: Salı, 05 Temmuz 2016 Bircan ÜNVER tarafından yazıldı.

VE İNSAN NEREYE GİDERSE GİTSİN, SONUÇTA KENDİNİ GÖTÜRÜR…

Hani nereye giderseniz, geride birşeyi bırakmış olmazsınız ve de kendinizi de birlikte götürsünüz, demişler ya… Bu benim için, kaynağını hatırlamamakla birlikte, bir kaç kez kanıtlanmış sözlerden biridir…

Zaten değil bir yerden bir yere seyahatle yada bir şehirden ötekine, bir ülkeden diğerine veya bir işten ötekine bir değişim yaptığımızda ve hatta evlenip/boşanıp- yeniden evlenildiğinde de, tuhaf olan hayatın kendi içinde şekli/biçimi ve koşulları ne olursa olsun bir şekilde benzer ve insanda derin izler bırakacak olayların birbirine neredeyse tıpatıp benzeyen nitelikte tekerrür etmekte olduğunu bilfiil yaşayanlardanım…

Bu noktadan bir çıkarımla ve konuyu daha genişletirsek, taa ana rahmine düşmüş olduğumuz an’da genlerimize kodlanmış bir yaşam çizgisinden ve hatta daha da ötesine giderek; insanlığın her keresinde sıfırdan doğup-ölmediğini, tam aksine tüm insanlık olarak son bilimsel verilere göre yeryüzünün 13.7 milyar yıllık bir oluşum ve yaşına paralel, bizim de bu kadar, ortak bir yaşımız var yeryüzünde, insanlığın ortak yaşı ve geçmişi olarak…

Yakın – uzak dostlar, bilenler bilir, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Türk Sanatları bölümünde, “Çini Dalı” öğrenimini görmüş olduğum temel dallardan biriydi… Ve daha üniversiteye başlamamış olduğum yıllarda ve  henüz 17 yaşında iken Kütahya’ya gidip bir çok  hem Türk sanatları örneklerinden hem de batı sanatından seramik ev aksesuarları ve küçük idol-heykellerden almıştım… Onlar, taa New York’a ilk gidene kadar da evimin en sevdiğim ve temel eşyalarındandı… Ve Mimar Sinan Üniversitesi’ne başladığım yıl ise önce iş hayatı devreye girmiş olduğu için, düz bir grafik izlemediği için, 24 yaşında kaydımı yaptırmıştım (1983)! Bunun sonucu olarak da, Hali-Kilim ve Çini ana dallarından olmak üzere 1988 yılında mezun olmuştum!

Ancak, üniversitedeki öğrenimime eş zamanlı olarak, serbest sanat muhabirliğine de başlamış olduğum için profesyonel olarak ve mezuniyetin akabinde, ne çini-seramik ne de halı-kilim tasarım ve üretiminde hiç bulunmadım. Ancak, bu öğrenim süreci, kendi kültürel değerlerimizi derinlemesine öğrenmem-tanımam ve kültürel altyapı sağlaması açısından, pratik ve ekonomik boyutta olamasa da, hedeflediğim çizgide çok değerli kazanımları ve katkıları oldu… 

Şimdi bunu nereye bağlamak istiyorsun, diyeceksiniz!

Aradan tam 28 yıl sonra ve ilk kez hayatımda ve üstelik çok kısa bir süreliğine ve tam tamına ise beş günlüğüne Şangay’a, Güney Kore’deki Birleşmiş Milletler’in katılmış olduğum 66.nci Yıllık Sivil Toplum Kuruluşları konferansının akabinde, yeryüzü coğrafyasının Asya tarafına ilk kez ayak basmışken, Çin’e de uğramadan dönmek istemedim.

Bu beş günlük kısa Şangay seyahati de, bir bakıma Güney Kore’deki konferansa ilişkin seyahatin de bir uzatılması olarak programa aldım.

Tabii Şangay ile taa 2010’lara uzanan ve YERELCE’deki ortak yayınlar ve yıllar içinde kazanılmış dostluklar ve paylaşımların da bir sonucu olarak, dörtlü bir Şangay projemiz vardı taa o zamandan… Bu ilk girişimde, dörtlü olarak, Nusret Özgül (Yerelce/Brüksel), Zafer Karadağ (Şangay), Dr. Halit Umar (o dönem, Hollanda ve AnaFilya) ve ben de New York’tan olmak üzere ve özellikle de Zafer Bey’in davetiyle bir Şangay düş’ümüz/planımız vardı!

İlk etapta bu seyaht sonucu, düş’ün 2/4’ü gerçekleştirilmiş oldu… Zira Nusret Özgül ve Dr. Halit Umar bize Şangay’da maalesef katılamadı…

Yazının başına, insan nereye giderse kendini götürür, konusuna geri dönersek… 

İşte Şangay’da da buna benzer birşey oldu…

Zafer Bey ile otelime yerleştikten sonraki ilk telefon görüşmemizde, Pazar günü (5 Haziran), bir Türk arkadaşının bahçesinde “barbeque” partisine davet edilmiş olduğu ve katılmak istersem, beni de davet ediyordu. “Tabii, memmuniyetle…” diyerek, davetini kabul ettim. 

Pazar günü, benim kaldığım otelin tam da zıt tarafında ki metro ile son durakta inmemi ve 9.ncu çıkışta saat 13:00’te buluşmayı önerdi. Saat tam 13:00’te 9/ncu çıkısta buluştuk ve bir  taksiyle arkadaşının evine gittik.

Bu vesileyle Şangay’da yaşayan bir çok Türk ile de aynı zamanda tanışmış oldum. 

Evin arka bahçesine geçtiğimiz zaman, ilk süpriz; bahçenin tamamen Atatürk ve Türk Bayraklarıyla süslenmiş olmasıydı.

İkinci sürpriz ise, “El” şeklindeki nazarlık boncuklarının hepimize takılarak, hediye edilmesi, oldu.

Ve aynı zamanda, adeta unutmuş olduğum ve özellikle ilk gençlik yıllarımda bize gelen tüm misafirlere, kolonya-şeker ile birlikte lokum ikramını da hatırlatacak nitelikte, hepimize kolonyalara eşlik lokumlar ve çay ikram edildi.

Bunların hepsi, yiyecekler, ızgaralarda pişerken yapıldı 

Ve ikramlardan yaprak dolmasında, semiz out ve çoban salatasına ve zeytinyağlılarla, Şangay’da; adeta İstanbul’da bir Türk evinin bahçesinde yapılan ızgara partisindeymişim gibi hissettim… 

Ve henüz süprizler bitmedi!

En çok ilgimi çeken noktalardan biri ise bahçede, hem iki çelenk çiçek olması, hem bahçenin Atatürk ve Türk Bayraklarıyla süslenmiş olması hem de “EL ve dua” tasarımlı nazarlıklarının her bir misafire takılması, oldu.

Sormadan edemedim, ancak hemen yanıt alamadım. 

 “Bekle”, dendi…

Ev sahibimiz ise Ramazan Tüzel ve Çin’li bayan ortağı, Leyla idi…

Bu arada, ev sahibimiz Ramazan Bey’in de doğum günü olduğunu da öğrendik. Kimseye söylememiş. Son anda duyan misafirlerden biri pasta alıp/getirdi ve bu arada doğum günü pastası da, kesildi…

Ancak, esas sürpriz ve “bekle” denme nedeni de bu değilmiş!

Sonunda, şahsen bilmememe ragmen, tabii oradaki misafirlerin bir çoğu biliyordu…

Meğerse, (yanılmıyorsam en az 3 katlı ve bitişikdeki ve arka bahçelerinin de birleşik/bitişik olduğu) ev’de açılış yapılacağı belirtildi…

Önce yeni bir ev alındı, vs. sandım…

Oysa, “BYHAND, Embroidery Art”ın “Show-Room”unun açılışı olacakmış…

Peki, o kapalı ve bahçeli evlere müşteriler nasıl gelip-gidecekti?

Toptan olarak Çin’e ve Avrupa’ya satış yapılıyormuş…

Ve böylece, “BYHAND” ve nazarlık hediyelerinin de nedenini ve anlamını çözmüş oldum! Çünki, yandaki ev’de tüm perde tasarımı “BYHAND” ile bezenmişti. İslam motifi, Osmanlı ve Türk geneleksel sanatları çini ve desenleri ağırlıklı, çini desenli/örme el çantalarından, yastık kılıflarından, duvar ve yer halılarına, duvar panoları, örtüler; tam tamına; adeta Türkiye’de bir Türk-hali ve çini desenleriyle bezeli bir işyerinin açılışına katılmıştım, sanki!

Ve tasarımlardan en çok ilgimi çekenler ise özellikle de çini desenlerinin gerek yastık kılıfı, gerek duvar panoları ve gerekse el çantalarında; özel bir iplik ve dokuma ile yaptırılmış olmasıydı…

Yine, Ramazan Bey’e sormadan da edemedim. Bunların tasarımını kim yapıyor ve nerede üretiliyor, diye…

"Tasarımları ben yapıyorum ve Çin’de üretiliyor", yanıtını, verdi.

 Peki, bu işe yeni mi başladınız, sorusuna ise “hayır”, dedi. "Yedi-sekiz yıldır bu işi yapıyorum ancak bir 'show-room'umuz yoktu. Tüm ürünlerimizi gerek Çin ve gerekse dünyanın her tarafından ilgili toptan alıcılara sergileyeceğimiz bir ‘show-room’u da böylece açmış olduk”, şeklinde yanıtladı…

Evet, insan nereye giderse kendini götürür…  Belki ne kadar uzağa gidersek gidelim, muhtemelen gittiğimiz her yerde köklerimiz ve kültürümüz bizi manyetik bir alan gibi sürekli kendine çekmektedir…

Oz olarak da, tabii herşeyden önemlisi, BYHAND’ın sahibi ve tasarımcısı Ramazan Tüzen Bey ve ortağı Leyla Hanım’ı, Osmanlı ve Türk geleneksel Türk Sanatlarını; ev dekorasyon eşyalarından günlük bayan el/iş çantaları olarak Çin’in dünyaca ünlü ve etkin kozmopolitan şehri Şangay'da üretip, hem Çin genelinde, hem de dünyaya oradan satışa sunmaları ve bu amaçla “show-room”u da açmalarından dolayı kutluyorum.

Ayrıca, Şangay’daki beş günlük kısa bir seyahatte, orada bu açılışa katılma olanağı bulmuş ve fotoğraflarla da belgelemiş olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.  Daveti için de Zafer Karadağ Bey’e ve bizi ortak bir platformda buluşturan YERELCE sitesine ve tanıştırmış olan editörü; Nusret Özgül’e de çok teşekkür ediyorum. 

 

YERELCE: http://www.yerelce.wordpress.com

BYHAND – Embroidery Art http://www.anatoliadeco.com/en/index.php

 
Bu yazı, 4 Temmuz 2015 tarihinde yazılmıştır. Bircan Ünver, Işikbinyılı.Org - www.isikbinyili.org Istanbul, Türkiye.

Yorumlar (0)

500 karakter kaldı.

Cancel or