DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK: ATATÜRK'ÜN "ALTI OK"UNDAN "BİNYIL'IN SEKİZ KALKINMA HEDEFİ"NE

Yazdır
Üst Kategori: Tüm Sayılar Kategori: Sayı: 24
Çarşamba, 18 Aralık 2013 tarihinde oluşturuldu Son Güncelleme: Cuma, 20 Aralık 2013 Yayınlanma: Çarşamba, 18 Aralık 2013 STEPHEN KINZER tarafından yazıldı.


Ana konuşmacı: 
STEPHEN KINZER
Hilal ve Yıldız: İki Dünya Arasında Türkiye’nin yazarı ve Boston Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Öğretim Görevlisi

 -  “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir.”
- Mustafa Kemal ATATÜRK        kinzer-laiklik-alti-ok2

DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK: ATATÜRK'ÜN "ALTI OK"UNDAN "BİNYIL'IN SEKİZ KALKINMA HEDEFİ"NE

BİNYILIN KALKINMA HEDEFLERİNİN ÖNCÜSÜ: ATATÜRK
Uluslararası Iki-günlük Konferansın Üst Düzey Açılıs Bölümü'nden
The Light Millennium ve Stevens Institute of Technology İşbirligiyle

Hoboken, New Jersey, I9 Nisan 2013 


Çok teşekkür ederim, burada olmak gerçekten bir ayrıcalık. Bircan hanıma ve Stevens organizatörlerine de teşekkür ederim. Bu büyük şahsiyetin huzurunda olmak (duvardaki Atatürk resmine işaret ederek) her zaman bir zevktir. Burada Atatürk’ün yukarı bakışını severim; sanki her zaman geleceğe bakar gibi bir izlenim veriyor. Burada yapabileceğimiz en iyi şey, New York’ta Atatürk dönemini (1923-1938) sunmak. Türkiye Büyükelçisi’nin burada olması da harika.

kinzer-changing-the-world
Video için: http://www.lightmillennium.org/lmtv/mdgs-ataturk-keynote-s-kinzer.mp4

Atatürk gerçekten olağanüstü bir şahsiyetti. Bu konferansta görmeye çalıştığımız, Atatürk hakkında biraz yeni ve farklı bir şey. Sanırım Bircan hanımın bu konferansı düzenlerken asıl içgörüsü buydu: neredeyse yüz yıl öncesinin bu büyük şahsiyetini, 21. Yüzyıl’ın en önemli projelerinden biri olan şimdinin Binyıl Kalkınma Hedefleri’yle ilişkilendirmeye çalışmak. Ve gerçekten de ortada çok ilginç bazı karşılaştırmalar var. Biraz bunlar hakkında konuşmak istiyorum.

Öncelikle, kendimize Atatürk’e neden bu kadar yaygın olarak hayran olunduğunu hatırlatalım. Atatürk bir hayalperestti ve yalnızca hayalleri değil, dev hayalleri vardı. Bunun da ötesine gitmek isterim, "dev" demenin ötesinde, onlar gerçekten olanaksız hayallerdi. Atatürk başarmasaydı, o hayallerin çılgın fanteziler olduğunu düşüneceğimiz şeyler yapmaya çalışıyordu, denilebilirdi. Birleşmiş Milletler'in Binyıl Kalkınma Hedefleri de çok iddialıdır—hayaldir. Atatürk’ün, evrensel olarak olanaksız kabul edilecek projeleri gerçekleştirebilmesi, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin dünyayı değiştirmek için kullanılması olasılığına baktığımız bugün için gerçek bir esin kaynağıdır. Doğrusu, Atatürk’ün projesi, Türkiye için ne demekse, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin evrensel ölçekte dünyadaki başarısı da o demektir—tam bir değişim ve zaman ve tarihte ileriye doğru bir kuantum sıçraması.



“I. Dünya Savaşı’nda kaybeden tarafta olan herhangi bir ülkeye dayatılan en ağır karar…”

Atatürk’ün kariyerinde, gerçeklikle ve mümkün olduğu düşünülenle bağlantıyı kopardığını söyleyebileceğim üç önemli aşama vardı. İlki, elbette ki I. Dünya Savaşı’nda ortaya çıkışıydı. Atatürk, o zamanki Mustafa Kemal Paşa, I. Dünya Savaşı’nda önemli bir zafer kazanan tek Türk generaliydi. Bunu, Winston Churchill’den başkasının tasarlamadığı bir askeri görevle yollanan İngiliz Kraliyet Donanması’nı yenilgiye uğratarak yaptı. Atatürk’ün tepkisi temelde şuydu: “Bütün Kraliyet Donanması’nı ve Churchill’in planlarını bana karşı mı kullanacaksınız? Sorun değil. Bunu halledebilirim.” Ve halletti. Yalnızca bu bile tek başına ona Türk tarihinde büyük bir yer verirdi. Sonra, bir sonraki aşamaya geçerek, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Sevr Konferansı’nda Anadolu’nun bölünüp zafer kazanan güçlere devredilmesine karar veren tüm dünyaya karşı çıktı.

Bu, I. Dünya Savaşı’nda kaybeden tarafta olan herhangi bir ülkeye dayatılan en ağır karardı, Almanya’ya (Hitler'den sonra)dayatılan karardan bile daha sertti.

Atatürk temelde şöyle karar verdi, “Sadece Anadolu’daki Yunanlılarla karşılaşmam değil, Fransız, İtalyan ve İngilizlere karşı da savaşmam gerekli. Bu parçalanmış ve yıkıma uğramış ulusu alacağım ve I. Dünya Savaşı’nı henüz kazanmış koalisyonu yeneceğiz.” Ve bunu yapmayı başardı.

kinzer-impossible

Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı (1918-1922) sırasında tanıştığı bir Amerikalı vardı, Anadolu’da neler olduğunu anlaması için Türkiye’ye göreve yollanan bir deniz subayı. O Atatürk’ü dinledi ve ne yapmak istediğini açıkladı. Atatürk’e: “Yapmayı önerdiğiniz şey olanaksız,” dedi. Atatürk’ün yanıtıysa, “Haklısınız, olanaksız, ama biz bunu başaracağız,” oldu.

“Akıl, tutku ve çaba gücü büyük şeyler başarabilir…”

Bazıları bugün BM'nin Binyıl Kalkınma Hedefleri için aynı şeyi söyleyebilir. Atatürk, akıl, tutku ve çaba gücünün büyük şeyler başarabileceğine, dünyanın gerçek şartları başarılamaz olduğunu önerse de, gerçek bir örnektir.

Sonunda Atatürk, elbette bu büyük başarılarla yetinmeyerek, yeni Türkiye ulusunun lideri oldu. Yıkıma uğramış bir ülkeyle karşı karşıyaydı. Büyükelçi Halit Çelik’ten bazı istatistikleri duydunuz, ülke gerçekten geri kalmıştı. Pek az hastane, okul vardı, yol yoktu ve ülkedeki neredeyse her vatandaş cahil bir köylüydü.

Dünyada 80-90 yıl öncesinden şimdiki haline böyle dev bir değişim geçirmiş pek az ülke vardır.

Atatürk bir ulusu dönüştürmeye çalışmaya odaklandı. Bu, Türkiye için, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin dünya için olduğundan daha az bir zorluk değildi. Bugün Türkiye’de dolaşırken, ülkenin yüzyıldan az bir zaman önce nasıl göründüğünü hayal etmek zordur. Gerçekten ilkel ve geri kalmış bir ülkeydi ve dünyada 80-90 yıl öncesinden şimdiki haline böyle dev bir değişim geçirmiş pek az ülke vardır.

ataturk-ankara-1933

“Atatürk 20. Yüzyıl’ın en başarılı devrimcisiydi”

Atatürk, iktidara, her liderin sahip olduğunu düşündüğüm genel bir hedefle geldi: “barış istiyoruz, refah istiyoruz ve istikrar istiyoruz.”

Ancak bence, bireylerin politik liderlere bakınca dış görünüşteki bu basmakalıp sözleri kabul etmesi hiçbir zaman iyi bir fikir değildir. Sadece barış ve refahtan yana olduğunuzu ve kalkınma istediğinizi söylemek yeterli değildir. Toplumların her zaman bu hedefleri başarmak için taslaklar, ayrıntılar, yöntemler geliştirmesi gerekir. Atatürk kendi ilke ve hedeflerinden bir dizi geliştirdi. Geçmişe baktığımızda, Atatürk’ün 20. Yüzyıl’ın en başarılı devrimcisi olduğunu açıkça söyleyebileceğimizi düşünüyorum.



Atatürk’ün ortaya çıktığı yüzyılın ilk onyıllarını düşünün—büyük bir ideolojik karmaşa dönemiydi, gerçekte kimse toplumların en iyi nasıl organize edilebileceğini anlamamıştı. Demokrasi denenmişti, ama yalnızca Almanya'da Weimar (Cumhuriyeti) değil, pek çok ülkede olmak üzere Avrupa’nın çoğunda başarısız olmuştu. Demokrasinin çalkantılı toplumları yumuşatmayı başarmadığı anlaşılmıştı. Yeni ideolojiler bu dönemde ortaya çıkıyordu. Pek çok kimsenin umutlarını barındıran Avrupa faşizminin ortaya çıkışı bu dönemdeydi; ayrıca Bolşevizm’in ortaya çıktığı dönem, sonra Bolşevik Devrimi’ni gördük. O da çok büyük sayıda insana inanılmaz ümitler veren bir ideolojiydi. Almanya’da Nazizm’in geliştiği dönemdi. Bu aynı dönemde, Mustafa Kemal Atatürk’ün ideolojisi Kemalizm ortaya çıktı. Şimdi, o diğer ideolojiler 20. Yüzyıl’da ölçülemez miktarda acıya sebep olduktan sonra tarihin çöp tenekesine gönderilmiştir.

kinzer-ataturk-6-arrows


Buna karşı, Kemalizm'in mirası modern Türkiye’dir.

Neden diğer ideolojiler başarısız olurken Atatürk’ün ideolojisi başarılı oldu?

Bu, üzerine kitaplar yazılabilecek ve aslında kitapların yazıldığı ilginç bir sorudur. Size, Kemalizm bu kadar başarılı bir sonuç çıkarırken, tam bir acı çekme sonucunda o diğer ideolojilerin neden çöktüğüne dair birkaç perspektif vermeye çalışayım.

Atatürk, çoğunuzun bildiği “Altı Ok”u geliştirdi. Bence bunlar (2000) BM'nin Binyıl'ın  Sekiz Kalkınma Hedefleri dediğimiz şeyin 1920'lerde ki Atatürk versiyonudur. Bunlar onun Türkiye için hedefleriydi. Bunlara ok demesi hoşuma gitmiştir, çünkü her zaman Türkiye’yi geleceğe doğru iten yöneltici amaçlardır.

Öyleyse size hatırlatmama izin verin, her ne kadar hepinizin aklında altı okun ne olduğunun çok açık olduğunu bilsem de.

alti-ok

“Unutmayın, bir Müslüman ülkede hiçbir zaman bir Cumhuriyet olmamıştır, hiçbir zaman. Orta Doğu’da bugün dahi bir anayasası olmayan ülkeler var.”

İlki Cumhuriyetçilik’ti. Bu, hukuk üstünlüğü olacak demekti. Unutmayın ki Osmanlı İmparatorluğu sırasında dünya Mutlakiyet döneminden çıkıyorduk, artık Mutlakiyet olmayacaktı. Bir anayasa olacak, herkesin ne yasal ne yasal değil bilmesini sağlayacak kanunlar olacak ve kanun herkese eşit olarak uygulanacaktı. Bu ayrıca kanunun yaşayan insanların gerçek ihtiyaçlarına karşılık vermesi gerek demektir. O dönemde dünyanın o bölümünde yaygın olarak kabul edilen bir presnsip olan ilahi vahiyler üzerine dayandırılmamıştır. Bu yüzden Cumhuriyetçilik oldukça radikal bir şeydi. Unutmayın, bir Müslüman ülkede hiçbir zaman bir Cumhuriyet olmamıştır, hiçbir zaman. Orta Doğu’da bugün dahi bir anayasası olmayın ülkeler var.

Altı Ok'un ikincisi Halkçılık’tı. Bence Atatürk bununla hükümetin sıradan halk adına yönetimde olmasını kastetti. Elit kesim, halk adına yönetemez. Bunun ayrıca kadın haklarına dair güçlü bir öğesi vardı—bu Atatürk’ün ideolojisinin çok önemli bir kısmıydı. Ve vatandaşlığa dair gururu aşılayan bir çabaydı. Her bireyin toplumda bir hissesi vardı, sadece oturup ne yapmanız gerektiğinin söylenmesini beklemiyordunuz ve topluma katkıda bulunuyordunuz.

“Devletin dini egemenliğine son.”

Üçüncüsü, hala çok güçlü bir "ok" olan 'Laiklik’ti. Bu, devletin dini egemenliğine son demekti. Devlet dinden bağımsız olarak var olmalıdır ve dinin emirlerine tabi olamaz. Din insanların özel davranışları ve toplumsak ahlak için bir rehber olarak devam etti, ama artık hükümet için bir rehber olarak kullanılmadı. Laiklik aynı zamanda düşünce özgürlüğünün bir ifadesiydi. Türklerin akıllarını dar dogmadan özgürleştireceğiz ve modern dünyaya açacağız. Bu da Diyanet İşleri’nin kurulmasına yol açtı. Dini gücü güçlendirmek değil, Türklerin dini inançlarının toplumlarını güçlendirmek için kullanıldığı bir sistem.

Devrimcilik—bu benim en sevdiğim olabilir. Türkiye’de bugün bile adı Devrim olan insanlar bulabilirsiniz. Harika bir isim. Amerika’da pek tutulacağını sanmam. Atatürk’ün bununla şöyle demek istediğini düşünüyorum: “ufak tefek değişiklikler yapmak için değil, bizi kuşaklar boyunca tutsak etmiş bütün kurumları temizlemek için buradayız, radikal olacağız, büyük şeyler yapmaya cüret edeceğiz, büyük hayaller kurup büyük işler başaracağız.” Türkiye için büyük bir vizyonu vardı ve bu Türkiye’nin de ötesinde etkili oldu.

Milliyetçilik beşinciydi. Bu şu demekti: “bu dine dayalı imparatorluğun enkazı üzerine istikrarlı modern bir devlet kuracağız.” O dönem için bu da çok radikal bir görüştü. Ve daha önce belirttiğim gibi, Müslüman bir ülkede ilk cumhuriyete ve şu vatandaşlık fikrine yol açtı: “Ne mutlu Türküm diyene.” Herkes kendini bu ulusun bir parçası olarak düşünebilir—Türkiye’ye bütünleyici bir katkı.

En sonuncusu Devletçilik. O dönemde sermaye yoktu, Türkiye’de kişisel sermaye yoktu. Kurumlar yoktu, ulusal kalkınma programlarına yatırım yapacak çok parası olan şirketler veya bankalar yoktu. Bu da bunu devletin yapması demekti. Böylece devlet sadece Türkiye’nin ne olması gerektiği vizyonunun tanımlama sorumluluğunu değil, ayrıca bunu gerçekleştirecek insan gücü ve finansal kaynakları sağlamayı da üstlenecekti. Bunlar, şimdi düşünüyorum da, dünya için Binyıl Kalkınma Hedefleri denecek şeyin Atatürk versiyonuydu. Bunlar modern Türkiye’nin başarısını yaratan ilkelerdi. Atatürk belirsiz bir hayali olmanın yetmeyeceğini, hedeflerinizi sistemleştirmeniz gerektiğini gösterdi. Bence bu onu Binyıl Kalkınma Hedefleri’yle çok yakından bağlayan şeydir.

Atatürk tam olarak aydınlanmanın çocuğuydu. Bilime, mantığa, rasyonelliğe inanıyordu. Şu sözünü severim: “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir.” Başka deyişle, gerçek bir dünyaya demir atalım, bilim adamlarının keşfettiklerini, bilge kişilerden öğrendiklerimizi kabul edelim ve bilim bize yenilerini öğretirken eski fikirlere zincirli kalmayalım. Belki Atatürk’ün en önemli kavramlarından biri, zamanın sadece kendi hayatı sürecinde değil, ama ondan sonra da değişmeye devam edeceğini anlamasıydı.


“Bu iki liste arasında çok büyük bir bağlantı vardır, birisi 1920’lerde geliştirilmiş altı maddelik bir liste ve diğeri çok daha yakında geliştirilen sekiz maddelik bir liste.”

mdgs-2015

Atatürk, tarihte güçlü otoriter yöneticilerin ender olarak yaptığı bir şey yaptı. Yıllarca iktidarda kaldıktan sonra, yerini Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olarak korusa da, aslında iktidardan çekildi ve yeni kuşağın ortaya çıkmasına izin verdi. Karar verdiği her şeyin 1920’lerden 1930’lara taşa kazınacak kadar önemli olduğunda ısrar etmedi. Bence bizim konumuzla ilintili diğer konu budur. Ölümünden önce Atatürk, “Ben, manevi miras olarak hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış düstur bırakmıyorum” demişti.

kinzer-force-of-mind

Atatürk’ün ölümünden sonra dünya değiştikçe, Birleşmiş Milletler güçlü bir kurum olarak ortaya çıktı ve Atatürk’ün Türkiye’de başarmak istediği bu hedefleri başarmak için kendi çerçevesini çizdi. Bu da Binyıl Kalkınma Hedefleri oldu. Kısaca, bu alçakgönüllü hedefler, aşırı yoksulluk ve açlığı yok etmek, gebe sağlığını iyileştirmek, HIV/AIDS’le savaşmak, çevresel sürdürülebilirlik ve en son konuştuğumuz kalkınma için küresel ortaklık. Bana göre bunlar modern çağın Altı Ok’udur. Bu iki liste arasında çok büyük bir bağlantı vardır, birisi 1920’lerde geliştirilmiş altı maddelik bir liste ve diğeri çok daha yakında geliştirilen sekiz maddelik bir liste.

Benim gördüğüm ilişkilerden birkaçı. İlklerinden birisi idealizm. Hayal kurabilmelisiniz. Insanlar için gerçekten iyi olanı istemelisiniz. Ancak, idealizminizi kurumsallaştırmalısınız. İdealizm ve kurumlar arasındaki bu ortaklık sanırım bize Atatürk’ün öğrettiği bir şeydir.

Atatürk’ün başka bir özelliği sabırsızlıktı; her zaman işlerin yapılabileceğinden daha hızlı yapılmasını isterdi. Aslında, bence erken ölümüne etki eden faktörlerden biri buydu. Öyle bir hızda ilerliyordu ki her zaman hayal kırıklığına uğruyordu, ulaşabildiği ilerleme miktarından asla mutlu olmuyordu. En sevdiğim Atatürk hikayelerinden birisi, Türk dilini, okunamayan semboller olarak tanımladığı Arap alfabesinin kullanımına son verip Latin alfabesine geçilerek değiştirmeye karar verdiği zamana aittir.

Bunun için Türkiye’deki filolog ve dil bilimcileri topladı, çok fazla değillerdi ve onlara projesinden söz etti. Temelde, bütün dili yeni alfabeyle yazmanızı istiyorum, pek çok sözcüğü temizlemenizi istiyorum, sesi değiştirmenizi istiyorum, dedi ve istediği şekli anlattı. Onlara kendi aralarında 24 saat içinde bunun ne kadar süreceğini tartışmalarını, yeni bir dil icat etmeleri için ne kadar zamana ihtiyaçları olduğunu tartışmalarını istedi. Ertesi gün geri geldiler ve bunu altı yılda başarabileceklerini söylediler. Atatürk’ün yanıtı ise, “peki, altı ayınız var,” oldu. Daha sonra, toplantıdan önce kaç yeıl isterlerse o kadar ay vermeye karar verdiğini yazmıştı. Bu yüzden sabırsızlık Atatürk’te fazlaca bulunan harika bir özelliktir.

kinzer-laiklik-alti-ok2

Atatürk’ü Binyıl Kalkınma Hedefleri’yle ilişkilendiren başka bir özellik, haksızlığa olan öfkedir. Atatürk baktığı her yerde onu kızdıran şeyler gördü, tıpkı bizim de dünyaya bakıp pek çok insanın yaşadığı ızdırap veren şartları gördüğümüzde hissettiğimiz gibi. Bir de, radikal değişimin mümkün olduğuna yürekten inanmalısınız, vazgeçemezsiniz. Atatürk daha gerçekçi ve alçakgönüllü olsaydı, Türkiye bugünkü Türkiye olmazdı. Dev hayaller kurma cüreti Atatürk’ün büyük bir özelliğiydi ve kesinlikle Birleşmis Milletler'in Binyıl Kalkınma Hedeflerine yansımıştır.

Binyıl Kalkınma Hedefleri’yle, Türkiye’nin Kemalist dönemde modern bir cumhuriyete doğru gelişmesi arasındaki başka bir ilişki de, bunun diğer ülkeleri kontrol etmek için değil, yalnızca bir örnek oluşturarak diğer ülkeleri de bu örneğin gücüyle çekmek için olmasıdır. Kimse dünyada dolaşıp diğer ülkeleri Binyıl Hedefleri’yle bir şey yapmaya zorlamamaktadır. Birleşmiş Milletler bu çerçeveyi sağlamıştır; yapmak isteyip istememek hükümetlere kalmıştır.

Atatürk Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olduktan sonra önemli bir karar aldı ve bu da içe dönmekti. Türkiye’nin o dönemde aktif bir yabancı politikası yoktu. Sanırım bunun için iki sebep var. Birincisi, ülkenin acilen kalkınmaya ihtiyacı vardı ve Atatürk bütün enerjisini kendi ülkesini kalkındırmak için kullanmak istedi. İkincisi, Osmanlı İmparatorluğu gibi bir şey kuracağına dair korkuların etkisinin çok farkındaydı. Türkiye’nin isteğinin bu olmadığını ve Türkiye’nin kendi sınırları içinde çok mutlu olduğunu açıkça temin etmek istedi. Yine de Türk örneği diğer halkları sadece son on yılda etkilemeye başlamadı. Atatürk hayattayken, onu örnek alan diğer ülkelerden devlet adamlarının ilgisini çekti. Afganistan kralı Atatürk’ün büyük hayranıydı ve Kemalist dönemde Türkiye’nin yardım gönderdiği birkaç ülkeden biridir.

Pakistan’ın Jinnah örneğinde, Atatürk’e hayran olan ve Pakistan’ı Türkiye gibi yapmaya çalışan bir başka lideri görebilirsiniz. Nispeten erken yaşta katledilmeseydi ve Pakistan başka bir yöne dönmeseydi, ülke bugün olduğundan çok daha Türkiye’ye benzer durumda olurdu.

Tabii başka büyük bir örnek de İran’dır. İran’ın büyük devrimcisi Rıza Şah, her şeyi Atatürk yaptıktan sonra yaptı. İran’da olan her büyük devrimin Türkiye’de Atatürk’ün yaptığından bir yıl sonra yapıldığını izleyebilirsiniz. Atatürk’ün Cumhurbaşkanı olduktan sonra Türkiye’den hiç ayrılmamış olmasına karşılık, Rıza Şah İran’dan çıktı; daha gelişmiş ülkelerin sosyal sorunlarla nasıl baş ettiğini görmek istiyordu. Türkiye’ye gitmek için plan yaptı ve oradan diğer ülkelerin nasıl geliştiğini incelemek için Avrupa’ya gidecekti. Türkiye’ye geldikten sonra İran’ın Türkiye’nin çok gerisinde olduğunu görüp Avrupa’ya gitmekten vazgeçti. Sadece İran’ı Türkiye düzeyine getirmeye odaklanmaya karar verdi. İran’ın pek çok şekilde etrafındaki ülkelerden çok daha modern olması büyük oranda yan komşu Türkiye’de gerçekleşmiş olanlar sonucu İran’da yapılan devrimlere bağlıdır.

kinzer-wide-shot

Bütün bu sebeplerle, Bircan hanımın Atatürk’ün ideolojisini Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri’yle ilişkilendirme öngörüsünün çok zekice olduğunu düşünüyorum. Gerçekten de o yakın bağlantı var; aslında 20. Yüzyılın, ülkesi için bir hedefler listesi oluşturan bir liderinin, neredeyse yüz yıl sonra Birleşmiş Milletler’in ortaya çıkardığına yakın olmasını hayal etmek zordur. Daha önce Atatürk’ün hayatının son yıllarında bir tür yarı-emekliliğe geçtiğini söylemiştim, ama tabii o zaman Birleşmiş Milletler yoktu. Eğer olsaydı, o zaman bence artık Atatürk’ün Türkiye’nin aktif cumhurbaşkanı olmak istemediğinde yapacak mükemmel bir işi olurdu. Birleşmiş Milletler’e gelip Binyıl Kalkına Hedefleri’nin direktörü olur ve bugün ana konuşmacımız olurdu.

Çok teşekkürler.


- . -


İngilizce’den Türkçe’ye
 FİGEN BİNGÜL tarafından çevrilmiştir.






Bu konuşma metninin Ingilizce orijinali için: 
CHANGING THE WORLD: From Atatürk’s ‘Six Arrow’s to the ‘Eight Millennium Development Goals’

Konferans SONUÇ RAPORU: 
http://www.lightmillennium.org/ataturk/2013/report-a
pril19-20.pdf

Foto Albüm (19 Nisan 2013)


Video (Ingilizce): http://www.lightmillennium.org/lmtv/mdgs-ataturk-keynote-s-kinzer.mp4
Bu sunumun orijinal video kaydından "Light Millennium" için HANDE SUBASILAR tarafından deşifre edilmiş ve ALANA BAHCE tarafından tashis edilmiştir.

Fotoğraflar BİRCAN ÜNVER tarafından videodan alınmıştır.

Konuşmanın bütün haklarını yazarı STEPHEN KINZER Işık Binyılı’na (The Light Millennium) vermiştir.

©Işık Binyılı - 18-20 Aralık 2013, New York. 

Yorumlar (0)

500 karakter kaldı.

Cancel or

joomla 1.6 templates free

©IŞIKBİNYILI.ORG'un e-yayını; The Light Millennium bünyesinde kamu yararı;na ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Ünver tarafından, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statüsüne (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden geçerli olmak üzere hak kazanmıştır. IŞIK BİNYILI'nın konsept ve vizyonu "Lightmillennium.Org" bünyesinde ilk kez web ortamında Ağustos 1999'da tanıtılmıştır. Ocak 2000 ila Eylül 2005'e değin Lightmillennium.Org bünyesinde yayımlanmıştır. Sonbahar 2005 tarihiyle isikbinyili.org" alan adı ve bağımsız sitesinde yayındadır. Aynı zamanda, 11 Ocak 2010 tarihi itibariyle de Türk Dernekler Kanunu çerçevesinde, İstanbul merkezli olarak kurumlaşmıştır.  Bu sitenin içeriği kurucularının izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tüm içeriği Türkiye'de "IŞIKBİNYILI.ORG"a, uluslararası da "The Light Millennium"a aittir. Uluslararası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."  2005-2011 Pelin Bali tarafından tasarlanmıştır.  2012/23-25.nci sayılar ise Tülün Ulusoy | OdakSevgi.Biz -  tarafından yeni bir platformda kurulmuş ve geliştirilmiştir. Bu sitenin web-hosting'i ise Ağustos 2011-2014 arasında Horon Solutions tarafından sağlanmıştır. | Kurucu Başkan ve Genel Yayın Yönetmeni: Bircan Ünver         E-posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. |  http://www.isikbinyili.org ©1999-2016

By Joomla 1.6 templates free