|
BASINA VE KAMUOYUNA: Başta Filistin halkı olmak üzere bölgenin ve dünyanın bütün halklarının özlemi “kalıcı barış”tir. Kalıcı barış umudunun yeşertilebilmesi için Filistinli mültecilerin kendi ülkelerine geri dönüş hakkından başlayarak bölge halklarının demokratik haklarına sahip çıkmak hepimiz için öncelikli olmalıdır.
31 Mayıs 2010 tarihinde İsrail Devleti’ne bağlı askeri güçlerin Gazze’ye insanı yardım götürmekte olan gemiye karşı gerçekleştirdiği acımasız ve kanlı saldırıyı kınıyor ve tüm duyarlı kesimleri bu kınama eylemine katılmaya davet ediyoruz. İsrail Devleti’nin Filistin halkına yıllardır uyguladığı ambargonun yol açtığı vahim sonuçlar ortadayken kamuoyunu bu konuda sessiz kalmamaya çağırıyoruz.
İsrail Devleti’nin son yıllarda giderek artan saldırgan ve vahşi politikaları bir an önce uluslararası kurumların caydırıcı ve cezalandırıcı birimleri tarafından değerlendirilmeli ve en kısa zamanda gereken yaptırımlar uluslararası topluluk tarafından kararlı bir biçimde uygulanmalıdır. Zira İsrail Devleti’nin bu fütursuz politikalarının bundan sonra nereye varacağı hepimizi kaygılandırmaktadır. Yaşanan bu son süreçten sonra gereken kolektif cevabın verilmemesi durumunda İsrail ve benzeri saldırgan ulus devletlerin bu gibi uygulamalarını arttıracağı açıktır.
İsrail Hükümeti tarafından “Bizi linç edeceklerdi” bahanesiyle gerçekleştirilen bu saldırı, henüz net olarak öğrenemediğimiz sayıda sivilin öldürüldüğü ve yaralandığı vahşi bir askeri operasyondur. İsrail Devleti’nin hukuku hiçe sayarak uyguladığı ambargo sonucunda Gazze’de saglik, yemek, yakıt gibi ihtiyaçlar karşılanamamakta, doğal kaynaklar amansızca yok edilmektedir. Bu saldırı, Gazze’ye giden yardımı engellemek için gözünü kırpmadan yardım konvoylarına ateş açan İsrail Hükümeti’nin, Gazze’de yıllardır sürdürdüğü hukuksuz kuşatmayı ve şiddeti devam ettirdiğini bir kez daha göstermiştir.
1991 yılında onayladığı Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi uyarınca, yasam, sağlık, istihdam ve eğitim hakkını ve hareket özgürlüğünü sağlama sorumluluğu olan İsrail Hükümeti, yıllardır devlet terörü uygulamakta, uluslararası insan hakları hukukunu açıkça ihlal etmekte, tüm dünyanın gözü önünde savaş suçu işlemekte ve bölgede barış ve adaletin sağlanmasına yönelik herhangi bir sorumluluğu yerine getirmekten fersah fersah uzak kalmaktadır.
Bu bakımdan şu anda yapılması gereken iki temel eylem vardır: Birincisi; İsrail Devleti’nin uluslararası topluluk ve BM Güvenlik Konseyi ve AB gibi kurumlar tarafından mutlak surette kontrol edilmesini sağlayacak adımların atılması. İkincisi; bu süreçte tüm dünyada ezilen ve baskın bir başka grubun tehdidi altında bulunan azınlık gruplarına yönelebilecek saldırılar konusunda önlem almaktır.
Sivillere yönelik her türlü militarist saldırıya karşı tüm sivil toplum örgütlerini ve basın organlarını duyarlı olmaya bunu yaparken de şiddet içeren çağrı ve söylemlere canak tutmamaya çağırıyoruz.
Bu bağlamda Türkiye’de yaşayan Musevi toplumuna yönelik ırkçı tepkilerin de önlenebilmesi için herkesin yaratılabilecek provokasyonlara karşı çıkması elzemdir. 6-7 Eylül 1955 olaylarının nasıl bir ortamda başladığı ve ne boyutlara vardığı unutulmamalıdır. Ayrıca, Türkiye Hükümeti’nin İsrail ile var olan tüm askeri işbirliği anlaşmalarını bir an önce feshetmesini talep ediyoruz.
Başta Filistin halkı olmak üzere bölgenin ve dünyanın bütün halklarının özlemi “kalıcı barış”tir. Kalıcı barış umudunun yeşertilebilmesi için Filistinli mültecilerin kendi ülkelerine geri dönüş hakkından başlayarak bölge halklarının demokratik haklarına sahip çıkmak hepimiz için öncelikli olmalıdır. Bu çerçevede tüm duyarlı kesimleri İsrail’in şiddet yanlısı tutumuna karşı seslerini yükseltmeye, mücadele etmeye davet ediyoruz.
Kadının İnsan Hakları - Yeni Çözümler Derneği
Web Sitesi: www.wwhr.org - 1 Haziran 2010
© Haziran 2010, IşıkBinyılı
Aynı Kategorideki Diğer Yazılar
|
|