“Yeryüzündeki alimler, gökteki yıldızlar gibidir.” -Hz. Muhammed
İki şey dünyaya hükmeder; biri kılıç, diğeri düşünce. Kılıç, eninde sonunda düşünceye yenilir.” -Napolyon


Bağlantılar:
Mustafa Ulusoy'un diğer yazıları için:

Yazı

ÖZGÜR EĞİTİM DİYENLER DE VAR

Mustafa ULUSOY

Belirli bir süreden beri yoğunlaşarak şiddetlenen zorunlu eğitim yasasındaki yaş sınırının 8 yıla çıkarılması tartışmaları yasanın meclisten geçmesiyle bitmedi. Bitmez de.

Bu tartışmada ilginç olan, "8 yıla, 11 yıla, 15 yıla çıksın," diyenlerle, "Hayır, 5 yılda kalsın, çünkü dini bütün vatandaşlar yetiştiremeyiz bu durumda," diyenlerin karşı karşıya gelmiş olması.

Dikkat edilirse, eğitimin ne olduğu, bireyleri eğitme hakkının olup olmadığı tartışılmıyor. Tartışılan; eğitimin dinsel bir temelde mi yoksa laik-demokratik-cumhuriyetçi bir temelde mi olacağıdır.

Türkiye'nin düşünen insanlarının çok sınırlı bir bölümü de-ki bunlar parmakla gösterilecek denli sayısal olarak az-, "Kimsenin kimseyi eğmeye, eğitmeye, kul-köle etmeye hakkı yoktur. İsteyen istediği biçimde, yerde, içerikte ve dilediği süre öğrenmelidir," diyor. Ben ve benim gibi düşünen bu insanlar; insanın özgür olması, özgürlüğün öğrenmede de en temel yaklaşım olması gerektiğini belirtiyorlar.

Eğitimbilimi açısından; bir bireyin, topluluğun ya da tüm toplumun eğitiminde, temelde yetkeci ve özgür eğitim yaklaşımlarının varlığı söz konusudur. yetkeci(otoriter) eğitimde, içeriğin dinsel ya da laik bir özde olmasının, eğitimbilimi açısından yani öğrenme olayının gerçekleşip gerçekleşmemesinde hiçbir anlam ve işlevi yoktur.

Dinsel ve laik eğitimden yana olanlar, aynı ölçüde bireyin, topluluğun ve tüm toplumun belirli ilke ve kurallar çerçevesinde, belirli amaçlar doğrultusunda, belirli biçim ve yöntemlerle, belirli içerikte yaşamboyu hatta sonsuza dek eğitilmelerini öngörüyorlar.

Belirli bir yetke(dinsel ya da laik), kendisinin en doğruyu, güzeli, iyiyi vb. temsil ettiğini, tüm toplumun da öyle olmasını istiyor. İstemekle yetinmiyor, kendi doğru gördüğünü baskı ve şiddeti uygulayarak herkese benimsetmek istiyor ya da benimsetiyor.

Olaya genel olarak bakılırsa, geçmiş kuşaklar, "kocamışlar", bugüne değin toplumlar ve dünyadaki egemen erk odakları ayrı ayrı ve bir bütün olarak, insanlığın gelişiminin "iyi" olduğunu, yeni yetişen kuşakların bu "iyilikle" yetiştirilmesinin zorunlu olduğunu ileri sürüyorlar.

Yeni doğanlar, kendi gözleri ile bu dünyaya baktıklarında; yok olan, yıkılan, katledilen bir doğa, dünya görüyorlar.

Yeni doğanlar, kendi gözleri ile bu dünyaya baktıklarında; kendi insani özüne yabancılaşmış, savaşlar, ikiyüzlülük, yalan, şiddet, kin, acı, sayrılık(hastalık), yoksulluk içinde psikolojik ve fiziksel yok oluşun eşiğinde yaşayan bir insanlık görüyorlar.

Ve "kocamışlar (dinsel-laik)" diyorlar ki; "Biz sizi bizim gibi değil başka yetiştireceğiz". Yeni doğanlar buna inanmıyorlar. Doğdukları andan itibaren bir direnç başlıyor onların yaşamında. Bu dünyanın yaşanılmazlığını, doğanın bir ürünü olan doğal insan bir türlü içine sindiremiyor. Kocamışlarca direnci kırılabilenler, "yola giriyorlar". Direnci kırılamayan yeni doğanlar ise; ya çıldırıyor ya intihar ediyor ya da öldürülüyor. Öldürülenlere de "şu, bu" diye isim takılıyor.

Hangi konumda olurlarsa olsunlar, bir kişi, güç ya da çevre veya erk, bir başkasını (çocuk, genç, yaşlı) kendi istediği gibi yapma hakkını nereden alıyor?

Söz konusu zorunlu eğitim, kimseye ne isteyip istemediğini sormuyor. Yasal yani zorunlu amaç, ilke, kural ve hatta yöntemlerini belirleyerek başkasına; "sen şöyle bir insan olmak zorundasın" deniliyor. Kim bunu diyenler? Yasayı çıkaranlar. Kim çıkarıyor yasayı? Gemişte ve günümüzde toplumu yönetenler. Kim bu yönetenler? Bizim seçtiklerimiz ya da seçmek zorunda kaldıklarımız. Seçilen ya da seçilmeyen siyasi erkler siyasal-toplumsal güçlerini kullanarak çıkardıkları yasayı uygulayıp, bana, çocuğuma "Sen şöyle bir insan olmak zorundasın," diyor. O şöyle insan dediği ise; dünyayı, doğayı, insanlığı şu anki durumuna getiren insan.

"İnsan islam fıtratıdan Müslüman doğar," diyen, yani insanın özünün islami olduğunu, bunun kendini doğal-kendiliğinden gelişme içinde ortaya koyacağını, zorlamanın gereksiz olduğunu belirten islami yaklaşıma karşın, dinsel eğitim diyenler de tıpkı laik eğitim diyenler gibi kendi gerçekdışılıklarını başkalarına dayatıyorlar ve niteliksel olarak aynı şeyleri yapıyorlar.

Öte yandan, insanlığın edindiği deneyimlerin ışığında gelişen uygarlık, kimi insan olma hak ve sorumluluklarını ortaya koymuştur. Burada vurgulanan en belirgin noktalardan birisi; insanın özgürleşmesinde en önemli etkenlerden birisinin bireyin istediği gibi olmak hakkının güvence altına alınmasıdır. Bu, başkasının yaşama hakkına sahip olmasıdır.

Yaşayan evrensel hukukun dile getirdiği bu hak, yekteci eğitimden yana olanlarca ve ülkedeki eğitim yasalarınca hiçe sayılmaktadır.

Var olan yetkeci eğitim yanlıları; "Biz, çocuklarınızı, sizi, tüm toplumu uygun gördüğümüz çerçevede, zorunlu yani baskı ve şiddet uygulayarak eğeceğiz(eğitim-sözcüğü herhalde eğmek ediminden türüyor), bükeceğiz, istediğimiz biçime sokacağız. Siz iyi, güzel, doğru ve kendinize uygun olanı bilemezsiniz. Bunu, biz size öğreteceğiz. Eğilerek doğru olmayı öğreneceksiniz," diyorlar.

Demokratik-laik eğitimden yana olanlar da, dinsel eğitimden yana olanlar da aynı şeyi söylüyorlar.

Çağdaş eğitimbilimciler, çağdaş düşünürler, hatta tüm çağlardaki gerçek düşünürler, hatta burjuva aydınlatmacılığının en önemli öncülerinden J.J.Rousseau böyle demiyor. Bırakın eğitim bilimcileri, sosyologlar, psikologlar, insan bilimcileri, fizikçiler, nükleer fizikçiler de böyle demiyor.

Öyleyse, insanın, bireyin eğitimine nasıl yaklaşmak olasıdır? Buna en genel anlamda verilecek yanıt; "İnsan nasılsa öyle, nasıl istiyorsa öyle eğitim görmelidir," biçiminedir.

Öncelikle bilimsel olmayan, doğru da olmayan hatta olası da olmayan "eğitmek", yani bir başkasını istenilen duruma getirmek ediminden uzaklaşmak gerekmektedir.

Evren, doğa ve insan yaşamında hiçbir varlık bir başka güç tarafından "İstanilen duruma" sokulamaz.

Herhangi bir varlığın bir başka duruma geçmesi, o varlığın iç dinamikleri sonucu oluşmuyorsa, o varlık bir başka duruma geçerken yok oluyor ve yok olmak zorundadır, demektir.

İnsanlığın evrim sürecinde, kendi içinde ve doğa ile ilişkili olarak yaşadığı serüven bunun en açık kanıtıdır.

İnsanın doğayı dönüştürme ve insani bir doğa yaratma girişiminin, doğanın tümden yok oluşu, kendisi yok olurken insanın da sonunu getirdiği bir aşamanın içindeyiz. Dünyada yaşanılan yıkım ve yok oluşlar bir yana, bir anda "kıyametin kopması" an sorunu durumuna gelmiştir.

İnsanın kendini dönüştürme ve "ideal bir toplum" yaratma girişimi, tarihsel olarak yaşanılan yıkım, acılar, savaşlar bir yana, bugün yaşarken yaşayamaz(çıldırma, delilik, sapkınlık vb. nitelemelerin olağanüstü boyutlarda çoğalması) bir yabancılaşmaya neden olmuştur. İnsan kendini yok etmekte(savaş), kendine kin, öfke, intikam eğilimleri duymaktadır. Psikolojik olarak ise, durum daha da inanılmazdır. Tıpta sözü edilen ilerlemelerin inadına insanlık sayısız özürlülük durumlarına varana değin yoğun bir tükeniş yaşanmaktadır.

İnsanı, doğayı kendi iç dinamikleri, gelişimleri doğrultusu dikkate alınmadan bir başka biçime dönüştürme çaba ve girişimerinin kaçınılmaz sonuçlarıdır bunlar.

Bir şeyi eğmek, görünüşte olası. Ancak eğilmek algı yanılsamasından başka bir şey değildir. Eğilme olarak görülen olay, bir başka biçimde doğrulmadır veya tersi bir devinimdir. O anda bu algılanabilir. Ancak sonuçları daha sonra görülür.

Birey, başkasından bir şey öğrenmez. Neyi öğrenebilecekse, neyi öğrenmek istiyorsa, neyi öğrenmeye gereksinimi varsa onu öğrenir.

Ve insan özgürleşebildiği oranda, yani kendisi olabildiği, doğallığını yaşayabildiği, kendi dışından yönlendirmelerin en aza inebildiği durumlarda en etkili öğrenmeyi kendiliğinden gerçekleştirebilir.

İnsan fiziksel-psikolojik olarak tam donanmış bir yapıda doğar. Doğduğu anda dirimsel varlığıyla mükemmel bir durumdadır. Doğum sonrası, bu mükemmel varlık uygun ortamlarda serpilip gelişir yanlızca.

Doğan insan, kendi doğallığı içinde gizilgüç olarak sonsuz yaratıcı dinamizmi içinde taşır. Eğer kendi güçleri ile çevresi ile etkileşim içinde gelişimini sürdürebilirse yapısına uygun özellikleri edinecektir. Bu özellikler, içinde bulunduğu çevrede birey açısından tutarlı yeni deneyim, bilgi, beceri ve yeteneklerin serpilip gelişmesi sürecini ortaya çıkaracaktır.

Yeni güçler, çocuklar, gençler adeta "cennet"ten yeni çıkmışlardır. Onlara yön vermek değil, tam tersine onları anlamak gerekmektedir. Onlardır yaşamı yenileştirecek, geliştirecek olanlar. Onlardır, yüzyıllardır çözülemeyen temel insanlık sorunlarının çözümünü olası kılacaklar.

Yeni doğan çocuk, genç, genç güçler eğer bize göre yanlış yapıyorlarsa, bunun kaynağı onlar değil bizleriz. Onları eğmeye, eğitmeye, bir başka biçime sokmaya çalışanlardır. Yaşamın o sonsuz çeşitlilik, renk ve güzellikteki akışını; yasalar, yönetmelik, gelenek, görenek ve bin bir çeşit zorlamalarla tek tip yapmaya, yani boğmaya çalışanlardır.

Birey, çocuk, elleriyle dokunarak, ayağıyla basarak, nefes alıp vererek tanıyacaktır doğayı. Bunun için size gereksinimi yoktur.

Varsa bir bildiğiniz, bunu koyun ortaya. Yazın, çizin, resimleyin. Herkes gibi sizin de buna hakkınız var doğaldır ki. Ama onların da bunları alıp almama hakları olmalı. Ama onların da kendi düşünce, duygu, duyumsamaları hakkında kendisinin karar verebilme hakları olmalı.

"Eğitim-öğretim" özgür olmalıdır. Zorunluluk özgürlüğün olmadığı durumlarda vardır.

Bir başkasının benim çocuğumu istediği biçime sokmaya hakkı yoktur. Benim de buna hakkım yoktur. Çocuğum nasılsa öyle olmalıdır, o doğrultuda gelişimini sürdürmelidir. Benim ve başkalarının görevi, uygun koşul ve ortamların oluşmasına yardımcı olmaktır.

Toplumda başta devlet ve diğer kurumlar hiçbir biçimde bir başkasını zorla, zorunlu bir eğitme-öğretme etkinliği içine sokamaz. Ama insanlar, topluluklar; yalnız ya da bir araya gelerek istedikleri eğitim-öğretim çabası içine girebilirler.

Devletin dini ya da din dışı herhangi bir zorla eğitme, eğme, kullaştırma hak ve tasarrufu olamaz. Devlet; bireylerin kendi istek, eğilim, beklentilerini en iyi biçimde gerçekleştirebileceği, ilgi, beceri ve yeteneklerini kendine en uygun biçimde geliştirebileceği koşul ve ortamları her yurttaş için eşit ölçüde hazırlamakla yükümlüdür.

Aslında devlet için geçerli olan aile için de geçerli olmalıdır. Anne-babanın, ne olduğu çok da bilinmeyen kimi eğilimlerine çocukların kurban edilmesi insanlık dışı bir tutumdur.

Evrensel hukuk, bireyin özgür varlığını kendi dışındaki herkese karşı güvence altına almak çabası içindedir. Bireyin özgürleşebildiği oranda çevreyle sağlıklı-verimli bir etkileşim içinde olacağı var sayılmaktadır.

Sonuç olarak bireyin doğumu ile birlikte zorunlu, zorla ya da aldatarak bir başka biçime getirilmsi, eğilmesi, eğitilmesi, benimsenmesi asla olası olmayan ölümcül bir yaklaşımdır.

İnsanlık, toplumlar, topluluklar, bireyler ve en önemlisi de çocuk ve gençler özgür olmalıdır. Kendi varlıkları, yaşam ve gelecekleri üzerine özgürce karar verebilmelidirler. Ne olmak istiyorlarsa öyle, neye gereksinimleri varsa o yönde kendi kendine yetişmeliler ve olgunlaşmalıdırlar.

Özgür insan, özgür toplum, özgür bir dünya ancak yeni doğanlarla kurulabilir ve kurulacaktır da.


©Mustafa ULUSOY, Psikolojik Danışman/Darboğaz - www.odaksevgi.org - http://www.isikbinyili.org
- 13 Mart 2010, NY

© Mart 2010, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works