|
Dinim sanat olmalı diye düşünüyorum. Son iki aydır yaşamımdaki değişiklikler ve sürekli hayatımın tren raylarını döşemek ya da değiştirmekle uğraşmaktan, müzelere gidemeyince, bir süre önce gece düşümde, “bir başıma ve huzur içerisinde müzedeydim.
E-Kitap - Deneme
Tapınağıma, ibadet yerime kavuştum. Kendime en yakın olduğum, sevdiklerimi ne kadar çok özlediğimi, en çok hissettiğim anlar...
Endişelerden, kaygılardan, gerginliklerden yalıtılmış, içinde bulunulan durumları aşan zaman dilimleri...
Dinim sanat olmalı diye düşünüyorum. Son iki aydır yaşamımdaki değişiklikler ve sürekli hayatımın tren raylarını döşemek ya da değiştirmekle uğraşmaktan, müzelere gidemeyince, bir süre önce gece düşümde, “bir başıma ve huzur içerisinde müzedeydim.
Müze, yumuşak aydınlık bir ışık içerisindeydi...” Bugün tam iki ay olmalı bir müzeye gitmeyeli... Baykam’ın sergisi, Aida, Lo Boheme operaları ve iki tiyatro oyunu izleyebildim, bu geçen sürede.. Müzelerde sergi izlemenin yeri apayrı. Sanki o sanatlar aracılığıyla, düşünsel ve ruhsal olarak da bir iç yolculuğa ve tüm zamanların bir kültürel yolculuğuna çıkarak, farklı bir dinginliği, zenginliği yakalamanın mekânları müzeler...
O mekânlarla özdeşleşme ihtiyacımın ne kadar büyük oranlı olduğunu, bu sürenin sonunda daha iyi anlıyorum.
Whitney Müzesi’nde, Calder’in sergisini izlerken; hem onun dünyasının sıcakığı, yaşama dirimi, dış varlığımdan iç varlığımın derinliklerine doğru sızarak; inancımın, gücümün, enerjimi aldığım kaynakların özünün de, buralarda olduğunu bir kez daha kavrıyorum.
Bebek arabasındaki bebekler ve her yaştaki çocuklarıyla aileler, bu pazar günü Calder’in sergisini izliyor.
Çocukların yüzü de tebessüm ve neşe içerisinde...
Özellikle iki yaşın yukarısındaki çocuklar, heykellerle ilgili anne ya da babalarına sorular yöneltiyorlar. Bir baba sekiz-on yaşlarındaki iki oğlunun ellerinden tutarak heykeller hakkında açıklamalar yapıyor. O an öyle çok istiyorum ki, buralara oğlumla birlikte gelmeyi...
Diğer salonda, “Arnuvo” sanatını çağrıştıran siyah metalden büyük heykel herkesin ilgi merkezi. Boşlukları birer geçit gibi...
Heykelle boşluğun ve mekânın içinden geçerek, etrafında dönerek, sadece bir izleyen değil bir katılan da olarak, heykelle özel bir anı yaşamak... Çocuklar gibi her bir geçidinden ayrı ayrı girip çıkıyor, etrafında dönüyorum. Bu heykel, bambaşka ve çok gerilerdeki bir anıyı canlandırdı belleğimde... Çocukluğumdaki dilek ağaçlarını...
Ağacın toprağa bitişik ve kocaman gövdesinin ikiye ya da üçe ayrılarak, kocaman geçitler haline gelmiş olması ve o ağacın batıl bir inançla, geçitlerinden geçilince, çocukları has-talıklardan, kötü gözlerden koruyacağı ile ilgili efsaneler...
Annem, dört-beş yaşlarında iken, iki erkek kardeşimle birlikte, Yukarıkale’de böyle bir ağacın gövdesinin geçitlerinden, birkaç kez tekrarlayarak, hepimizi geçirmişti...
Galiba, birimiz kızamık geçiriyorduk...
Bizim için bu bir oyundu. Ama şimdi o oyunu Calder’in heykelinde yeniden buluyorum. Bu kez heykelin boşluklarını dolaşırken bir de dilek geçiyor, düşüncelerimden... “Oğlumla da bu müzeye beraber gelmek...”
(Whitney Müzesi, N.Y. Ocak-1992)
*BÖLÜM 3: YELPAZE - BİR DİLEK* (c)Bircan ÜNVER, Sanatın Labirentlerinde... E-Kitap. Işık Binyılı - http://isikbinyili.org
© Ağustos 2008, IşıkBinyılı
© Ağustos 2008, IşıkBinyılı
Yazarın Diğer Yazıları
Bütün Yazıları »
|
|