yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Bağlantılar:
Kaynak: Atomic Engines Inc.
Kaynak: Chernobyl Children’s Project Int’l Org

Yazı

Çernobil

Hümeyra İmirzalıoğlu KOÇAK

20 yıl önce 26 Nisan 1986 yılında Çernobil’de meydana gelen kaza nükleer santrallerin ne derece tehlikeli olduğunu dünyaya cok acı bir şekilde göstermistir. Bu kaza neticesinde, verilere gore 40,000 kişi ölmüş, şu ana kadar da milyonlarca insan kanser ve diğer hastalıklara yakalanmış ya da sakat kalmışlardır. Kolu, bacağı ya da kafası olmayan bebeklerin dünyaya gelmiş olması nedeniyle 200,000 civarında kadın hamileliklerini sona erdirmek zorunda kalmışlardır. Patlama 126 değişik radyoiztop atmosfere patlamayla yayılmış olup, etkisinin yüzyıllarca devam edeceği düşünülmektedir. Radyasyon yoğunluğunun Hiroşima’ya atılan atom bombasından 100 kat fazla olduğu tesbit edilmiştir.

Çernobil kazası Türkiye ve Avrupa’yı ciddi biçimde etkisi altına almıştır. Radyasyon yayılması yağmur ve rüzgarla birlikte toprağı, insanları ve hayvanları etkilemiştir. Üstelik hala sızıntılar devam etmektedir. 400 bin kişi eşyalarını bile almadan evlerini, bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Bu insanlar hala geri dönememektedirler.

-


Bu insanlar kazanın etkisi ile oluşan rahatsızlıklarından dolayı iş bulamamışlardır. Bu da kimi insanda alkole bağımlılık, kiminde çaresizliğin getirdigi intiharlara yol açmıştır. 20 yıl sonra, kazanın saglik, sosyal ve ekonomik açılardan olumsuz etkileri hala devam etmektedir.

Çernobil kazası sebebiyle sadece Rusya’da değil Türkiye’de de binlerce insan kanser ve diğer hastalıklara yakalanmıştır. Kemiklerde, dokularda ve organlarda biriken radyasyon kanser, genetik bozukluklar ve kalp hastalıklarına sebep olmuştur.

Bir internet sitesinde Çernobil felaketinde sakat kalanların, yasama mücadelesi verenleri resimlerinin üzerinde numaralandırıldıklarını gördüm.
Sanki suç iş ve fişlenmiş insan gibi bir imaj görmek çok üzücü. Talihsiz kazanın bedelini nesiller sonra da masum insanların bu şekilde ödemeleri insanlık için çok acı.

Çernobil kazasının deneme prosedürü esnasinda operatörün kullanma talimatına sadık kalmaması ve santralin eski teknoloji ile kurulmasından kaynaklandığı bilinmektedir. Geçtiğimiz günlerde , Japonya’da en son teknoloji kullanılarak işletilen nükleer santralde meydana gelen kazayı da düşünürsek bunun çok geçerli bir neden olmadığı da söylenebilir. Çernobil felaketi dışında yüzlerce nükleer santral kazası yaşanmıştır. Geçmiş yıllarda meydana gelen yüksek teknoloji kullanan ülkelerdeki nükleer santral kazaları ve neticeleri www.isikbinyili.org ithaf kolonunda nükleer fizik profesörü Dr. Hayrettin Kılıç tarafindan detaylı bir şekilde izah edilmiştir.

Bugün milyonlarca insan Çernobil’le yayılan radyasyonun acılarını çekmeye devam etmektedirler. Bunun yanısıra iyi beslenememe, hayat standartlarındaki düşüklük ve yetersiz tıbbi yardımlar da insanlarda sağlık sorunlarını daha da kötüleştirmiştir.

Su sıralar Türkiye’nin gündeminde nükleer santral kurulması planlanan bölgelerin tesbiti var. Sinop ilk nükleer santralin kurulacağı bölge olarak seçildi. Güzel doğası bozulmamış Sinop masumca katledilmeyi bekliyor. Umarım nükleer atıklarla o güzel denizde süregelen hayat bitmez. Çernobil’de çicek ve yeşillikler arasında çocukların oynadığı bir sehirden geriye kalan radyasyonun uçuştuğu küller, kumlarla dolu boş sokaklar. Lütfen doğa harikası Karadeniz’imizi yok etmeyelim.

Ülkemiz kazalar konusunda ne yazik ki sicili cok iyi olmayan bir ülke. Hele son günlerde Tuzla’da radyoaktif madde içeren atıkların varillerinin sorumsuzca gömülmesi, buna sebep olan işletmelerin ve bazı insanların duyarsızlığını ve eğitimsizligini bir kez daha göstermiştir. Yediğimiz sebze ve meyvaların yetiştiği seralar atıkların karıştığı su ile sulanmaktadır. Sera sahibinin atıkların karıştığı suların serayı etkilemediğini ısrarla inkar ediyor olması da vay halimize dedirtiren cinsten. Çernobil sonrasıda bir bakanımızın ve bazı yöneticilerimizin çay da radyasyon yok bakın biz içiyoruz diye karşımızda şov yapmaları bu felaketin hafife alınmayacak bir boyutta olduğunu yıllar sonra ortaya çıkarmıştır. Radyasyonlu çaylar, fındık ve diğer yiyecekler sorumsuzca piyasaya sürülmeye devam etmiştir. Gerçekler gizlenmistir. Şimdi bunları bilen, hatırlayan bizler kimlere nasıl güvenecegiz, herhangi bir yanlışlıkta kendimizi nasıl koruyacağız. Nükleer atıkları nasıl saklayacağız? Halen dünyanın gelişmiş ülkeleri bu konuda etkili bir çözüm bulamamışken biz radyoaktif atıkları nasıl muhafaza edeceğiz? Santrallerin yeniden gözden geçirilmis yüksek teknoloji ile teknik arıza olmadan, insan hatası olmadan işletileceğinin garantisi var mıdır? Türkiye buna hazır mıdır?
Cennet ülkemiz kimyasal ve nukleer atıklar cöplüğü mü olacak? (Nukleer atkların yarı ömrünün 24 bin yıl olduğunu hatirlatmak istiyorum.)

Ucuz ve temiz enerji diye nükleer enerjinin reklamını yapmak sorumluluk ister, bu iddialara somut kanıt ister. Bu santraller bütün dünya kullanırken, Türkiye’de niye nükleer enerji yok hırsını yaşamadan once, kurulursa ne olur diye arastırmamız gerekmez mi? Karlı bir yatırım olarak görülen projeyi hayata geçirmenin bedelini umarım bizler ödemek zorunda kalmayız.

Çernobil faciasının 20. yıldönümünde dünyamızı zehirleyip yok etmeye çalışmak yerine, barış içinde yaşayacağımız, temiz su içtiğimiz, nefes aldığımız, doğal gıdalarla beslendiğimiz bir dünyada yaşamanın bütün canlıların hakkı olduğunu ne olur unutmayalım.


Hümeyra İmirzalıoğlu Koçak
New York, 17 Nisan 2006

© Nisan 2006, IşıkBinyılı

© IŞIK BÄ°NYILI e-dergisi; The Light Millennium bünyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Ünver tarafından, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet #501c3
statüsüne ise 17 Temmuz 2001 tarihinden geçerli olmak üzere hak kazanmıştır. Vizyonu ise Web ortamında ilk kez Ağustos 1999'da tanıtılmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularının izni olmaksızın kopyalanamaz ve tüm içeriği
"The Light Millennium"a (1999 - 2010) aittir. Uluslararası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve hakkı saklıdır.
Açıklama – Güncelleme:
IşikBinyılı.Org kısa adıyla, 11 Ocak 2010 tarihinde Türkiye Dernekler kanunu çerçevesinde, dernek statüsüyle İstanbul merkezli dernekleşmiştir. Türkiye kapsamında yayın hakları bu tarihten itibaren IşikBinyılı.Org'a ve
uluslararası yayın hakları ise kardeş kuruluş statüsünde olan New York Merkezli yine "The Light Millennium'a aittir.
– Bircan Ünver, Kurucu ve Genel Yayın Yönetmeni, 1 Ocak 2018. | The Light Millennium'un İngilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren: Bali & Bali Works

Bali & Bali Works