yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Grafik Tasarim: Pelin Bali

Deneme

POLYANA'CILIKTAN - DON KISOT'LUGA...

Bircan ÜNVER

Esit bir Dünya'da, ‘Insanlik Günü’ne ithaf olunur...

New York'a, geçtigimiz Ocak sonu, dort hafta için gelmis olmama ragmen, geldikten ve ilk bir hafta-on gün de, ciddi bir bocalama geçirdikten sonra, yeniden burada, daha uzun süre kalmaya karar verdim. Bunu, eski bir gazeteci dosta telefonda soylerken, spontane olarak, "Don Kisot’luga devam”, dedigimde, telefonun karsi ucundan gelen yanit, bir kahkaha sesi oldu.

Bu kez NYU'de bayan profesor bir dost ise (tanisikligimiz New York yerine Columbos'tan, 1998), NY’a donüsümü takiben ilk yaptigimiz telefonda konusmasinda, donecegim tarihi soylemistim. Üç hafta sonra, Nisan ayinda olasi Türk-Amerikan yonetmenlerinden olusan ozel bir film gosterisi icin on girisimlerde bulunmak amaciyla, kendisini yeniden arayip durumu belirttigimde, bu kez onun kahkahasiyla, “Don Kisot'luga devam..." yanitini alinca, adeta icinde bulundugum konumun, bu kez de bu dost tarafindan, bana yansitildigini hissettim...

Henuz gecen hafta, New York'ta yayinlanan haftalik FORUM gazetesi'nde (1 Mart 2006, #51nci sayi), "Içimizden Biri" kosesinde, Cahit Oktay'in yaptigi roportajda, sordugu sorulardan biri ise ozellikle beni sahsen tanimayanlar icin, "cok zengin, parasi var ki bu islerle ugrasiyor," sorularina adeta bir yanit arar nitelikteydi. Cahit Oktay'in roportajinda yer alan soru ve yanit:

"Çok aktifsiniz. Çok mu zamaniniz var, yoksa çok mu paraniz var? Neden ücretsiz organizasyonlar yapiyorsunuz?
Bu soruyla gülümsettiniz beni… Zaman, herkes kadar ve herkesten çok daha fazla, ihtiyacini duydugum konulardan biri… Zamansizlik kadar diger temel eksiklikler ve hayatin dayatmasi karsisinda, herkes kadar ve zaman zaman bir çogundan çok daha fazla zorlanmaktayim. Ancak attigim her adimda, seçtigim her yol ayriminda, 'idealler' için yasamak, günlük pratik ihtiyaçlar için yasamaktan çok daha agir basiyor ve nihai kararlarim da bu yönde oluyor. Zira, geçicinin degil, kalici olanin pesindeyim…

Neden hep ücretsiz etkinlikler yaptigimiza gelince, Light Millennium'un kurulus felsefesi, projelere sponsorlar bularak, onlari; en genis yada ilgili kitlelere, "kamu yararina" ulastirabilmek. Buna reklamsiz web yayinlarimiz, TV programlarimiz ve etkinliklerimiz de dahil. Bildiginiz gibi Light Millennium'a yapilan/yapilacak olan bagislar, vakif [*Hukumet Disi Organizasyon - NGO] statüsünde oldugumuz için 2001 yilindan bu yana vergiden muaf. Tabi projeye bagli olarak, zaman zaman yine "kamu yararina" kavrami içinde, girisi ücretli olan etkinliklerimiz de olacaktir."

Roportajin tamami icin>

[* Vakif'in, ABD'de statusu ve kurulus amaçlari, diger Sivil Toplum Orgütleri, organizasyon ve derneklerden farklidir ve "Non-Governmental"
kuruluslar, ABD de, 12 ayri madde altinda tanimlanmistir.]


* * * * *

Büyük boyutlu projeler için “Nobel Minds” benzeri bir "beyin ekibi" araniyor!

Bugüne degin Light Millennium/Isik Binyili adina yapmak istediklerim, yapmaya çalistiklarim, çogunlukla bir isyeri yada kisi adina maasli yada butcesi olan projeler-isler hic olmadi! 45'den fazla TV programi ürettim, cep harçliklari ve emegimle ve hiç birinden de ticari bir gelir beklemeksizin! Dogrudan onlarin yayinlanmalarini amaçlayarak, her birini ürettim ve hepsi de Türkiye'de degilse bile, Queens Public TV'de, 1992'den itibaren 4 farkli kanalda defalarca yayinlandi. Bütün bunlari ne param ne de vaktim oldugu için degil, belki günü ve hayati dorde katlayarak, hayatin getirdigi temel dayatmalarin disindaki tüm zamanlari ve birikimleri, bu projelere kanalize ettim. Yasam, her zaman bir tercih meselesidir. Giysi, mucevher - makyaj malzemeleri, mobilyalar ve genel eglence türlerine ayrilan tüm zaman, emek ve bütçeler, bende dogrudan birincil ve tek amaç olarak, gazete-kitaplara-serbest yazilara ve ozellikle New York’a geldigimden beri de (1990) oncelikle televizyon programlarina kanalize oldu. Tabii bunlari yapabilmem icin, baby-siter'liktan - muhasebecilige – videografliktan - teknik elemanliga uzanan alanlarda, bir çok yarim gün ve serbest isler yaptim. Internet yayinlari ve etkinlikler, 1999’dan baslayarak, Light Millennium/Isik Binyili araciligiyla devreye girdi. Tüm bunlara baslarken ve sürdürmeye çalisirken, bunlarin devamini guvenceye alan ve cekirdek bir kadroyu odeyecek, hala bugün dahi mali bir destegim/miz, sponsorlarimiz yok!


Herseye ragmen, elbette gonül sürekliligi, devamli gelismeyi ve çok daha büyük projelere kanat açabilmeyi arzu ediyor. Ve bunun gerçeklesecegi umidi ve enerjisiyle devam ediyorum. Daha da otesi, ‘devam edebilmenin’ en büyük basari oldugunu düsünüyorum.

New York'ta yirmi yili askin süredir yasayan sanatci bir bayan arkadasim elestiriyor, "Herkes once parayi bulur isi yapar, oysa sen parayi bulmadan isi yapiyorsun!" Soyledigi dogru olmasina dogru ama parayi bulmak icin harcanacak zaman ve emek sonucu, o parayi temin etmenin maksimum ortalamasi ABD standartlarinda %5 ve ister 500 ister 5000bin yada 500 yuzbin dolar icin bir projeye "grants" arastirmaya kalktiginizda ise olumlu sonuc almanizin sureci, eger hersey yolunda giderse, en az 8 ay ile 1.5 yil.

Bu sureci, parayi bulmak için harcanacak emek, para ve zaman yerine bu zaman içinde, "parayi bulmadan" da, kendi kapasitemiz (Light Millennium bünyesi) içinde yapilabilecek projeleri gerçeklestirmeyi ilke edindim. Bu sekilde çalismak, birinin, yasamin yada çevrenin bir talebi degil, dogrudan içgüdü ve düsünsel birikimin bir yaptirimi olarak da gelisti, ayni zamanda...

Genel olarak, en azindan baslangictaki ilk üç-bes yil beklentilerim de, gerçeklestirilen her bir televizyon projesi yada etkinligin, ayni zamanda isbirliklerine ve daha büyük projelerdeki ortakliklara kanal olabilecegini ongormüs ve umit etmistim! Bundan da cok minumum oranda da olsa, bazi sonuçlar alindi. Ancak, hala ortakliklar - isbirlikler ve destekler olmasi gereken noktalarda degil... Ve iste bu amaçla, büyük boyutlu ortak projeler gerçeklestirebilmek için, çok yonlü isbirlikleri-ortakliklar ve yapici-yaratici, komplekslerden ve kiskançliklardan arinmis iyi bir beyin ekibi olusturmak, kaçinilmaz!

Bunun gücü ve etkisi, çok kisa sürede, o gereken kaynaklarin onünü hem ABD hem AB hem de yurtiçinde açacaktir. Boyle bir olusum yada konsorsiyom, hiç bir kurulus yada kisinin tek basina üstlenemeyecegi, çok büyük isleri ABD'de oldugu kadar dünya çapinda da kotarabilir! Ornegin: New York'ta çok kapsamli ve islevli bir Türk Kütüphanesi kurulmasi; ABD boyutunda kapsamli büyük sergiler ve Türk kültürünü ABD'de sürekli gündemde farkli boyutlariyla isleyecek bir Türk Kültur ve Sanat Vakfi - paralelinde bir Türk Müzesinin kurulmasi; tam tesekküllü Türkçe bir ilkokul açilmasi; Türkiye'deki her alanda yetenekli cocuk ve gençleri (12-18 yaslari arasindan secilecek) tespit ederek ve onlara gerekli donanimi her anlamda saglayacak, sanat-edebiyat/kültür-bilim ve uluslararasi iliskiler uzerine, 20-30 yil sonrasi icin bu gençleri NOBEL, PULITZER, OSCAR, GRAMMY, EMMY benzeri odüllere aday olmalarini saglayacak, gereken egitim ve birikimleri saglayarak, gencligi ve gelecegimizi, citalari yüksek tutan idealler ve hedeflere hazirlayacak, kurumlari olusturmali ve onlarin basari ile bu alanlarda hizmet vermesi için olasi her türlü siyasi dalgalanmalarin otesinde, hiç yolundan ve hedefinden sasmadan, sürekli elbirligi ve isbirligi içinde olmaliyiz!

Iste o zaman, bir çok sansasyona bagli sahnelenmeyle (scripted and staged) gündeme gelen, ‘NOBEL'e adaylik konusunun’, geri donüp bakilinca, hüzünlü bir tebessümün yerini, soz konusu genç kusaklarin ileride getirecegi her alanda, kimbilir belki bir-kaç düzineyi asan odüllerle, tüm dünyada yepyeni bir Türkiye ve Türk imaji yaratabiliriz, tabii eger bunun temellerini, simdiden atabilirsek!

Tabii ayni zamanda ülke içinden devlet ve resmi kuruluslarin da bu kanallara tesvik ve destek vermesi, isin oz’de Türkiye – ABD ve AB merkezli, saglam temellere dayanan web agini orecektir. Bunun anlami da yikima-yokedilise degil, gençlige-insana ve ‘olmazsa olmaz’a yatirimdir.

Hersey, içten, kendine ve birbirine güvenli, dürüst, gelecege umutla bakan ve gelecek için enerji ve kapasitesini, gerektiginde büyük projeler ve gelecege yatirim amaciyla kanalize edebilecek, bin kisi degil, bu nitelikte sadece on kisi bir araya geldiginde, büyük idealler ve projeler için ilk onemli adimi atmak ve baslatmak için yeterli güç ve destegi olusturacaktir. Boyle bir olusumla, daha adi henüz telaffuz edilmemis hayal gücümüzü de çok asan, uluslararasi düzeyde projeler gerçeklestirebilecegimizi uzun yillardir düsünüyorum.

Bu inançla, yeni projeler ve isbirliklerini gündeme getirmekten vazgeçmiyorum. Oncelikle ‘kendi içimizde var olan güç ve kaynaklari harekete geçirmenin, parayi oncelikle harekete geçirmekten’ çok daha etkin ve güçlü ve ütopist gorünen bir çok projeyi, hayata geçirmeye muktedir oldugunu – olabilecegini biliyorum. Ilk on kisi bir araya gelip bu ise baslayabildigimizde, o zaman ortaya çikacak verimli ve istah acici parlak meyvelerini hep birlikte gorüp, bunun isgücü sorumluluklari kadar tadini ve onurunu da hep birlikte paylasabilecegiz…

* * * * *

Polyana'ciliktan Don Kisot'luga..

Henüz yirmili yaslarin basinda ve çok uzun süre kendimi daha çok Polyana olarak hissederdim... Bu daha çok kosullar ne olursa olsun, ‘olumsuzu – olumluya’ donüstürme çaba ve tutkumun da bir sembolü oldu... Artik Polyana biraz büyümüs ve olgunlasmis olmali ki, Internet'in de verdigi olaganüstü bir kazanimla, Carl Sagan'in, "Afrika'da bir kelebegin kanat çirpmasi, San Francisco'da büyük bir etki yapabilir," (birebir çeviri olmayabilir) anafikri, bana güc veriyor. Gerçekte Türkiye'nin nükleer enerji ihtiyacini karsilamak degil, nükleer silahlar yapilmasi için 'nükleer santral'larin kurulmasi girisimlerine, bu düsündeden güc alarak, ‘bir kelebegin kanat çirpmasi oraninda da olsa’, olan ve olmayan tüm güç ve olanaklarimi kullanarak, engellenmesi için, elimden geleni yapacagim.

Belki gerçek Don Kisot'luk, bu konuda devreye girebilir!

Unutmayalim, sonuç olarak bunun bedelini, hep birlikte, hayatlarimizla-ailemizle-cocuklarimiz-torunlarimiz, tüm varligimiz ve gelecegimizle, bir daha telafi edilemeyecek boyutta odemek zorunda kalabiliriz... Eger yarin, 8 Mart'ta, DUNYA KADINLAR GÜNÜ kutlanacaksa, tum anne-kadin-genç kizlar, bu gidisati durdurmak için bu amaçla ortak bir girisimde bulunmali! Bu girisim, etkin ve hayati olumlayan boyutta, gerçek bir, DÜNYA KADIN GÜNÜ kutlamasi olacaktir...

Tabii ki, iki erkek çocuk annesi bir anne ve alti kardes sahibi bir abla olarak, tüm annelerden, kadinlardan, ablalardan, babalardan, kardeslerden, eslerden de, çikar pastasi ne kadar cazip gosterilirse gosterilsin, ‘kanmadan-yanilmadan ve o makyajin yada maskenin altini gorerek, bu süreci hep birlikte durdurmaya davet ediyorum’…


* * * * *

Dünya Kadinlar Günü'nün düsündürdükleri...

Uzun süredir aklimi kurcalayan, sorguladigim ancak tek bir yaniti, tam açiklamasi olmayan bir konu var. Tuhaf olarak, bugüne kadar yapmak istedigim isbirlikleri ve çalismalarda, en çok bayan arkadaslar - tanidiklar tarafindan yipratildim yada tüm isbirligi girisimlerim, tek tarafli olarak, genel olarak karsi tarafa hizmet ettigi sürece devam etti.

Ne zaman karsilikli destek ve isbirligini somutlastirma ve tanimlama arayisina girdiysem, henüz bugüne degin bu anlamda somut bir sonuç alamadim! Bunun yanisira bugün en büyük emek destegini, Light Millennium'un genel sekreteri Figen Bingül ile ISIKBINYILI'nin webmaster'i Pelin Balı'dan aliyorum. Tabii istisnalar kaideyi bozmaz yada aksi halde hersey çok daha güç olurdu!

Türkiye'de ilk is hayatima, Istanbul Bankasi'nda baslamis ve orada sekiz yillik çalistigim süreçte de (Mimar Sinan Üniversitesi-Güzel Sanatlar Akedemisi, 1983-88, serbest sanat yazarligi ve Amerika, bankanin devlet tarafindan kapatilmasina paralel, devreye girdi), en çok bayan meslekdaslarla iletisim ve birlikte çalismakta zorlanmistim. Henuz 17 yasinda basladigim ve bir tek müdürü hariç, 11 bayanla çalistigim o ortamda, o zaman insanlarin farkli gorünüp, farkli olabileceklerini henüz kavrayamiyordum... Bundan üç yil once, ayni donemde bankada çalismis oldugumuz baska bir servisten, bir arkadasla yeniden bulusup, bizim gruptan kimin-kimin kocasiyla evlendigi benzeri hikayeleri ogrenince, çok da sasirmamistim...

Onlarin ogle yemek arasinda konustuklari tek konu, kimin kiminle ciktigi, kimin kiminle bulusacagi, kimin nereden hangi kurku aldigi benzeri konular, beni hiç ilgilendirmedigi için, o zaman 1.5 saatlik olan ogle yemek tatilinde, Tünel'den Taksim'e yürür, yol üzerinde yer alan sergilere girer ve tam ise baslama saati geri dondügümde, koyu sohbete dalmis servisteki arkadaslar, birbirine bakarak, ise baslama vaktinin, benim içeri girmemle baslamis oldugunu, birbirlerine hatirlatirlardi.. Genel müdürlükte 300'u askin personel calisirdi ve calisan bayanlar - yoneticiler arasindaki iliskilere dair dedikodularin ise onu-arkasi kesilmezdi. O donemde, kiskançlikla – cinselligin tuhaf bir karmasinin, belli bir serviste, basari amacina ulasmaya, araç olarak kullanilmakta oldugunu, sezer gibiydim..

Genel olarak calistigim servisteki calisanlarin, genel ilgi alanlari beni açmadigi için, banka içinde kurulan bir sendikada, henüz 19-20 yasinda iken aktif hale gelmistim. Kisa sürede, sendikacilarin bankayi, dolayisiyla bizleri de siyasi amaçlari için kullandiklarini farkedip, onlarla ters düsünce, bu kez birlikte çalistigimiz sendikaci arkadaslarin tehditleriyle, karsi karsiya kalmistim...

Bankada çalisan kadinlarin genel dünyasi, tüketim ve aile disi sosyal hayatin her kesiminde ve her anlamda tesvik ediliyordu... 22 yasinda genç bir anne oldugum donemde, çarsaf çarsaf çikan yeni bir derginin ilanlari beni çok heyecanlandirmisti. Zira adi: GENÇ KADIN'di. Derginin ayinini sabirsizlikla bekledim. Çiktiginda aldim ve alir almaz çok büyük bir hayalkirikligina ugradim. Çünkü diger kadin moda ile unlulerin ask hikayelerinin vicik vicik harmanlandigi mevcut birçok dergiden hiç bir farki yoktu. Oysa, adindan olsa gerek, bu derginin belki de aradigim sorulara, yanitlar içeren yada ‘bizim kusagin çalisan - evli-anne olan ve geleneksel yasam ile modern'in sorumluluklarini bir arada ve ayni agirlikta tasimak zorunda kalan kadinlarin, ortak sorunlarina bir rehber’ olacagini ummustum!

Ama sonuc tam bir hayalkirikligi oldu. Daha sonra ki yillarda da oyle bir dergi cikmadi! Son Istanbul’a gittigimde bu anlamda ozellikle arastirmadim ama varsa gozüme çarpardi herhalde! Bunun disinda, ozellikle televizyon programlarinda yer alan genç kiz - kadinlardan edindigim izlenimim ise, bugun durumun cok daha vahim oldugu yonunde... En azindan, artan bilincli-egitimli-calisan kadin nufusuna paralel; kadinin, buna paralel bir gelisme ve sosyal hayatta ve karar mekanizmalarinda, etkin rol almasi, henüz, Türkiye genelinde on plana cikamiyor!

Türkiye'nin en büyük holding sahiplerinin kiz çocuklari, gelinleri yada esleri, o holding'lerin tepesindeki karar mekanizmalarinda yer almasi, bu gerçegi degistirmiyor... Zira onlara, babadan-ogula-kiza-ese-geline verilen-aktarilan yada geçen bir mirastir o bulunduklari karar mekanizmalari... Çogunlukla da, egitim düzeyleri ve birikimleri de haizdir orada bulunduklari rolü tasimaya... Ancak bu durum, genel anlamda ne Türkiye'de ne de dünyanin hiç bir yerinde, "kadin"in karar mekanizmalarindaki oraninin düsüklügünü degistirmez! Bugün, sozümona, dünyada kadin haklarinin en çok oldugu varsayilan Amerika'da bile, kadinlarin toplam karar mekanizmalarinda aldiklari oran, sektorler arasi farkliliklar gostermesine ragmen, %2.5-5 arasinda degisir. Ayrica, gerek Türkiye, gerek dünya ortalamasinda, kadinin mülkiyetten aldigi oran da %1 ile 15 arasindadir!!!

Bu tabloda, Dünya Kadinlar Günü kavramina yeniden baktigimizda, bence ESIT BIR DÜNYA’DA INSANLIK yada KADIN-ERKEK ESITLIK GÜNÜ’ne DOGRU ve bu amacla tohumlar ekilmek üzere, kutlanmali...

Kadinlar Günü'nün, gerçek ve oznel anlamda kutlanabilmesi için, kadinlarin meslek ve siyasi yasamlarinda, oncelikle cinsellige paralel, her türlü politik-is manüpülasyon ve mekanizmalarla, asiri dozda harmanlanan kiskançliklarindan arinmasi ilk kosuldur.

Yeniden istisnalar kaideyi bozmaz’i atlamadan, belki de ozellikle kendi is tecrubelerimden yola çikarak, kadin yoneticilerle calisilan is ortamlarinin gelistirici degil korletici oldugu, paylasimciliktan uzak, mesleki birikim-yetenekler ile çalisma disiplininin belirleyici olmadigi, kiskançligin is ve gorev tercihleri ile is arkadasligini belirledigi, bunun da en çok diger çalisan kadinlari olumsuz ve cesaret kirici olarak etkiledigine tanik oldum. Oz itibariyle, is dünyasinda, “kadin”in esitsizligi tanimi, erkekler kadar kadinlardan tarafindan da “kadin” üzerinde uygulanmaktadir. Bunun açiklamasi ve çozüme yonelik yanitlari nedir, tam olarak bilmiyorum. Boyle bir gerçek yokmus gibi de “Dünya Kadin Günü”nü, ozellikle kadinlar arasinda kutlamak ise diger tüm sosyal ve temel sorunlarin yaninda, çok inandirici olmuyor!

* * * * *

Kadin'a - kadin perspektivinden...

Kadinlarla olcusuz - cok icten, seffar dostluklari daha tehlikeli buluyorum. Yillar içinden, yasadigim ve çok üzen bir çok tecrübem oldu. Bunlardan sadece birini, ornek olarak paylasmak istiyorum. Kendisine, kendi içim kadar saydam oldugum ve herseyi paylastigim, evimizde misafir olan, evinde misafir oldugumuz, ailece gorüstügümüz, liseden bir bayan arkadasim vardi. O donem aldigim Ingilizce derslerini veren bayan hocanin, kocasini kazada kaybetmesinin ardindan, Ingilizce ogrenip, ders vererek, iki cocugunu yetistirmis oldugunu, hayranlikla o süreçte bir araya gelmelerimizde, anlatiyordum. Bir gün isyerine telefon ederek, ne oldugunu anlamadan, ugradigim asiri hakaretler karsisinda, nasil yikilip sarsildigimi anlatamam.

Günlerce üzüntümden agladigimi, hala hatirlarim. Bunun etkisi aylarca sürdü. Ne hata yapmistim, sürekli kendimi sorguluyor, annemle, arkadaslarimla konusuyor ve bir türlü nedenini bulamiyordum. Hatta bazi arkadaslarim, ‘hatami bulma ve anlama’ çabalarimdan da yorulmustu. Nihayetinde, yanit annemden gelmisti. “Kizim, ona Ingilizce hocandan sürekli hayranlikla soz etmeni, cok kiskandi.” Annem de zaten aramizda kalmisti! Zaman zaman annemlerde misafir kaldigi da oluyordu ve ayni nedenle, o gerilimi bir daha yasamamak için, anneme gitmeyi erteliyordum. Aradan 25 yili askin bir zaman gecmesine ragmen, çok deger verdigim ve sevdigim bir arkadasim oldugu ve haketmedigim bir davranisla karsilastigim icin cok sarsilmistim ve bugune degin izi kaldi…

O donem, safça, benim gibi olanin, benim en yakin dostum olabilecegi yanilgisi vardi. Daha da otesi, ayni donem, arkadaslarimi, ailemden ote tutuyordum. “Arkadasi seçme ozgürlügü vardi ama aileyi yoktu!”düsüncesindeydim. Bu düsünceye kapilmak, belli ki ilk genç kizlik donemindeki geleneksel baskilara bir tepkiydi… Bu olay, boylece iyi bir ders de oldu.

30 yasimda iken ise "senin bir kusurun var, kiskanmiyorsun," elestirisini aldigimda bu kez gülmüstüm... Belki de insanlarin, kadin yada erkek, ancak nedense ozellikle kadinlari, egitim, meslek, kültür birikimi ne olursa olsun, "kiskanç olanlar” ve "kiskanç olmayanlar" diye ikiye ayirmak gerektigini de, o zamandan beri düsünmekteyim.

* * * * *

Evet, DÜNYA KADINLAR GÜNÜ'nde, tüm kadinlardan, ozellikle "kiskanç" olan kategorisine girenlerden, eger gerçekten esit düzeyde ve insanca bir dünyada yasamak istiyorsak, oncelikle, "kiskanç"lik duygularindan arinarak ve "kadin" olmaktan çok, "insan" olmaya çaba gostermek durumundayiz.

Ancak o zaman, hem kendi icimizde ve kadinlar arasinda hem de bütünde, insanlik adina, bir asama kaydebilmemiz soz konusu...

Yoksa, bizler "kiskanç"liklarimizdan gozü kara, dünyayi gormez isek, ülkelerimiz savasa itilebilir, iç savaslar baslatilabilinir, çocuklarimizi-eslerimizi savaslarda kaybedebilir, ayni nedenlerle büyük ekonomik krizler nedeniyle, baba-es ve cocuklarimiz kadar kendimiz de isimizi kaybedebiliriz!!!

Ülkemiz doludizgin, yakin bir gelecekte nükleer savas için hedef noktasina dogru sürüklenmek istenirken, kadin olarak da yalnizca "kiskanç"liklarimiz ve doyumsuz tüketim ve daha seksi gorünme hirslarimiz arasinda kaybolurken, eger zamaninda ortak bir bilinc ve irade olusturamazsak, birden bire ne oldugunu anlayamadan, YARINDAN SONRAKI GÜN'ün içinde, buluruz kendimizi...

O zaman da o basarilar, anlamsiz kiskançliklar, asiri tüketim ve gosteris hirsi, hizlica yanik bir kül kokusuna yada yanmis bir paçavraya donüsebilir, tabii hala hayatta kalabilmissek!!!!

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ degil, kadin ve erkek birlikte, hepimizin kiskançliklarindan arinmis, daha ESIT BIR DÜNYADA, INSANLIK GÜNÜ'MÜZ KUTLU OLSUN...



©Bircan Ünver, ISIKBINYILI.ORG, 7 Mart 2006, New York, Son Versiyon.

© Mart 2006, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works