yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Grafik Tasarim: Pelin Bali

Yazı

“Yabancilastirildik” & “Yalniz Degiliz…

Bircan ÜNVER

Herkes yazmali, sadece "yazarlar" degil. Yazi yazmayan insan kendi guzellik ve caresizligini tam net olarak goremiyor bence. Televizyon seyretmekle de anlasilmiyor hersey. Kalem, kagidin uzerinde gitmeye baslayinca aciliyor ancak bazi pasli kapilar…

“Yazan cizen insan aslinda her zaman yalnizdir. Bunu ta basindan kabul etmeniz lazim.” …”
Ugur AKINCI, 16 Mart, 2002




Bugun 1 Nisan. Harika bir gun. Sabah cok erken uyandim ama sabah gunesinin odamin icine dolmasini bekledim. Isiklar odamin icine yansiyinca saatin artik her halde dokuz oldugu ve gec de kalmis oldugum dusuncesiyle kalktim. Saate baktigimda henuz 7:30’du. Sevindim.

8:15’de dusumu almis, giyinmis ve bilgisayarin basina evden cikmadan e-mesajlara bakmak icin
gecmistim, bile…

Bu kez her gunden biraz farkli olarak ne New School’dan, uzun bir donem orada okurken, ardindan da calisirken; ders ya da is oncesi ve sonrasi, mekanik bir sekilde bilgisayar laboratuvarlarinin yolunu tutardim. Bugun ilk defe farkli bir uygulama ile BORDERS kitapevine geldim. Ancak bos oturulacak yerde elektrik prizinin olmadigini farkettim. Bu da demektir ki, uzun sureli burada bilgisayar kullanamayacagim. Buna karsin, bundan boyle buraya geldigimde, mutlaka yedek pili doldurmam gerektigini dusundum.

Disarisi piril piril ve gunesli. Icerisi sicak ve bir jaz muzigi, saksafon yayinlaniyor.

* * * * *

Nicin bu yaziya baslamam bu kadar zaman aldi?

“Yalnizlik” konusu genellikle cok kullanilan ve cok tuketilen bir konu. Yalnizlikla ilgili en cok sevdigim ve en dogru buldugum tanim; yalniz geldik, (dogduk), yalniz gidecegiz… Tabii ikiz ya da ucuz dogmamissak! Oyle bile olsa, fiziksel olarak ikiz-ucuz dogmus olsak bile, bunun ruh olarak ikiz ya da ucuz bir ruhla dogdugumuz anlamina da gelmiyor cogu kez. Ayrica dogumda olan es zamanlilik cogu kez olumde tutmayabiliyor, ikiz ya da ucuz dogumlarla dunyaya gelmis olsak bile…

Evet, yalnizlik, konusunun bir yasami icine alan cagrisimlarini yazmak her temel kavram ve yasami bicimlendiren olgular gibi taa cocukluga uzaniyor…

Tum cocuklugum boyunca cok kalabalik bir aile ortaminda buyumeme ragmen icsel olarak yalniz, daha dogrusu o kalabalik aile icinde tek basina olusu, cok erken hissettim.


Daha cocuklugumuzda icinde yasadigimiz aile ortaminda ve okulda kendimize yabancilastirilmistik ve bu yabancilastirilmis duygusu, yalnizlik, anlasilmama duygusunu beslemisti…


Belki henuz bes yasindayken hissettim kalabalik icinde tek basinalik duygusunu… Annem, henuz bir kac yil once anlatti. Bes yasindayken, enistesinin ilkokul ogretmeni oldugu okula hevesle beni kayit ettirmis. Ilkokula gitmeye basliyorum. Her sabah sistemli olarak siyah onlugumu giyip, beyaz yakami takip, defter ve kitabimi alip, kahvaltidan sonra okula gitmek uzere evden cikiyormusum… Esasinda o donemdeki gittigim okulla babaannemin evi, simdi yeniden gozden gecirince yuz metre uzaklikta bile degil. Oglenleri yemege geliyor, tekrar ogleden sonrasi dersler icin gidiyor, okuldan geldikten sonra da kendi kendime ev odevlerini, -her halde yatay, dikey cizgiler olmali-, yapiyormusum…

Aradan bir iki ay gecmis. Annemin enistesi, anneme kizmis, demis ki, nicin Bircan’i artik okula gondermiyorsun? Cok da iyiydi, derslerine de ilgi gosteriyordu! Annem cok sasirmis, nasil olur eniste, Bircan her sabah okula gidiyor, ogle yemege geliyor, tekrar gidiyor ve evde de odev yapiyor, demis. Annem ne diyecegini bilememis ve iyicene bir merak ve endise almis. Bu kiz okula gitmiyorsa nereye gidiyor olabilirdi ki!!!

Ertesi gun ayni sahne tekrarlaniyor. Sabah kahvaltisindan sonra ben evden cikar cikmaz, annemde beni arkamdan takip ediyor. Babaannenin evinden cikip, onlarin evin arka kisminda olan amcalarin bos evinin, --baska bir sehirde tayinli olduklarindan-- asmadan yapraklarla orulu, yolun ters tarafinda ve ic kisimda bulunan cardak kismina dogru gitmisim. Megerse, okula gider gibi yapip her gun oraya gidip, kendi kendime oynayip eve ogle yemek vakti doner ve tekrar okula gider gibi cikip yine okul dagilana kadar oraya gidermisim, o okula gitmedigim bir-iki ay suresince. Anneme gore o sure iki ay ama o kadar bir sure, henuz bes yasinda iken boyle bir programi kendi kendime nasil uygulamis olabilecegimden hala emin degilim…

Simdi ki aklim ve hayalgucum bile boyle birseyi o yasta yapmis olabilecegime ermiyor ama annemin anlattigina gore evdeki ve ola ki okuldaki kalabalik icindeki yalnizliktan kacip, kendi basinaligi kesfetmenin bir cozumunu bulmustum… O da cok uzun surememis ya…

Sonraki yillarda, onsekiz yasindaki ilk evlilige ve onu da takip eden on iki yil boyunca hep yalnizligi ozledim. Yalnizligi ve birbasinaligi aradim. Evlilik oncesi tek basina ailemin bir yere
gondermesi soz konusu degildi! Hatta ortaokulda kiz arkadaslarin davet ettigi bir Cumartesi gunu cay toplantisina dahi annem izin vermemisti… Okul ve ev arasinda cok kapali devre yetistirme anlayisi hakimdi annemde… Isyanlar, karsi cikmalar, surat asmalar da cok ise yaramiyordu…

Evlilikte ilk kendini arayis kanalini; ilk esimin henuz evliligimizin ilk besinci ayinda 18 aylik yedeksubay olarak askere gitmesi acti. O esnada bankada calisiyor olmam ve artik tek basina yasayabilecegim bir daire olmasi , o onsekiz ayi, tum kayinvalide ve cevreden gelen baski ve yonlendirmelere ragmen, kendimce bicimlendirme ozgurlugune sonuna kadar sahip ciktim. Boylece, bankadaki isim disindaki tum zamanlari kendi sevdigim, ilgilendigim ve merak ettigim konulara yoneltebilme ozgurlugune ve kendime yetme yetisine kavusmustum.

Gercek yalnizligi kesfetmek uzere kendimi tanima yolculuguna ilk kez otuz yasimin henuz basinda ciktim. Bu Londra’ya kisa bir seyahatti. Ardindan Los Angeles’a gittigimde, gerideki tum gemileri; Evliligi bitirmis, bankadan coktan ayrilmis ve hatta son alti yildir yaptigim serbest sanat yazarligi mesleginde isim yapmaya bile baslamistim ama yine bir tek o zaman 8 yasinda olan ogluma, geride aklimin takilmasi disinda, tum gemileri yakmistim ve belirsiz bir yolculuga cikmistim.


Bu belirsiz yolculuk dort yil surmus, yalnizlik ve kendini arayis butun boyutlariyla yasanmis; dil, arkadas, cevre, is, kultur, ulke ve sehir olarak da, sonunda New York’a tasinilmisti. Bir cocugunuz var ise ve ne kadar uzakta olursaniz olun, yasaminizin nehri cocugunuzun yasadigi yone dogru akar hep… Boylece geride birakilan ogulla, New York’ta tek basina yasama kahramanligina girismek yerine, donerek Istanbul’da hayati yeniden kurmak planlanmisti… Uygulandi ama bu plan basariya ulasmadi…


* * * * *

2 Nisan 2002, Richmond Hill…. Dun cumle yarim kalmisti. Daha once Borders Kitapevi’nde tanistigim Oben’le yuz yuze geldik. Yanimdaki sandalye bostu ve oturdu ve onunla projeler uzerinde konustuk. Nazim gecesinde siir okumakla ilgilendi… Oben’in gitmesinin ardindan iki randevu ve derken o gun bu yazi tamamlanamadi…


* * * * *


14 Nisan 2002

Bugune kadar tanimlanabilmis bes temel ve son yillarda dahil edilen alti temel duygu var insanliga ait: konusmak, duymak, gormek, tatmak, isitmek… Dus kurmak, ruya gormek, sezmek, ongoru ya da altinci his; bu temel fiziksel bes duyunun icinde yer almamasina ragmen; bu bes duygu kadar etin, kemigin disindaki “insan” olma ozelliklerimiz olduguna kusku yok…

Dusunce deyince, zeka, zeka deyince, zeka duzeyi ve son yillarda da zeka duzeyinin tamamlayicisi olarak gundeme gelen, sosyal zeka olgulari; insanin fiziksel gorunumun icini dolduran ya da varolusunun icini sekillendiren temel olgular… Temel duygu ve reaksiyonlarimiza gelince; aglamak, gulmek, kahkaha atmak, ofkelenmek, tepki duymak, nefret etmek, sevmek, asik olmak, umursamak, sorumluluk duymak ya da duymamak, kendinle, cevrenle, yeryuzuyle barisik olmak ya da olamamak gibi yine yasamla iliskilerimizin tanimi da cok sinirli kavramlara indirgenmis durumda…

Son birkac gundur aklima bunlar takildi “yalnizlik” konusu ile ilgili olarak… Cunku; yeryuzunde sekiz milyari askin insan yasarken, esasinda temel reaksiyon ve algilarimiz bu kadar az kategori ile tanimlaniyor olmasindan dolayi… Dusunsel birikim farkliliklarimiz ve yasamla her birimizin farkli iliski ve beklentileri disinda (eksigi de olsa, sekiz milyar nufusla kiyaslaninca), ozunde hem TEK’iz, cunku hepimiz TEK olarak yeryuzune geldik ve mutlaka bir nedenle geldik! Ama bir o kadar da COGULUZ, yalniz degiliz cunku anarahmine dusus biciminden, yeryuzune ilk gelisimizde ve gidisimizdeki bicimler ve tanimlar da ortak… Bu kadar ortaklik ve benzerlik varken neden bu kadar parcalanmislik… yabancilasma… reddetme, yok sayma, seffaf olamama, ya da dostluk ve sevgi baglari kuramamada nicin onca icsel ve dissal bariyerler var!!!

Ne zaman ve nerede okudugumu net animsayamadigim cunku oz itibariyle bir o kadar da hucrelerime islemis bir dusunce var ki; “yeryuzunde, dusunulen herseyin evrende bir karsiligi vardir, evrende olmayan hic birsey insan aklina dusmez…” Bir taraftan gunluk yasamda hizla ve derinleserek yalnizlasirken, dusunce boyutunda koklenen ve gelisleyen dostluk ve sevgi aglari gelisiyor… Yasamda bir butunluk olamiyorsa da icsel ve dusunsel frekanslar yogunlasiyor, cogaliyor…


Kalabaliklar icinde buyuk bir yalnizlikla gecen erken cocukluk ve genc kizlik doneminin ardindan, yalnizliga ve kendini arayisa ozlemle gecen ilk evlilik donemi ve bunun icinde sekiz yili da bankada sevilmeyen bir iste gecen bir oniki yil… Sanki buldozerlerin altinda ezilmekteydim!


Giacometti’nin gectigimiz Ekim ayinda MOMA’daki sergisinde bir heykel vardi ve tam da benim o donemimin heykeliydi sanki. Ayaklar uzerinde duran ve birbirine acik yonleriyle karsilikli bakan iki bronz kare kutu ve arada ince bir kopruyle birbirine baglanmis ve o kopru ve iki bronz kare kutu arasinda beyaza boyanmis bir kadin figuru. Hayat, o iki kare arasinda, benim o donemde hissettigim iki hapishane olarak birbirini baglanmis ve birbirinin ayni tekrarlanan gunler, yillar ve tum bir yasam… ve sanki hic bir cikisi da yoktu o donemin…

Bu surecin icinde yalniz olma, kendini tanima ihtiyacinin grafigi onlenemez boyutlarda yukselirken ve icinde yasanilan gunluk yasamdan duygu ve dusunce olarak butunuyle kopulan noktada; “yalnizligi” cok etkili ve yuregi ele geciren tarzda surekli yazan bir yazarin, cocukca ve safca da olsa, onu belli araliklarla arayarak, ona yazarak; yalnizligini azaltmayi ve onun yasaminda; o donemde bir soluk olma misyonunu secerek ve uygulayarak; yasamimda cok derin izler birakan baska bir icsel doneme, bu kez tamamen kendi arayislarimla yoneldim… Evet, yalnizlik paylasilmaz eger o insanin yureginin en diplerinde bir usumusluk var ve o usumuslugu asla gidermeye niyeti yok ise… O usumuslugu - donmuslugu beton altinda korumak yerine kirip ortaya cikarmazsan, o zaman da yalnizliklari gidermek ya da paylasmak mumkun olamiyor elbette…

Kendi yalnizlik ozlemimi gerceklestirme cabasiyla, bir baskasinin yalnizlik cigliklarini azaltma cabamin uzun yillara varan ortak bileskesinde; “yalnizlik” konusunu cok iyi isleyerek kendisine surekli bir cekim alani yaratiyordu. Baskalarinda sigara tiryakisi ya da alkol bagimliligi gibi durumlar, bende yazilara, dusuncelere bagimlilik olarak kendini gosteriyordu. O nedenle benim ilgimin kaynagini yazilarin ozu olusturuyordu. O yazilar, surekli bir ilgi acligi ve acindirma duygularini transform ediyordu bana… Benim yazilarin cekim alanindan onun yalnizligini paylasmak degilse bile azaltmaya yonelik tum cabalarimin sonucu baska bir noktaya gelmistim: Yalnizligini azaltmak ya da paylasmaktan ote beni kendi cemberinde tutma egilimleri baskindi…

Bu da cok uzun suren duygusal bir donemin ozeti… En cok da, onu tanidiktan ve ona dusunsel boyutta cok uzun bir sure baglandiktan sonra, icinde yasanilan kulturun gercek sevgilere, dostluklara izin vermeyecegini de ayni guc ve siddette hissetmistim... Cunku sablonlar, onyargilar, paket degerler vardi ve onun disindaki her sey yanlis ve her an tuzla buz edilebilirdi…


19 Nisan 2002

Universiteden arkadasim. Benden bes yas kucuk. Piril, piril bir arkadas. Yetenekli ve icinde hep birseyler yapabilmenin atesiyle kavruluyor ama kendine guveni yok. Seramik idolleri, fotograflari, hepsinde bir titizlik, klasik bir tat ve ozgunluk var. Sanirim New York’a yerlesmesinde bir etkim de oldu. Okulda iken o zaman ben Ingiltere’ye gitme o da dil ogrenmek dusunden soz ederdik… Benim ilk cikisi yapip buralarda dort yil yasayip geri donmemden sonra, bir tiyatro cikisi tesadufen yeniden rastlastik. Rastladigimizda, evlenmis ve esiyleydi. O beni tanimisti. Tiyatro cikisi oyuncularin fotograflarina bakarken, iki kisi kosa kosa bize dogru geri donuyordu… Herhalde birseyi unuttular diye dusunduk kizkardesimle… Sonra Istanbul’da yasadigim o uc yillik surede bir cok seyi paylastigimiz nadir arkadaslarimdan oldu.

Gecen gun telefonda konusuyorduk. Agliyordu. Ve benim aglamasina izin vermedigimden dolayi da, “bana hoyrat davranma”, diyordu. Belli ki aglayacak bir kucak ariyordu ama o ben olamiyordum. Uzun suredir hep gozyasi ve sorunlu olan bir evliligi oldugunu yansitiyor ve belki de sorunlara cozum bulacak gucum olmadikca, sorunlari konusmaktan kaciniyordum. Butun bunlarin otesinde, her konusmamizda onun evlilik dahi olsa, evliliginin icinde bu kadar kaybolmamasini, belki mutsuzlugunu; fotograflarina, seramiklerine konsantre olursa, asabilecegini usanmadan her keresinde tekrarliyorum.

Bazen de belki evlilik iliskilerindeki sorunlari dinlemekten ya da hissetmekten yorgun dustugum zaman da, bir secim yapmalisin, diye onerilerimi netlestiriyordum.

Telefondaki son konusmamizin izi kulaklarimda… Beni terketti, bir ev bulmus cikacakmis, diye yine agliyordu… O halde, sen de ne yapmak istiyorsan ona yogunlasirsin, hem bir arada yapamiyorsunuz hem de onsuz yapamiyorsun, dedigimde; “Ben yalniz yasamaya aliskin degilim, yalniz yasamaktan korkuyorum,” yanitini verdiginden beri bu cumle kafamda donup duruyor...

Belki yalniz yasayabilmek ya da yasayamamak diye cok temel iki kategori vardi ve ben boylesi bir kesin ayrimin da o kadar farkinda degilmisim megerse!


Demek ki kimi insanlar, yalniz yasayamadiklarindan ya da yalniz olmaktan korktuklarindan birbirine tahammul edebilmeleri, beraberliklerinin devaminin birinci nedenini olusturuyordu… Sevgiden, asktan, biribirisiz yasami eksik hissetmekten degildi bir yasami paylasmalarinin gercek nedeni!


Bugun hala anlayamadigim ya da cozemedigim temel sorulardan biri de; neden bir insanin diger insan uzerinde hakimiyet-yonetim kurma isteginin otekinin yasamini yok sayacak denli cok baskin gelmesi…

Arkadasimin bana yansittigi rahatsizliklar buna benzer seyler ama onun bana anlattiklarindan da, onun da esi uzerinde benzer bir kontrol – hakimiyet kurma cabasi icinde oldugunu zaman zaman algiladim.

Her aile ya da ikili iliski icinde acik ya da kapali fasizan bir yaklasim oldugu ile ilgili dusuncelerim gun gectikce artiyor… Ya ben tumden yaniliyorum ya da hepimiz kosullanmisliklarimizla, gecmisten gelen genlerimizle ruhsal olarak tumden yanlis kurgulandik ve de goruntumuzu kurtardiysak da iclerimizi karanliklara teslim ettik…

Aile, evlilik, beraber yasamak ya da sevgi paketinin altinda digerinin hayatinda soz sahibi olma sekliyle kurgulanan hayatlar; kacinilmaz olarak insanlari farkli ruhsal calkantilara ve bosluklara savuruyor. Eger birimiz digerimizi yonetmeye ya da mulkiyetini ele gecirmeye donuk olarak gunluk yasamimizi birbirimize zehir etmekten siyirabilirsek kendimizi, bizler icin hala umut var…

Belki de o zaman hem gunluk yasamimizda hem de icsel yasamimizda, ister kalabalik icinde ister tek basina olalim, yalniz hissetmeyecegiz. Ister yazi, ister cizi, ister muzik; o zaman bu tur islere gonul verdik diye yalnizlasmak ya da yabancilasmak yerine cogalacagiz digerlerinin dusuncelerine, duygularina ve beklentilerine bir cagrisim yapabildigimiz olcude… Evet, bizler gibi hisseden, dusunen milyonlarca insan var, o nedenle yalniz degiliz… Isin SIRRI ise; birbirimizi ne kadar anlamak, tanimak istedigimiz ve umursadigimizda gizli olmali…



20 Nisan 2002

Son gunlerde bu “yalnizlik” konusu ile ilgili kafamdaki birikimleri bir an once bilgisayara transform etme derdine dusmekle birlikte, gun gectikce bitecegi yere dallanan ve budaklanan bir konuya donustu. Bu yaziyi yazmama ilham veren sevgili Ugur Akinci’nin, “Yazan cizen insan aslinda her zaman yalnizdir. Bunu ta basindan kabul etmeniz lazim.” tesbiti oldu.

Evet, katilmamak mumkun degildi ve cok dogru bir tesbitti ama bu tesbite degil de belki bu sonuca icimden itiraz eden frekanslar beynimde yayilmaya basladi. Nicin, “yazan cizen insan”, yalniz yasamasa bile yalniz hissediyordu…

Gercekte “yalniz”miydi ?

Yoksa dalga dalga yasamin her boyutunu tum etki ve guc alaniyla bloke eden degerlere karsi icsel dunyasinda, dusuncelerinde ve yasaminda; icinde bulundugu ortama, kisaca kendine ve kendi yasamina yabancilastirilmis miydi yazan, cizen, dusunen insan?

Neden cevresinde ya da icinde yetistigi ortamda, kendi ic ormanlarini yesertecek oksijenler bulamiyor ve sanki uzandigi tum kaynaklar bir kurakliga donusuyor ve icindeki nehirler kurutuluyordu…

Her birimizde mutlaka az ya da cok, belli bir oranda bulunan bu “yalnizlik” ve “yabancilastirilma” duygusunun kokenleri nereden kaynaklaniyor? Neden hem ikili iliskilerde hem sosyal hayatta, surekli bizden beklenen bir rolu oynamamiz durmaksizin ve de durmadan beyin yikanircasina dayatiliyor?

O verilen rolu benimsemedin mi cizgi disisin, sokaktasin, hayatin dis cemberindesin, yalnizligini ve yabancilasmani maskeleyemezsen, sokaklara duser, issiz kalirsin, ac birakilirsin, cocuklarina bakamazsin ve ustelik utanilacak ve acinilacak durumlara dusersin, tehdidi her soluk alisimizda tum yaygin iletisim, egitim ve kultur alanlarinda, neden bu denli hissettiriliyor bizlere?

Klise ya da slogan gibi durmasina ragmen, bu getirildigimiz ve icinde bulundugumuz noktaya tek bir yanit bulabiliyorum: Yabancilastirilmamizin ve yalnizligimizin tek nedeni; caglar boyu gucu elinde tutan ve yeryuzunu sekillendirmis ve sekillendirmekte olan insanoglunun savas, silah, yoketme ve guc tutkusundan baska bir aciklama yok!!! Birbirimizi anlamak, sevmek ve gelismesine katkida bulunacak kaynaklar yerine yoketmeye yonelik kurgulanan insanoglunun ortak bir trajedisi bu…

Bunun alternatifi olan dinlerde, caglar boyunca ve bugun dahi diger butun dinleri kendi tekelleri altina alma derdine duserek savasarak, yok ederek dinlerini diger topluluklara benimsetme girisimlerinin de toplamina bakinca; adi ister imparatorluk, padisahlik, askeri idare, hatta demokrasi ya da din olsun; insanlar bu tanimlara siginarak ve bu tanimlardan guc alarak, kendilerine, yasamlarina, bir arada yasadiklari insanlara, diger toplum ve kulturlere yabancilasarak, yabancilastirilarak, karsidakini dusunsel ya da fiziksel yok ederek; guc edine edine ve bu gucler bicim degistire degistire cok daha tehlikeli noktalara gelindi…

Insanlarin birbirini anlamamasi, boyle bir derdinin olmamasi cok bilinclice butun zamanlarda yaratilan nedenlerin toplaminin, bir sonucudur. Birbirimizi savasarak degil, anlayarak, taniyarak, severek yuzyillardan bugunlere gelebilseydik bugun cok baska bir dunyada yasiyor olacaktik kuskusuz… Olumler yerine hayatlara, insana; tum dogal ve insan kaynaklari yatirilabilseydi, bugun bu denli kendimize ve cevremize yabancilastirilmis olmayacak ve bu denli “yalniz” hissetmeyecektik. Cok masum ve pur bir ihtiyac olan kendini ifade etme, sevdigi bir isle ugrasma ve diger insanlari ve kulturleri anlamanin bu kadar bizlerden uzaklastirilmis ve elimizden alinmis olmasina, nicin izin verdik ve vermekteyiz???

Icinde yasadigimiz son sekiz ayda, durum cok ama cok daha tehlikeli boyutlara tirmandi… Artik birbirimizi anlamisiz, anlamamisiz, yabancilastirilmisiz, yabancilastirilmamisiz, yalnizmisiz, degilmisizin cok soyut ve ust duzeyde duracagi noktalara dogru hizla suruklenmekteyiz… Hani keske tek sorunumuz bu tur psikolojileri ve paylasimsizliklari, iletisimsizlikleri analiz ederek, tedavi etmek olsun, bunlar luks sorunlar dedirtecek boyutta…

Bu yaziyi yazmak istedigim gun ile bugun arasina sayisiz konular, gerginlikler, derin endiseler devreye girdi. Ornegin; yeryuzundeki nukleer silahlarin, patlama olasiligi suresinin iki dakikaya kadar indigi!!! O tehlike ister kasitli isterse kaza ile baslamis olsun, tum yeryuzundeki insanligi ve yeryuzunu tumden tehdit edecek noktalarda oldugu uzerine…

Son gunlerde katildigim bazi uluslararasi boyuttaki toplantilarda verilen raporlar ve bildirilerde; yeryuzunde geleneksel ve nukleer silahlara olmak uzere toplam bir trilyon dolar harcanmakta olduguna referans veren raporlar yayinlandi. Bunun acik anlami, bu paranin, insanligi ve dogayi olume, yoketmeye ve edilmeye harcanmakta oldugu gercegidir. Bizlerin hayatlari uzerinden degil de olumleri uzerinden gucler kazanmaya donuk donemlerin en karanlik, en tehlikeli ve en ust duzeylerine suruklendik bizlere sorulmadan, binbir manipulasyonla, izinlerimiz ve onaylarimiz alinmadan, yasarken de yok sayilarak…

Ve yalnizca ve yalnizca soz konusu bir trilyon degil, onun dortebiri ile tum yeryuzunu tedavi etmenin, iyilestirmenin, gelistirmenin ve guzellestirmenin, daha iyi bir dunya, daha iyi bir yarin birakmanin mumkun olabilecegi gercegiyle karsi karsiyayiz. Durum cok basit: Olume, dogayi, yeryuzunu yoketmeye bir trilyon dolar harcaniyor… Hayata, insana onun dortte biri kanalize edilmiyor!!!


Bunun “yalnizlik” ve “yabancilastirilma” ile ne ilgisi var da denilebilir? Ilgisi su: yalnizliga donersek, bir trilyonu insanligi ve yeryuzunu yoketmeye harcayabilmeleri icin bizlerin yalnizlastirilmasi, yabancilastirilmasi, kendi kucuk dunyalarimizin iclerinin de cehenneme donmesi gerekiyordu ki, daha buyuk hazirlanan cehennemleri goremeyelim, farkinda olamayalim, bir guc ve ortak bir bilinc olusturamayalim…


Belki de uzun “yalnizligimizin” ve “yabancilastirilmamizin” kokenlerini inceleyen tarihi bir inceleme kitabi yazilmistir ve yazildiysa da ben boyle bir kitabi henuz bilmiyorum ve okumadim. Dolayisiyla baska bir kaynaga bu anlamda referans verebilecek durumda degilim. Ancak bu sonuca gelebilmeleri, bizlerin hayatlari uzerinde ve yeryuzunde istedikleri oyunlari oynayabilmeleri icin, YALNIZLASTIRILDIK ve YABANCILASTIRILDIK.

Oysa hepimiz bir butunun bir parcasiyiz ve YALNIZ DEGILIZ… Ama diger molekullerimizin, parcalarimizin bir araya gelmesine izin verilmedi ve bir araya gelebilecek tum dogal ve yasam ortamlari da gelenek, din, siyasi, ideolojik, vs. darmadagin edildi…

Her zamankinden daha cok YALNIZ olmadigimi, olmadigimizi seziyorum. Yeter ki diger molekullerimizin ozlerine ulasabilelim ve bu anlamdaki girisimlerden geri adim atmayalim, vazgecmeyelim.

Yeryuzunun bir butun ve tek bir ev oldugu gibi sekiz milyar insani da icine alan bir butundur ve butun insanligin bir araya gelerek, bir butun olusturmasi hem bizim yeryuzune gelmemizin bir nedeni hem de gelmekte olan daha buyuk tehlikelere karsi durabilmemizin ve de bu tehlikeleri asabilmemizin tek kosuludur.


* * * * *


Yine sevgili Ugur Bey’in bana ilham veren ilk satirlarina donmek istiyorum.
“Yazip cizmek isi zor. Kimseye yaranacaginiz bir konu degil, eger gercekten gorduklerinizi ve hissetiklerinizi yazmak ve paylasmak istiyorsaniz, nankor bir is sanat. Tek guzel tarafi sirtimizda iki de bir pir pir ettigini hissettigimiz su kanatlar!”


Icimizde ve sirtimizda pir pir eden su kanatlarin butun kulturel duzeylerde yeryuzundeki insanligi; tum ic ve dis yabancilastirilmamiza ve yalnizligimiza karsi, en kisa surede harekete gecirmesi dilegiyle…

Cunku YALNIZ DEGILIZ… Hepimiz bir butunun sadece kucuk birer noktalariyiz…

New York, 20 Nisan 2002, Cumartesi

© Ocak 2006, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works