yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Yazı

“BİN YILIN KALKINMA HEDEFLERİ” ÜZERİNE

‘20 Eylül, Pazartesi günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu\'nda gerçekleşen, “Binyılın Kalkınma Hedefleri-2010 Zirvesi\"ne katılan 192 ülke, yoksulluğu yarı yarıya azaltmayı da içeren Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne 2015 yılına kadar ulaşma kararı aldı.

Mustafa ULUSOY, Psikolojik Danışman/Yazar/Şair
Türkiye/İzmir/Bergama
www.odaksevgi.org

‘20 Eylül, Pazartesi günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu\'nda gerçekleşen, “Binyılın Kalkınma Hedefleri-2010 Zirvesi\"ne katılan 192 ülke, yoksulluğu yarı yarıya azaltmayı da içeren Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne 2015 yılına kadar ulaşma kararı aldı.

Binyıl Kalkınma Hedefleri:
1: Aşırı yoksulluğu ve açlığı ortadan kaldırmak;
2: Herkes için evrensel ilköğretim sağlamak;
3: Cinsiyet eşitliğini teşvik etmek ve kadının güçlendirilmesini sağlamak
4: Çocuk ölümlerini azaltmak
5: Anne sağlığını iyileştirmek
6: HIV/AIDS,! sıtma ve diğer hastalıklarla mücadele
7: Çevresel sürdürülebilirliği sağlama
8: Kalkınma için küresel bir ortaklık kurmak
Ve;
9: Düşünce özgürlüğüne getirilmiş olan her türlü yasal sınırlamaların kaldırılması.’

Bin yıl kalkınma hedeflerine ulaşılabilir mi?

Hem ulaşılabilir hem de ulaşılamaz!...

Söz konusu bu 192 ülke yeni mi kuruldu? Vardı da dünyanın mı haberi yoktu?

İlk “ben”in ortaya çıkışından beri sürdürüle gelen savaş, çatışma, gerginlik, sürtüşme, açlık, sayrılık, yıkımları kim, hangi güç, devlet, imparatorluk vb. leri yaptı?

Geriye gitmeden şu geçen yüzyılın başından beri 1. Ve 2. Dünya savaşlarının müsebbipleri hangi ülkeler, devletlerdir?

Birleşmiş Milletler kurulduğundan beri B.M. dünyanın neresinde hangi savaşı engelleyebildi? Yoksa tam tersine ABD başta olmak üzere emperyalist ülke-devletlerin hamiliğini mi yaptı?

Çok sert olacak ama olsun; söz konusu bu 191 ülkenin hiç ama hiçbirisi ileri sürülen hedeflere ne ulaşabilir ne de en az düzeyde bile olsa ilerleme sağlayabilir.

Sömürü, baskı, şiddet vb. sayesinde ayakta duran en yoksulundan en varsıl olanına değin ülke yönetimleri, egemen sınıfları en iyi niyette bile olsalar hiç ama hiçbir hedefi gerçekleştiremezler.

9 maddenin ve tüm maddelerin gerçekleşeceği biricik yol-yöntem-yordam var olan egemen erkeksi erklerin kendilerini sonlandırmalarıyla kendiliğinden gerçekleşecektir.

Doğaldır ki, hiçbir güç, kurum, kuruluş, örgüt, devlet kendiliğinden kendini feshetmez, feshedemez, var oluşunu yadsıyamaz.

Ayrıca tüm insanlığın, halkların, ulusların, toplumların yazgısı, yaşamı, sağlığı, güvenliği var oluşu, egemenliği tümden şaibeli yönetimlerin gözetim ve denetimine bırakılamaz.

Sorunun kaynağı, nedeni olan güç, erk, yönetimlerin kendiliğinden sorunları çözeceği, iyileştirmeler(reformlar), devrimler gerçekleştireceğini sanmak, savunmak olabildiğince yoğun bir saflık, naifliktir.

Öyleyse dünya, doğa, insanlık hep böyle mi gidecek?

Açlık, sayrılık, savaş, çatışma, çelişki, katliam, ölme-öldürme, doğanın katli, yıkımı yoğunlaşıp yaygınlaşarak sürüp gidecek midir?

Gitmeyecek, gitmemeli, gitmemesi için tüm varlığını ortaya koyarak insanlık savaşım vermek durumundadır.

İnsanlık derken soyut bir durumdan söz edilmiyor.

Öncelikle evrensel durumun tanısı doğru yapılmak zorunludur.
Var olan durumun sorumlusu en genel bağlamda tüm insanlıktır. Ne var ki, kendiliğinden ya da zoraki, yapay sorumluluk üstlenerek dünya ve her ülke ölçeğinde erk konumundaki güçler, örgütsel yapılanma ve işleyişler “değişim-gelişim”e karşı çıkan, değişim-gelişimi kendi istek-beklenti-eğilim-çıkarları doğrultusunda yönlendiren egemen güçlerdir asıl ve açık sorumlular.

Silahı sıkandan medet ummak, beklemek ham hayaldir.

Öyleyse bir başka yol-yöntem-yordam, açılım, yaklaşım gereklidir.
Bir de şimdiye değin ayrımısız tüm ekonomik, ideolojik-politik, dinsel, ekinsel yaklaşım, bakış açıları ve kılgıları(pratik) sonuç olarak, eninde sonunda değişim-gelişimi engelleyici rol ve işlev üstlenmişlerdir.
Değişim-gelişimi gerçekleştirecek güç ya da güçler evrensel ve ulusal ölçekte düşünüş ve davranışında sonsuzca özgürleşme eğiliminde farkındalığını derinleştiren, geliştiren kişi, küme, topluluk ve güçlerdir.
Nerede, nasıl, ne zaman, neden olursa olsun söz konusu bu hiçbir bağımlılık ilişkisi içinde olmayan kişi ve güçler insan olarak var olma sorumluluğunun gereği olarak tüm dünyaya deyim yerindeyse “el koymak” durumundadırlar.

Nasıl el konulacak?

Nasıl eyleme geçilecek?

En başta kişi, küme, topluluk, güçler kendilerinden başlayacak değişme-değiştirmeye…

Değişen ancak değiştirebilir yaşamı. Kendisi değişmeyen asla bir başkasını ya da çevresini değiştiremez.

Farkındalık bireysel bir edim değildir ama bireyde gerçekleşen durumdur.

Farkındalık bireyde geliştiği derinleştiği oranda ortakyaşarlaşır. Farkındalık ortakyaşarlaştıkça bireyi daha yoğun etkileşim içine sokar.
En temel olgu; şimdiye değin ileriye sürülen ayrımısız tüm düşünüş ve davranışlar sonuç olarak nesnel olarak dünya ve insanlığın şimdi yaşadığı durumu yarattılar.

Hiçbir düşünce, yaklaşım, bakışaçısı, tutum ve davranış kendisini var olan “durum”dan soyutlayamaz.

Ayrıca insanlığın kurtuluş-esenlik-mutluluğu herhangi bir güç, kişi topluluğu sayesinde gerçekleşemez.

Tümüyle sonsuzca özgürleşen platformda oluşan ortakyaşar düşünme ve davranıştır değişim-gelişimin tek güvencesi.
İnsanlığın yaşaya geldiği evrim süreci, sonuç olarak mevcut durumun da sorumlusudur. İnsanlık var oluşundan beri bu bağlamda hiç de olumlu-sağlıklı-güvenli-mutlu yaşamı gerçekleştirecek bir evrim yaşamadı.

Evrim süreci eleştirel yaklaşımla irdelenmek, sorgulanmak, çözümlenmek ve bu süreçte oluşa gelen çözüm(bireşim) araştırılıp, incelenip yeni bir yaşam için temel çıkış noktası olarak gündeme getirilmelidir.

İnsanlığın evriminde sevgili Krishnamurti’nin vurguladığı gibi “İnsanlık, 2,5 milyon yılda bir adım bile ileri gidememiştir.” “ileri”ye yönelik girişim, edim, eylem ve etkinlikler ya bastırılmış, ezilmiş ya da “legalite”ye çıkmadan kendi iç dinamiği doğrultusunda “kapalı alanda” süre gelmiştir.

Geçtiğimiz yüz yılın son çeyreğinde on binlerce yıllık farkındalık, “hak-hakikat-aşk hali”ni yaşayan “hal ehli” su yüzüne çıkmaya başlamışlardır. Hal ilmi üzere hal dilini konuşan bu kişi ve güçler tüm dünyada ortakyaşar platformu paylaşmaktadırlar.

İşte kurtuluş-esenlik-mutluluk yaratımını gerçek kılacak tek, eşsiz, benzersiz oluşumdur bu.

Bu oluşumun ne bir örgüt, ne bir yönetim, ne de belirlenmiş yöntem- yaklaşım ve kılgıları vardır.

Dünyanın her yer, ulus, halk, toplum, topluluklarında yaşıyorlar. Ne var ki sudaki balık misali kendilerine ayrı bir varlık kurgu-kuruntusu içinde değillerdir.

Şimdi bu kişi, güç, toplulukların doğrudan iletişim-etkileşim-ilişki içine girmeleri gerekmektedir.

Bunun için oluşturulacak işleyiş, yapılanma “özgür ulusal-evrensel platform”dur. İletişim-etkileşim-ilişki kurulmasında en temel, yaşamsal araç “internet ortamı”dır.

Olgunun farkına öncelikle varan kişi, toplulukların özellikle öncülük yapmaları beklenir.

Böylece “evrim” sonlanırken “devrim” başlamış, başlayacaktır.
Ama bu devrim nasıl bir evrensel-toplumsal olgudur?

İnsanın var oluşunu olası kılan ne ise odur. Bu da “yaratım”dır. Ancak
söz konusu bu yaratım gözle görülmeyen, bilinmeyen bir durum değildir. En sıradan, somut aşktan en soyut, kutsal, kutsanmış aşka değin tümüyle sonsuzca aşktır, sevgidir.

İnsanlığın kurtuluş-esenlik-mutluluğunu sağlayacak, gerçekleştirecek tek, eşsiz, benzersiz gerçek aşktır.

Bu aşk devrimdir. Bu devrim aşktır sonsuzluğu ve tüm yaşamı kucaklayan, içine alan, içinde eriten.

Eriyen, eriten devrimin özgücüdür sevgi(aşk).

Evet, New York’tan Türkiye Niğde Ulukışla Darboğaz’a, Tokyo’dan Paris’e, her noktadan her noktaya oluşa gelen hatlar, bağlantılar, ilişki-iletişim-etkileşimler “ete kemiğe bürünüp Yunus olıban olarak göründükleri” gün 2.5 milyon yıllık evrim Devrimle silinip gidecek yaşamından insanlığın Tek egemen erk aşk olacaktır. Oluşan, oluşacak uygarlık; aşk uygarlığı olacaktır.

Sözün özünü sevgili Eric Fromm söylesin;
“SEVGİ OLMASAYDI, İNSANLIK BİR GÜN BİLE YAŞAYAMAZDI!...”
YAŞASIN SONSUZCA ÖZGÜR ORTAKYAŞAR, DÜŞÜNMEK, SEVMEK, YAŞAMAK!...

© Ekim 2010, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works