yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Hasan Bülent PAKSOY
Bağlantılar:
-"DÜŞÜNCESEL ve BEDENSEL TUTSAKLIKLAR"
-DÜŞÜNCE İŞVERENİ
-IDENTITIES: How Governed, Who Pays?

Yazı

SEÇİLMİŞLİK ve SEÇKİNLİK

Hasan Bülent PAKSOY, D. PHIL.

Duygu kazanmış olan karabaşlar (robotlar) ile, duygulu karabaşlara karşı karabaş tasarımcıları arasındaki yarışma çok daha büyüyecek, insanlığın bütün aksaklıkları yeni karabaşların belleklerine unutulmamasınca yerleştirilecek.

"Seçilmişlik," ve "Seçkinlik," bilindiği gibi, en önce kişilerin bedensel güçlerinin toplum'un diğer bireylerinden üstün olması nedeni ile idi.
Kısa bir süre sonra, güçlü bedenliler düşünceleri de uygulamaya başlıyarak, seçkinliklerini sürdürmek istediler. Örneğin, bilgi ve deney yolu ile, daha iyi ok ve yay yapabilenler, bu ok/yay'ı ve kılıç'ı yaptırtabilenler, o seçkinler arasına girdiler.

Roma tuğ'u sırasında da, "atlı" (eques) olmak, hem seçkinliğin, varlıklılara özgü olmasını gerektirdi. Cerigler arasındaki o "ayırım" düşünmeyi bilen bilgili kişilerin de ortaya çıkması anlamına geldi. Ancak, düşünmeyi bilen bilgili seçkinlerin yönetime girmeleri olasılığı da azalmaya başladı. Başka bir deyiş ile bilgili seçkinler ile, yönetici seçkinler arasına "varlık" ayrıcalığı girdi. Ancak varlıklı olan seçkinler yönetici olmaya varlıklarını korumaya başladılar. Bu neden ile bütün inanç, yasama ve yürütme kurumlarında bu ayrıcalık da, günümüzde de olduğu gibi, geçerlidir.

Eğer, bir bilgili ama varlıksız kişi varlıklı yöneticilerin iş'ine gelir ise, varlıklı yapılarak denetim altında işbaşına getirilebilir. Örnek: İngiltere'de varlıklı olmak, üretim devrimi öncesi toprak ağalığı gerektirir idi. Benjamin Disraeli, toprak ağası değil idi. İngiliz varlıklı seçkinler, Disraeli'yi hem toprak ağası hem de Kral tarafından 'seçkin' yaptırdılar ve karşılığında istediklerini elde ettiler.
 
Roma yönetimi ile, Disraeli'nin 'varlıklı kılınması' arasındaki boşlukta, bilgi'nin, kilise eline geçmiş olması nedeni ile, kilise yöneticileri bir yönetici dilimi oluşturdular. Kendilerini Soyluların yerine geçen bir seçkinler kümesi oluşturdular.

"Yeniden Doğuş," bu inanç beylerinin gücünü azaltmaya başladı. Çünkü kilise seçkinlerinden daha yetenekli yazarlar, bilim adamları ve ezgici, yapıcı kişiler yetişti. Karadenizin Kuzeyinde oturanlar ise bu gelişmeleri tüm olarak parasını vererek yanlarına çağırdılar. O nedenle, daha önce kökleri olmadığı için Kuzey komşunun kendine özgün bir düşüncesi ya da yapıtı yoktur. 20.ci yy da da düşüncelerin insanı yapı ve atılımlarına olan katkısı tam olarak anlaşıldığı gibi uygulama yöntemleri de geliştirildi. Gazeteler (baskı yolu) ile ortaya sürülen bilgiler yavaş da olsa toplumları yönlendirmesini bilenlerin eline geçti.
Tam anlamı ile düşünce savaşları başladı.

Bir süre sonra, Çinlilerin bu yöntemleri, Avrupanın okuma-yazma öğrenmesinden önce bildiği de ortaya çıktı. Bakılacak olur ise, Balaşagünlü Yusuf da yönetim'in özelliklerini be gizemlerini Avrupa'dan önce biliyor idi. O tür bilgilerini bir süre önce başkalarına kaptırmış olan Çin, günümüzde yeterince uyanarak, dünyadaki yerini gene almak yolunda.
 
Özellikle Cumhuriyet'ten sonra kurulan Şehir Kulüpleri, sonra da o kuruluşlar üzerine oluşan Tüccar Kulüplerinin önemini azımsamamak gerekir. Örneğin, günümüzde İzmir Birinci Kordon'daki NATO binası eski İzmir Tüccar Kulübü idi. İzmir "Fuar"ındaki Tenis Kulübü de o kapsamdadır. Ödemiş Tüccar Kulübü de.

Şimdi, o Şehir Kulüpleri ve seçkinleri neden artık yok sorusuna gelince:

Avrupa ve Asya'daki seçkinlerin neden azaldıkları ve yok olduklarını da bu soru içinde incelemek gerekir. Bilgi artık yalnız okuma-yazma bilenlerin değildir.

Gelişmekte olan yöntemler ve bilgi birikimi uzmanlaşmayı gerektirdi.

Seçkinler her şeyi yapabilirken, uzmanlar karşısında hiçbirşeyi yapamaz duruma düştüler. Üstelik, varlıklı da değilseler, artık seçkin olma niteliklerini de yitirdiler. Bu arada, varlık da, bilgi üzerine çıkmaya başladı; çünkü, varlıklı olan kişiler, bilgilileri de kendi için çalıştırarak, o bilgililerin bilgilerinde yararlanmaya başladılar. O yüzden, bilgi edinemeyenler, varlık edinerek, özlerini toplumun seçkinleri olduğuna inandırmaya çalıştılar.

Çözüm ne olur?

İki önemli birimin (bilgi ve varlık) kişilerin nitelikleri arasında dış etkenler ile (yeni bir yöntem geliştiren'e, tuğ sandığından para vererek) buluşmalarını sağlamak ile mi? Bu tür, çok bilgili ve varlıklı kişilerin arttırılmasına çalışmak mı?

Bilgili ve varlıklı kişiler, yalnızca kendi öz çıkarları için çalışacaklar ise, içinde yaşadıkları toplum'a karşı görevleri ne olur? Bu görevleri yerine getirmezler ise, ne gibi soruşturma'ya yanıt vermek durumunda kalırlar?

Almanlar bu sorunları çözmek için "bilim adamlarının" daha çok kitap yazmalarını sağlamak için, kitap başına ek ödemeler yapmaya başladılar. Kısa sürede, yazılan kitapların içeriklerinin değeri çok düştü. Fransızlar, belirli üretim kurumlarını tuğ sandığından desteklediler. Pek çok üretim kol'u o yüzden tam anlamı ile tuğ yönetiminde. İngilizler de önce bütün üretim yöntemlerini tuğ sandığının parası ile alıdılar; sonra da, Thatcher sürecinde hepsini sattılar.

ABD ise sarkaç gibi, tam parasalcılık ile tuğ yönetimciliği arasında sallanıyor. Ama, seçkinleri de tam anlamı ile varlıklı ve bilgili olarak iki'ye ayrılmış durumda.

Ve, varlıklılar da, değişik düşünce akımlarının ardından koşturur iken en ön'e çıkabilme yarışını kazanmaya çalışıyorlar. Bu açıdan, gelmiş-geçmiş bütün ilkeleri çiğnemekte de sakınca görmüyorlar.

Ülke yönetiminin iki temel direği vardır:
a) ülke'nin var olmasından dolayı karnı doyacaklar;
b) inançlarını ön'e sürerek diğer ülkelerde karın doyurmaya çalışanlar.

Bu iki ilke, güç kullanarak ülke yönetimini elde tutmaya çalışanların var olması ile de değişmez.

Ve, bu kurallar, kurumlara ve ailelere kadar indirilebilir. Bu kurallar Amerikan 1776 Başkaldırmasında açıkça görülür. En yeni Amerikan seçimlerinde de.

Ancak, bilim ve öğrenim ilerledikçe, Toplum'un da bu ileri düzeydeki bilgilere ayak-uydurması gereklidir. Yoksa, bilmeyen ve öğrenmeyenin giderleri arasında, bırakın seçkinliğin yok olmasını, en alt düzeydeki özgürlüklerini ve varlıklarını yitirmek de vardır. Aşağıdaki bölüm, belirtilen kitaptan.[1] Bu noktada, birkaç alt başlığı göz'den geçirmek iş'e yarayabilir.

Bilimsel ve Gelecekteki Kimlikler

Tasarımcılar ve uygulayıcılar birlikte çalışarak, ileri basamaktaki yeni bilgisayar düzenleri ve yazımlımları geliştirmekteler. Bu yeni düzenler de, ileride 'insan yerine' konulabilecek karabaşlar(robotlar)[2] tasarlıyacaklar. Bu karabaşlar da, ileride birbirleri ile, "insanlarının" yetenekleri üzerine yarışmalara girebilecekler, insanları ile öğünebilecekler.

Daha da kötüsü, bu karabaşlar, birbirleri ile döğüşebilecekler, savaşabilecekler, bütün doğal ve diğer kaynakları denetim altına almaya çalışabilecekler. Ne de olsa, onları yaratan insanların niteliklerini taşıyacaklar, insanların zayıflıklarını da büyütebilecekler.

Bu karabaşların/robotların yazılımları, doğal ye yama engelleri aşabilecek yetenektedir. Ancak, tasarımcılar, bu karabaşlara bir de 'duygu' vermeye çalışıyorlar. Başardıklarında, verilen duygu hangi toplumun yararına ise, o toplum'a yordam vermeye başlayacaklar. Hem de acıkmadan, susamadan, yorulmadan.

Duygu kazanmış olan karabaşlar (robotlar) ile, duygulu karabaşlara karşı karabaş tasarımcıları arasındaki yarışma çok daha büyüyecek, insanlığın bütün aksaklıkları yeni karabaşların belleklerine unutulmamasınca yerleştirilecek.
 
Düşünce İşverenlerinin[3] bu konuları da öncelikle arılaştırıp, geleceğe dönük atılımlarında göz önünden ayırmaması gereklidir. Çünkü, tasarımcılar, toplumun önündeki bütün sorunları çözebileceklerini varsayarlar. Ancak, her çözülen sorun, genellikle, yeni ve önceden görülmeyen sorunların ortaya çıkmasına neden olur. Bu da, sorunlara çözüm üretenlerin, çözüm'ü gereğinden daha da karışık biçimde çözmesinden oluşur.

Bu nedenlerle, Tasarımcılar ile Düşünce İşverenleri arasında her süreçte sürtüşmeler yer alır. Çünkü, birbirleri ile konuşmadıkları gibi, konuşmak isteseler de, bilgi ve deneylerinin kaynakları birbirlerinden oldukça uzaktır; ortak payda çok düşüktür. Tasarımcıların genel bilgileri sınırlıdır; Düşünce İşverenleri ise, Tasarımcıların dünyasını tanımazlar. Böylelikle bu iki kimlik birbirlerinin dünyasını anlamakta çok güçlük çekerler.

Yönetim Katları ise, Tasarımcılar ve Düşünce İşverenlerinin birbirleri ile anlaşmasına yordam vermeyi düşünmezler. Ama, bağlanmış olan Tuğ'un çözülmemesi için, bu işbirliği kaçınılmazdır.

Öğrenim kuruluşları arasındaki nicelik ve nitelik ayrımları da ortaya çıktığından, hem Tasarımcılar, hem de Düşünce İşverenleri dünya düzeyindeki başarılara ulaşamaz duruma düşerler. Çünkü, yalnızca diploma almış olmak, bilgi kazanmış olmak değildir. Bu başarısızlık da, uluslararasındaki diğer toplumların Tasarımcılarına ve Düşünce İşverenlerine yenilmek demektir.

Bu yenilgi sonucu da, toplum'un tutsak olması kaçınılmazdır.[4]

Özünü Tasarımcı ve Düşünce İşvereni görenler, işbirliğini isteyerek yapmak durumundadırlar.

 
Kaynakça:
[1] IDENTITIES: How Governed, Who Pays?  (Lawrence: Carrie, 2001) Chapter 11. Technological and Future Identities. Second Edition (Malaga: Entelequia, 2006) http://www.eumed.net/entelequia/pdf/b002.pdf
Türkçe çevirisi: ETNİK VE TOPLUMSAL KİMLİKLER NASIL OLUŞUR?
Osman Karatay, Ceviren. (Çorum: KaraM, 2005) 
ISBN:975-6467-09-6

[2] HB Paksoy, "Sun is also Fire" in Central Asian Monuments (Istanbul: Isis, 1992), Dipnotu 50. "FN 2. servant." See Tekin, "qara," (passim). DLT (P. 543) uses both "servant" and "slave" to explain karabash.   Dipnotu 51. Bey -- master, noble, leader of men, commander. See Tekin (P. 311 et passim) "Bag, Bay." Also Clauson (Pp. 326-7 and 329).  
 
[3] "Düşünce Isvereni," H.B. Paksoy, Türk Tarihi, Toplumların Mayası, Uygarlık
http://vlib.iue.it/carrie/texts/carrie_books/paksoy-3/turk15.html
(Izmir: Mazhar Zorlu Holding,
1997) ISBN 975-96079-0-5

[4] "Düşüncesel ve Bedensel Tutsaklıklar,"  HB Paksoy,  Uzaysal Yönetim Beklerken (Florence: Carrie/European University, 2008)
http://vlib.iue.it/carrie/texts/carrie_books/paksoy-12/UZAYSAL%20YONETIM%20BEKLERKEN_Paksoy.pdf

© Eylül 2010, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works