yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Senaryo

MARABA
Savaşın mimarı savaşanlar değildir.
(Sinema Projesi)

Dürsaliye ŞAHAN

Küçük yaşta annesinden ayrılan Reşid'in kine dönüşen hasreti ile, oğlunu bir terörist olarak mezarda bulan İrşad'ın kızgınlığı hesaplaşırken; kazananın olmadığı, kaybedeni bol bu savaştan geriye kalanın ise yüreklerdeki düğümlenmiş pişmanlıklar olduğunu görürüz.

Sunum

Hazin bir kardeşlik öyküsünü anlatan Maraba; ülkemizde yıllardır süren ‘dağdakiler-ovadakiler’ gerçeğini, savaşın görünmeyen yüzünü sorgulamaktadır.

1900’ün başlarında; aynı trene binen, askerden yeni terhis olmuş, birbirini ilk kez gören iki gencin yaşamı bir anda birbirine karışır. Biri ölürken, diğeri ondan geriye kalanları emanet alarak sahiplenmek zorunda kalır.

Zaman geçer; trenden sağ çıkan diğer asker, rahat yatağında, vakitlice, eceliyle ölür.

O iki askerden geriye kalan çocuklar büyür. Kaderin cilvesi, kardeşlerden birini, tepesinden kar eksik olmayan Cudi’ye yollarken, diğeri aşağıda kalır. Dağların acımasız komutanı Reşid, ‘Azrail’in elçisi’ olarak nam salarken, annesi Esmehan’ın, koynunda saklayarak, ovada dünyaya getirdiği İrşad ise; Bahidi Aşiretinin sevilen sayılan, vatansever ağası olur.

İrşad ve Reşid, biri ovada biri dağda, birbirlerinden habersiz, birbirinin kanına susayarak yaşarken, kardeş olduklarını anladıklarında artık bazı şeyler için vakit çok geçtir.

Önce oğlu, sonra kızı dağa çıkan İrşad Ağanın, çocuklarını ararken karşılaştığı bu acı gerçek, soğuk silahların açtığı yaradan daha acı olacaktır.

Küçük yaşta annesinden ayrılan Reşid'in kine dönüşen hasreti ile, oğlunu bir terörist olarak mezarda bulan İrşad'ın kızgınlığı hesaplaşırken; kazananın olmadığı, kaybedeni bol bu savaştan geriye kalanın ise yüreklerdeki düğümlenmiş pişmanlıklar olduğunu görürüz.

Öldürmek için çıktığı dağdan, düşman bildiği, yaralı abisi Reşid’i, sırtlayarak ovaya indiren İrşad ile, savaşın, savaşanların eseri olmadığını görürüz.

Snopsis

Hikayemiz; askerden terhis olan iki gencin, sevdiklerine kavuşmak için bindikleri tren kompartımanında tanışmaları ile başlar.

Kader; birini hemen orada bu dünyadan ayırırken, diğerine ölenin emanetlerini yükler.

Bu öyle bir emanet olur ki; doğmamış bir marabayı daha annesinin karnında bir aşiretin ağalığına hazırlar.

Bu öyle bir ağalıktır ki; geride anasız kalan kardeşin, dağa çıkıp, içindeki hasreti kanla bastırmasına neden olur.

Bu öyle bir kardeşliktir ki; biri dağda biri ovada, yıllarca burun buruna, birbirlerinden habersiz, birbirlerinin kanına susayarak yaşarlar.

Bu öyle bir kandır ki; ‘iki düşmandan’ doğanları da kendine doğru çeker.

Önce oğlu, sonra kızı dağa çıkan İrşad Ağanın, içindeki evlat acısı alev alev dağları sarar. Reşid, ‘ağız tadıyla öldürmek’ istediği ezeli düşmanını, zirvede, bulutların altında bekler.

“Canını almadan ölseydim gözüm açık giderdi” diyen acımasız komutan ile, “seni öldürmek boynumun borcu olsun” diyen ağa, iki öz kardeş; Cudi’nin tepesinde, sisler içinde karşı karşıya gelirler.

Bu öyle bir sistir ki; gözü açık körlerin perdesine benzemektedir. İki kardeş acımasızca vuruşurken, bir görünüp bir kaybolurlar.

İrşad ve Reşid kardeş olduklarını anladıklarında artık bazı şeyler için vakit çok geçtir.

Küçük yaşta annesinden ayrılan Reşid'in kine dönüşen hasreti ile oğlunu bir terörist olarak mezarda bulan İrşad'ın kızgınlığıdır artık hesaplaşan.

Kazananın olmadığı, kaybedeni bol bu hesaplaşmadan geriye kalan ise yüreklerdeki düğümlenmiş pişmanlıklar olacaktır.

İrşad Ağa; dağdakilere yardım eden vatan hainlerini ararken, şeytanın üzerindeki gömlek kadar yakınındaki diğer kardeşi olduğunu fark ettiğinde de bazı şeyler için artık geçtir.

Yukarıdaki acımasız savaş ovadakileri de kavurur. Evlat acısı ile yanan Haddura; üstüne kuma getirdiği için yıllardır konuşmadığı ağa kocasının hayatı için kendisini feda etmeye hazırdır. Güzelliği dillere destan Dilşad ile Yusuf'un aşkı kış ortasındaki güneş gibidir.

Eli silahlı da olsa bir kadın olan Şevin ölürken İrşad'a; “oğlun için üzülme. Toprağa karışan kan kime mahsul vereceğini biliyor,” diyecektir.

Sonunda İrşad; oğlunun katili olarak görüp, öldürmeye yemin ettiği, acımasız komutan Reşid’i doktora yetiştirmek için sırtına alıp dağdan aşağıya inmeye başlar.

İrşad yolda, kendisini arayan askerlerle çarpışan, Reşid'in adamlarını ve dağdakilere silah getirirken çatışmanın ortasında kalıp, panikleyen kardeşi, Şamil'i ve onun ortağı Ekber'i görür.

Bu üçlü çatışmanın içine düşen İrşad, sırtındaki ağır yük ile yere yıkılırken, cephesi birden fazla olan savaşı hüzünle seyreder. Birbirinden habersiz iki kardeşinin adamları ve asker çatışmaktadır. Çatışmadan sonra kendisini sedyeye yatıran jandarma komutanına, “bir ağa olarak çıktığım dağdan, bir maraba olarak indim” diyecektir.


Film Öyküsü
MARABA
Et tırnaktan ayrılmaz.

Bir gün kaderine küsen bir kul; “neyin kaldı da bende böyle her çıktığım yola bend olursun?” demiş. Kader dile gelip; “ruhunu demliyorum” demiş. Kul; “de elini çabuk tut da, var git başımdan” demiş. Kader; “ben ağlarımı örerken hiç acele etmem, her ilmeği de zamanında atarım” demiş.


Bir gün kaderine küsen bir kul; “neyin kaldı da bende böyle her çıktığım yola bend olursun?” demiş. Kader dile gelip; “ruhunu demliyorum” demiş. Kul; “de elini çabuk tut da, var git başımdan” demiş. Kader; “ben ağlarımı örerken hiç acele etmem, her ilmeği de zamanında atarım” demiş.

1900’lerin başında, yoksul bir marabanın oğlu olan Kürt Mahmut ile, Bahidi Aşiretinin konaklarda büyüyen ağa çocuğu Ahmet, aynı kışladan, aynı gün terhis olurlar.

İkisi de cennete koşar gibi, memleketlerine gitmek üzere kanatlanırlar.

Bu iki yağız delikanlı; aynı trene binip, aynı kompartımanda; “selamünaleyküm” deyip, karşılıklı otururlar. Kara trenin düdüğü öter, maraba çocuğu ile ağa çocuğu yol almaya başlar.

Eşkıya yolda treni durdurur ve yolcuları yağmalamaya başlar. Gözünü budaktan esirgemeyen Ahmet karşı gelir, eşkıya acımadan silahını doğrultur, Mahmut araya girer ve bir fidan gibi devrilir.

Yedi köyün yolunu gözlediği, ağa çocuğu Ahmet; istikametini değiştirerek, hayatını kurtaran yiğit Mahmut’un cenazesini köyüne bizzat kendisi götürmek ister.

Ağıtlar arasında kefenlenip, toprağa defnedilen Mahmut’un cenazesinden sonra, Ahmet cebindeki bütün parayı, geride kalan, Mahmut’un dul karısının avuçlarına bırakmak ister. Genç kadın Ahmet’in para dolu avucunu iterek; “şimdi değil, şafak vakti alırım” der.

Genç yaşında dul kalan Esmehan bir çıkmazdadır. Kocası öldüğü için töre gereği ya oğlunu bırakıp baba evine dönecek, ya da kaynı ile evlenerek çocuğunun yanında kalacaktır.

Kaynı ile evlenmek istemeyen Esmehan, baba evine de dönemez, çünkü ikinci çocuğuna hamiledir.

Esmehan o gece bir ‘bel muskası’ hazırlayıp 6 yaşındaki oğlu Reşid’in boynuna asarak; sıkı sıkı sarılıp; “ben gidiyorum, çünkü karnımda senin kardeşin var. Erkek olursa adı İrşad, kız olursa Dilşad olacak. Bu muskanın bir eşi de onda olacak. Söylediklerimi sakın unutma. Büyüdüğünde onu bul ve gerçeği anlat” der.

Şafak vakti köyün çıkışında bekleyen Esmehan at üstündeki Ahmet’e; “beni de götür” der. Ahmet canı pahasına hayatını kurtaran Mahmut’un karısını çaresiz bırakmamak için isteğini kabul eder ve yanına aldığı Esmehan’ı ailesine, “gelininiz olur” diyerek tanıştırır.

Altı ay sonra Esmehan’ın 41 kurban ile karşılanan bir oğlu olur.

Ahmet ve Esmehan üstüne titrenen bu bebeğin gerçek babasını ölene kadar kimseye söylemez ve İrşad herkes tarafından Ahmet’in öz oğlu, Bahidi Aşiretinin de veliahtı olarak bilinecektir.

Zaman su gibi akıp geçer. Diğer kardeşleri ile birlikte bir ağa çocuğu olarak yetiştirilen İrşad, Bahidilerin göz bebeği olarak büyür. Annesi Esmehan ölürken oğlu İrşad’ı yanına çağırıp; “ilk doğan kızının adını Dilşad koy, sana verdiğim ‘bel muskasını’ da sakın kaybetme” diye vasiyet eder.

“Adaleti olmayan ağanın karnı ille yumuşar. Değil aşiretindekileri, kapına gelen dilenciyi bile düşüneceksin. Onlar doymadan doydum demeyeceksin. Sen acını da sevincini de belli etmeyeceksin ama her Bahidi’nin derdine ortak, sevincine şerbet olacaksın” sözleri ile büyüyen İrşad; Mihri Dedenin emeklerini boşa çıkarmaz; marabaların merhametli, Ankara’nın önemsediği, vatansever bir ağa olurken annesinin vasiyetini de unutmaz ve ilk doğan kızının adı Dilşad kor.

Kuş tüyü yastıklarda, ballı sütlerle, at üstünde büyüyen İrşad’ı, Mihri Dede ağalığa hazırlarken; karnını doyurmak için topraktan başka dostu olmayan, yetim ve öksüz Reşid’in tek katığı, anasının burnunda kalan kokusudur.

Annesinden sonra önüne hiç tepsi gelmemiş olan Reşid çocuk yaşta karnını tek başına doyurmayı, genç yaşta silah kullanmayı öğrenir. Yarı aç yarı tok büyüyen Reşid'in cesareti içindeki küskünlükle birleşince, dağların gözü kara, efsanevi adamı doğar. Reşid sık sık gözünü ufuklara dikip düşman ararken; ovadaki İrşad, bulutlara değecek gibi duran zirvedeki kara bakıp; “ağa olmuşum neye yarar, yanı başımda dökülen kanın bir damlasını bile durduramıyorum” diyerek kahırlanmaktadır.

Oysa şeytan İrşad'a, üstündeki gömlek kadar yakındır.

Toprak reformundan yana olan ve kendi iradesi ile arazilerinin bir kısmını yoksul halka dağıtan İrşad ile bölgedeki su kaynaklarını ve maden ocağını ele geçirmeye çalışan Magribilerin ağası Ekber arasındaki çatışma herkesçe bilinmektedir.

Bilinmeyen ise; dağdaki görünmeyen komutanın silah siparişlerini karşılayan; Magribi Ağası Ekber ve onun gizli ortağı İrşad’ın kardeşi Şamil’dir.

Tek amacı güç ve para olan Ekber’in acımasızlığı ile zaman zaman bir çocuk kadar duygusallaşabilen İrşad’ın merhameti birbirini itmektedir.

Bu ortamda Ankara’nın baskısı ve komutanların ısrarı ile iki aşiret arasında barış sağlanmış görünse de, gerçekte rekabet ve kin, külün altındaki ateş gibi için için yanmakta, alev almak için fırsat kollamaktadır.

Yıllardır siyasilerin aşiret oyları ile Meclise aday gönderme teklifini geri çevirmiş olan İrşad sonunda dağdaki savaşa çözüm olabilir umudu ile kardeşi İbrahim’e aday olması için yol verir.

Oysa İrşad ile aynı çatı altında yaşayan Şamil'in beklentileri farklıdır. Küçük hesapların, aç ihtirasların adamı olan Şamil’in duygusallaşabildiği tek yer metresi Alev’in yatağıdır ve Alev de Şamil gibi İbrahim'in adaylığını kullanmak için iştahlıdır.

Bu arada; İrşad Ağanın çocuk yaşta evlendiği karısı Haddura; bir dalavere ile hamile kalıp üzerine kuma gelen Nejla’dan sonra ağaya küsmüş, bir daha yatağına girmemiş, tek kelam etmemiş olsa da evin ‘baş kadını’ olarak otoritesini ve saygınlığını hep korumuştur. Sezgileri ve sağduyusu ile çoğu zaman İrşad'ı felaketlerden koruyan Haddura; İbrahim'in etrafında dönen hesapları ve tehlikeyi hissetmekte de gecikmez.

Yukarıda ise; “benim ilk düşmanım terör” diyen vatansever İrşad ağaya ders vermek isteyen Reşit, Ekber'e haber yollar. Ekber, önemli müşterisini kırmaz ve İrşad’ın büyük oğlu Taha’yı oyuna getirerek dağa çıkmasına neden olur.

Taha'nın dağa çıkması ile basına yansıyan skandaldan sonra İrşad’ın öz, Şamil’in üvey kardeşi olduğunu anlayan acımasız komutan Reşid dağılır.

Yüreğine köz düşmüş gibi yanan Haddura ise yıllardır konuşmadığı ağa kocasına tek bir cümle söyler: “Bana oğlumu getir!”

Dağa çıkan oğlunun arkasından zincire vurulmuş aslana dönen İrşad, ne yaptıysa oğluna ulaşamaz. Bütün gücünü kullanır, kendi adamları ile aratır, güvenlik güçlerinden yardım alır ama hiç bir sonuç elde edemez. Oğlunun kanına giren, onu dağa çıkması için kandıran adamı bir gün mutlaka bulup öldürmeye ant içer.

Kapı arkalarında ise başka bir kızgınlık ortalığı kavurmaktadır: İnsan kanı üzerinden zengin olan iki ortak Şamil ve Ekber; önce İbrahim’in adaylığı daha sonra Taha’nın dağa çıkması ile karşı karşıya gelmeye başlamıştır.

Kılıçlar kınından çekilir, ilk darbe Ekber’den gelir. Milletvekili adayı İbrahim faili meçhul bir cinayete kurban gider.

Kardeşinin ölümü ile İrşad Jandarma Komutanı Ali ile karşı karşıya kalsa da zamanla dost olurlar. Ekber İrşad’ı Jandarma komutanından uzaklaştırmak için şüpheleri koruculara doğru yönlendirir.

Oysa Şamil gerçek katili tahmin etmektedir. Şamil kardeşinin katillerine cevap vermekte gecikmez. Ekber’in karısını kaçırtıp eski usul bir ceza verir. (Töre gereği kadının namusuna dokunamaz, bunun için de bir erkek kediyi kadının şalvarının içine bırakırlar. Bu acımasız bir işkencedir.)

Öte yandan aynı okula devam eden güzelliği dillere destan İrşad Ağa’nın kızı Dilşad ile silah kaçakçısı Ekber’in oğlu Yusuf umutsuz bir aşkla birbirlerine sevdalanmıştır.

Ekber bir sevkiyat sırasında tutuklanınca, oğlu Yusuf babasını kurtarmak için malı tek başına yok etmeye kalkar. Ancak jandarma malı yok etmeden Yusuf’u kıstırır. Jandarmanın elinden güçlükle kurtulan delikanlının kaçabileceği tek yer yukarısıdır.

Yusuf Dilşad’a veda bile edemeden dağa çıkmaya hazırlanırken, sevdiği genci son anda yakalayan ve onsuz yaşayamayacağının düşünen Dilşad, Yusuf ile birlikte dağa çıkar.

Oğlundan sonra kızının da teröristlere katıldığını öğrenen İrşad Ağa için artık dönüş yoktur. Tek amacı; ölü ya da diri çocuklarına kavuşmak, daha sonra da suçluları cezalandırmaktır.

Dost olduğu Karakol Komutanı Ali’nin ihtar ve ısrarlarına aldırmadan adamları ve bir grup korucu ile birlikte yollara düşüp, mutlak bir ölüme doğru tırmanmaya başlar.

Dilşad ve Yusuf ise, Reşid’e teslim edilmiştir. Dilşad ile karşılaşmak Reşid için ikinci şok olur. Bu lise öğrencisi küçük kız; Reşid’i taa çocukluğuna götürür. Dilşad, çocukluğunun ilk yıllarında kalan, kendisini terk etmiş olan annesine o kadar benzemektedir ki; Reşid ne zaman genç kıza baksa annesini görüyor gibidir.

Reşid Dilşad’ı Yusuf’tan ayırarak korumasına alırken, komutanları Reşid'in geçmişinden habersiz olan adamları; ağa kızı olan genç kızın ellerinde büyük bir koz olduğu düşüncesi ile ona zarar gelmemesi için ellerinden geleni yapmaktadır.

Öte yandan küçük bir terörist grupla karşılaşan İrşad ve adamları silahlı çatışma sonucu bir kısım adamlarını kaybeder. İrşad ve adamları yaralı olan iki terörist ile birlikte yollarına devam ederler. Yaralılardan biri ölmek üzere iken İrşad'a, sığınağın yerini söyler. Bu arada asker de aramaları sürdürmektedir.

İrşad ve grubu Reşid’in sığınağına yaklaşırken nöbetçiler görür, çatışma çıkar. Reşid, Dilşad’ı korumak için kaçırıp başka bir sığınağa götürür, Yusuf da peşlerinden gider...

Bu arada çatışma sırasında iki korucu dışında bütün adamlarını kaybeden İrşad, bir kısmı kadınlardan oluşan terörist mangasının eline geçer ve yukarıya çıkarılarak karargahta hapsedilir.

İrşad sığınakta denetim altında tutulduğu süre içinde Şevin’den etkilendiğini hisseder.. Dramatik bir dağa çıkış öyküsü olan Şevin’le İrşad arasında şartların geliştirdiği bir dostluk ve yakınlaşma başlar. Başlangıçta düşman gözüyle gördüğü İrşad’a daha sonra hayatı pahasına yardım edecektir.

Yusuf ise Dilşad’ı kurtarmak için her yolu dener. Reşid, genç ve acemi aşığı sonunda ölüm olan bir göreve bile bile gönderir; şans eseri kurtulan Yusuf ağır yaralı bir şekilde geri gelir ve Dilşad’ın kollarında gözlerini kapatırken; “babamın sattığı bombalar ile ölüyorum” der.

Sevdiği gencin komaya girmesi ile çılgına dönen Dilşad kontrolden çıkarak, herkesin Allah gibi korktuğu Reşid’e olan nefretini yüzüne haykırır. Reşid beklenenin aksine Dilşad’a dokunmaz ve dokundurtmaz.
Yaşamanın anlamsız olduğunu düşünen Dilşad kısa bir süre sonra hamile olduğunu öğrendiğinde sevgilisini ve onun hatırasını korumaya karar verir. Dilşad sırrını Şevin ile paylaşarak yardım ister. Dağda ilişkiye giren ve hamile kalan kadınların sonunun ölüm olduğunu bilen Şevin bir plan yaparak; Dilşad’ı ve ağır yaralı Yusuf’u aşağıdaki karargahlardan birine yönlendirir. Ertesi gün nöbetteyken İrşad ile birlikte kaçmaya hazırlanır. Yolda Dilşad’ı ve Yusuf’u alıp, sabaha karşı dağın eteklerine inmiş olacaklardır. Ancak kardeşi İrşad'ın her adımını izleyen Reşid, başından beri kaçma planının farkındadır.

Kaçarken hedefi belli kurşunlar arkalarından yağar. Tam bu sırada yetişen jandarma İrşad'ı kurtarır ancak Şevin İrşad’ın kollarında son nefesini verir.

Dilşad'ı ve Yusuf’u saklandığı mağaradan kurtaran asker İrşad'ı da alıp aşağıya inmek ister ancak İrşad için artık dönüş yoktur. Askeri atlatıp, geriye yukarı çıkar.

Tek başına yukarı çıkan İrşad'ı teröristler çember içine alır. İrşad artık ölüme çok yakındır. Son anda karşısına gelen Reşid'in silahlı bir adamını vuracakken vaz geçer. İrşad kurulan bir tuzakla büyük bir çukurun içine düşer.

Reşid bütün adamlarını aşağı yollayıp İrşad'ın başına gelir. Baş başa olduğu kardeşini öldürüp öldürmeme konusunda tereddütlüdür. Annesinin kendisini terk etmesinin tek nedeni olarak gördüğü kardeşi bir yandan da annesinden geriye kalan tek canlı emanet gibidir. “Seni böyle öldürmem doğru değil, adil bir dövüş olsun” diyerek kardeşini tuzak çukurundan çıkarır. Zirveye sislerin arasına doğru ilerlerler.

İrşad ise eline geçen son fırsat ile oğlu Taha'nın mezar yerini öğrenmek ister. Reşid'in acımasız ifadeleri karşısında kontrolünü kaybeden İrşad Reşid'i yaralar. Bir an için öleceğini düşünen Reşid İrşad'a gerçeği, öz kardeş olduklarını anlatır.

Eli kanlı Reşid ile kardeş olma ihtimali İrşad için öylesine uzaktır ki; Reşid’in aptalca ve kolayca yalan söylediğini düşünür.

Hemen öldürebilecekken oğlu için biraz daha yaşaması gerektiğini düşündüğü Reşid’e konuşması için baskı yapar. Güçlükle nefes alan Reşid boynundaki ‘bel muskası’nı İrşad’a uzatıp bayılır.

Bu kez şaşırma sırası İrşad’dadır. İki muskayı açan ağanın kafası iyice karışır.

İrşad kardeşi olsa da Reşid’i yok etmeye kararlıdır. Güçlükle kendine gelen Reşit’e “son duanı yap, kardeşim olsan da yaptıkların cezasız kalamaz” der.

Reşid ise adeta İrşad’ı duymamakta, onun yüzünde geride kalan çocukluğunu, babasını ve annesini görmektedir.

İrşad Reşid’i konuşturmaya çalışırken; onun kan kaybından yavaş yavaş ölmek üzere olduğunu anlar. Aslında Reşid son yaşadıklarından sonra ölmeyi de istiyor gibidir.

İrşad öldürmeye yemin ettiği acımasız komutan Reşid’i sırtına alıp dağdan aşağıya inerken, dağda yaşadıkları, Şevin ve Reşid'in söylediklerini anımsamaya başlar. (flashback) Reşid İrşad ve Dilşad’ı hapsedildikleri odadan çıkarırken güneş henüz doğmamıştır. Reşid ufku gösterirken; “annem beni terk ettiğinde güneş daha doğmamıştı. O köyden çıkarken şafak sökmüştü. Çocukken her sabah şafak vakti uyanıp annemi bekledim. Güneş doğduğunda gelmeyeceğini anlardım. Hiç dönmeyeceğini anladığımda artık güneşe bakmak istemediğimi de hissettim. Oysa dağlarda güneşten kaçmak, ovada kaçmaktan daha zordur” der.

Acı içindeki İrşad oğlu Taha'nın küçüklüğünü düşünür. O şimdi önünde koşan hayal ile gerçek arası, küçük bir çocuktur.

Bu arada yukarıda komutanları Reşid’in vurulduğu haberi dağdakilerin arasında büyük bir panik yaratmıştır. Silahlanıp, intikam saldırısı için aşağıya inmeye başlarlar.

Aşağıda ise jandarma komutanı destek güçleri ile birlikte yukarıya doğru harekete geçmiştir.

Üçüncü bir grupta Şamil, Ekber ve adamlarından oluşmuştur. Her iki gruptan da habersiz olan Şamil ve adamları da silah sevkiyatı için tırmanmaktadır.

Öyle bir an olur ki; asker ve teröristler arasında kalan Şamil ve adamları götürdükleri silahlarla yakalanma korkusu ile panik olup, hem askere hem teröristlere silah sıkmaya başlar.

Bu üçlü çatışmanın ortasına düşen İrşad hafifçe vurulur ve sırtındaki yaralı kardeşi Reşid ile birlikte düşer. İrşad'a yetişenlerden biri de Haddura'dır.

Yaralı olarak doğrulan İrşad kardeşi Şamil ile Reşid’in adamlarını çarpışırken görür. Kardeşinin silah kaçakçılığı yaptığını anlamıştır ancak artık geçtir. Şamil çatışmada vurulur.

Komutan yaralı İrşad’a yaklaşır. İrşad dost olduğu komutana; “bir ağa olarak çıktığım dağdan bir maraba olarak iniyorum” der.

Komutan bu vatansever ağayı özenle getirilen sedyeye yerleştirir. Bu arada diğerleri de Reşid’i yerleştirmektedir. İrşad elini Reşid’e doğru uzatıp; “dikkat edin, yarası derinde” der.

- . -

2 Agustos, 2009, Dürsaliye Şahan
http://isikbinyili.org

© Ağustos 2009, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works