yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Sanatın Labirentlerinde

*Murat ÖZCAN: “KEŞANLI ALİ DESTANI” VE TİYATRO ANLAYIŞI ÜZERİNE…*

Bircan ÜNVER

Kimisi New York’ta doğup büyüyüp, ya da çok küçükken geldiği için, Türkçesinden, kimisi tiyatro tecrübesi olmayışından kimisi de ne kadar başarılı olabilecekleri endişeleri içerisinde, ama büyük bir istekle, heyecanla provalara devam ettiler. Herkes biraz ürkek bakıyordu. Başarabilecekler mi? Ya da bazı sözler söyleniyordu, “Keşanlı Ali”yi oynamak kim, siz kim? (1991)

E-Kitap - Röportaj

Paris’ten New York’a iki-üç ay tatil için-gelen genç kuşak tiyatro yönetmenlerimizden Murat Özcan büyük bir şaşkınlıkla, New York’ta bir Türk tiyatro grubunun olmadığını öğrenir.

On gün içerisinde tanışıp, konuştuğu Türk-Amerikan Gençlik Derneği üyelerine, New York’ta bir Türk tiyatro üretim atölyesi oluşturmayı ve ünlü yazarımız Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı”nı sahnelemeyi önerir. Herkes heyecanlı, istekli ama bir o kadar da ürkek. Çünkü, çoğunluğunun tiyatro ile hiçbir ilgisi olmamış. Ne bir tiyatro eğitimi ne de uzaktan yakından bir oyunculuk denemesi.

19 ile 24 yaş arası onaltı kişiden oluşan bu yeni genç tiyatro toplulugu, temmuz ayı sonunda provalara, Murat Özcan’in yönetiminde başladılar. Kimisi New York’ta doğup büyüyüp, ya da çok küçükken geldiği için, Türkçesinden, kimisi tiyatro tecrübesi olmayışından kimisi de ne kadar başarılı olabilecekleri endişeleri içerisinde, ama büyük bir istekle, heyecanla provalara devam ettiler. Herkes biraz ürkek bakıyordu.

Başarabilecekler mi?

Ya da bazı sözler söyleniyordu, “Keşanlı Ali”yi oynamak kim, siz kim?

Oyun, eylül ayında The Florence Gould Hall’de sahnelendi. Hiçbir tiyatro altyapısı olmayan bir amatör grup tarafından, iki ay gibi kısa bir sürede sahnelenen oyun, ilgi, sevinç ve başarıyla karşılandı.

Oyunun yönetmeni Murat Özcan’la, gerek tiyatroya yaklaşımı ve gerekse “Keşanlı Ali”nin New York’ta ilk kez sahnelenişi üzerine, oyundan sonra konuştuk.

“Keşanlı Ali Destanı”nı seçişinizin nedenlerini açıklar mısınız?

Avangard tiyatro ile beraber, geleneksel Türk tiyatrosunu yorumlamak, benim ilk çıkış noktam oldu. Geleneksel tiyatromuzda çok büyük zenginliklerimiz var ve Avrupa tiyatrosu bunu tanımıyor. “Comedi-Dellarte” ya da Brecht’in epik biçimi olarak biliyor. Brecht, bunu çok iyi üsluplamış ve yorumlamış. Bizde ise çok ilkel kalmış. Bir kuramcı çıkıp bunu oturtmamış, ta ki, Haldun Taner’e kadar. Haldun Taner, “Keşanlı Ali’de çok büyüktü, bütün oyunlarında olduğu gibi. Türk tiyatrosunda, Haldun Taner olayı çok önemli, aynı zamanda çok iyi bir kuramcı. Geleneksel Türk tiyatrosunu o kadar iyi kullanmış ki... Birçok yerde yabancı dilde oynanmasına rağmen, tam yerini bulamamış. Kültüre sahiplenme olayı. İki yıldır kafamda olan bir projeydi, arkadaşlarla tanıştıktan sonra, onlarda gördüğüm bir enerji vardı. Paris’teki tecrübelerim de, bu oyunu genç-amatör oyuncu arkadaşlarımızla yorumlayarak, sahnelememize yardımcı oldu.

Genç bir yönetmen olarak tiyatroya yaklaşım, yorum ve katmak istedikleriniz neler?

Tiyatroda bugün en önemli olgu, insan olgusunun yavaş yavaş geri plana gitmesi. Her şey çok teknik, profesyonel ve içerikten uzaklaşıyor. Yirmibirinci yüzyıla doğru insanoğlunun duyarlılığı kaybolmaya, duygularımızı unutmaya başladık. İnandığım bir olay var ki, insanoğlunun duyarlılığını koruyabilmek ve insan olmanın zevkini paylaşmak, tiyatro ile gerçekleşebilecek bir olay. Genel olarak paylaşmak, tiyatro ile gerçekleşebilecek bir olay. Genel olarak tiyatrodaki anlayışım; dün, bugün ve gelecektir. Bu düşünceyi oyunda da kullandım. Örneğin izleyiciler salona girdiğinde, oyuncuların tümü sahnede ve bir prova atmosferindedir.

Bu giriş, geçmiştir. Bugün ise oyunun kendisidir. Ve oyunda gelecek konuşulur. Bugün sizinle sohbet ediyorsak, bizi buraya getiren bir dün kavramı var.

Bizler yaşarken, genellikle dünü, ve yarını unutmuş gibiyiz. Bugünü, belki sadece o anı hızla yaşayıp tüketiyoruz!

Murat Özcan’la International Center’da, temmuz ortası ilk tanıştığımızda, projeyi anlatmış ve ilk oyun metninin okunmasına katılmıştım. Konuşmamız o an'in--şimdiki zamanını, amacı ise yarını kapsıyor.

Peki, bunu tiyatro biçim anlayışında nasıl açıklarsınız?

Tiyatro biçiminde de, Stanislavski’den, Brecht’e ve Grotowsky’e ve günümüzden de Brook’a kadar önemli özelliklerini alarak, geleneksel tiyatromuzla birleştirmeye çalıştım. Örneğin; Stanislavski’de beni en çok etkileyen “duygusal insan, duygunun özelliği idi. Meyerhold’da ise bio-mekanik oyunculuğu kullanmaktı. Hareketler işlevseldi. Bio-mekanik tekniği, oyunun içerisindeki bir tabloda kullandım. Örneğin polis diğer polisin üzerine çıkarak sırtında, “Burada bir oyun oynanacaksa, kuralına göre oynanmalı, hissi olmalı, milli olmalı ve vatanı olmali...” diyor. Ayrıca, tek kişilik sahneleri monotonluktan kurtarmak için dort oyun-cuyu bir arada aldim. Niyazi, Derviş, Temel ve Nuri karakterlerinin canlandırıldığı sahnelerde, alttan geçerek, üst üste çıkarak konuşmaIarı, (Bir ara 19 Mayıs gösterilerini ammsadım) sahnede yepyeni bir enerji oluşturarak, anlatımlara direkt olarak, farklı bir canlılık kazandırmayı amaçladım. Brecht’in epik biçimi ise, bu zaten bizim geleneksel tiyatromuzda var. Hepsinin bir özelliğini alarak, eklektik bir biçim içerisinde, bugün, güncel yaşam ve dünya ile ilişkiler kurmak ve şimdiki zamanı da unutmak.

Paris’te ve New York’ta, ilk Türk tiyatro grubunun kurucususunuz. Ve her iki grubu da, tiyatro eğitiminden gelmeyen, dışarıda yasayan Türk gençlerinden oluşturdunuz, Bu uygulama da, tiyatroya bakışınızın bir parçası mı?

İnanıyorum ki, tiyatroda o kadar büyük dekorlara, kostümlere fazla abartıya ihtiyacımız yok. O zaman şov oluyor. Bir oyuna giriyor, bir-buçuk, iki saat harika bir oyun seyrediyorsunuz, oyundan çıktıktan sonra bomboşsunuz. Tiyatro, ile yaratılacak en önemli şey, öz, duygu, insan olayı, insanın her şeyi ve çıplak bir insanı yaşamak, sanat yaşamın iç içe geçmiş bir özüdür. Beraber ortaklaşa, sanatla-yaşam, birleşmiştir. İkisi kopuk olamaz. Yaşamdaki insanların bir tiyatroyu gerçekleştirmesi, Stanislavski’nin, “duygusal bellek” anlayışından yola çıkarak sahnede çok profesyonel bir oyuncudan daha içten ve farklı bir yoruma gitmesi mümkün. “Keşanlı Ali’de bunun başarıldığına inanıyorum. Hiçbiri oyuncu değildi. Zaten, oyuncu kavramı tepeden çıkma bir kavram değil ki. Oyuncu, insan olma özelliklerini, insanı gözlemleyerek ve sahnede insanca doğallığı ile varolan kişi. Bu düşünceyle de Grotowsky’ye gidiyoruz. Sahnede, üzerinde en önemle durduğum nokta, doğallık. Fakir oyunculuk dediğimiz, insanın hür çıplak olarak sahnede bulunması. Yaşamdaki insanı vermek, ancak oyuncunun yaşamdaki insandan ayrılan özelliği, yaşamdaki insanı sahnede işlemek.

(New York, Eylül 1991)


*BÖLÜM 3: YELPAZE - “KEŞANLI ALİ DESTANI” VE TİYATRO ANLAYIŞI ÜZERİNE…* (c)Bircan ÜNVER, Sanatın Labirentlerinde...
E-Kitap. Işık Binyılı - http://isikbinyili.org © Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works