yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

İzlenimler

BEKLEMEK, SEVGİ VE GÜVEN ÜZERİNE...

Bu tabah telefonda, “yalnızlığına iyi gelir” düşüncesiyle gönderildiği belirtilen mektubu düşünerek geçirdim bütün günümü, belki bu süreç, beklemek ve ne yazıldığını bilmediğim bir şeyi beklemek çok daha gizemli, o mektubu alıp, okumaktan...

E-Kitap - Deneme

Sadece bir mektup bekleyerek tüketilen yaşamlar az mi olmuştur. Gabriel Garcia Marquez’in “Albaya Kimseden Mektup Yok” romanı buna güzel bir örnek degil mi?

Ya Tavernier’in ünIü “Kaos” filminin o ilk bölümünde, kuru ayaz ve adeta çıplak bir havada yaşlı bir annenin sabahın ayazından akşama kadar ve her gün ve belki de ömrünün ikinci yarısı, -kasabayi terk eden oğlundan geleceğini umduğu mektubu beklemekle geçmez mi?

Bu tabah telefonda, “yalnızlığına iyi gelir” düşüncesiyle gönderildiği belirtilen mektubu düşünerek geçirdim bütün günümü, belki bu süreç, beklemek ve ne yazıldığını bilmediğim bir şeyi beklemek çok daha gizemli, o mektubu alıp, okumaktan...

Ama tabii o mektup mutlaka alınmalı, okunmalı ve düşünceler bir noktaya takılıp kalmaktan kurtulmalı. Ve insan tüm düşüncelerinde, düşüncelerinin sonuna kadar gidebilmeli. Asya bilemeyiz düşlerimiz ve düşüncelerimiz ne kadar derin ya da ne kadar sığ. Oysa, onların kendi içinde yol alırsak ya da sonuna kadar gidebilirsek, ancak anlayabiliriz, derinliklerini, genişliklerini, boyutlarını...

Henüz almadığım mektubu gönderen bir insana güvenmek istiyorum ve bunun mümkün olup olamayacağını denemek ve anlamak istiyorum.

“Güvenme”ne ulaşmanın tek yolu yada tanımı bu değildir elbette...

Ama bu anlamda bir seçimin başlangıçta matematiksel bir kesinliğini ya da oranını elde etmek de pek mümkün değildir, insan yanıla yanıla doğruya varır, değil mi?

Şimdiye kadar neden hiç kimseye güvenmedim, sevdiğim insanları, önce güvenmeyi esas alarak seçmedim mi, sevmedim mi?

Sonuçta yanılmadığımı ve sevgilerimin, onlara güvensizliğimin temelinde devam ettiğini apaçık ve net olarak zaman göstermedi mi?

İçimdeki sevme ve anlama duygusu ve isteğinin boyutunu kestirebilecek durumda değilim, sevmek nedensizdir.

Sadece insanlar arasında bu denge - dengesizlik ve tek ya da çapraz yönlü ilgilerini düşünürsek, gerçekten durum çok karmaşık ve anlaşılmaz bir boyut kazanıyor.

Ama konunun boyutunu, doğanın bir parçası olan insandan, bitkiye ve diğer canlılara yöneltince, belki de sevgiyi tırpanlamanın kuralının, doğa ile olan ilişkilerimizde, daha yalın görebiliriz.

Çiçeği, ağacı seviyorsak, önce onlara yaşayacağı ortamları, toprağı, iklimi, ısıyı hazırlamak durumundayız. Ve sonra da ekmek ya da dikmek gerekecek ve onları sevdiğimiz, korumak istediğimiz sürece, uzun süre yaşamaları ve sağlıklı olmaları için özen göstereceğiz.

Niçin? Çünkü, onlara yaşamımızda bir yer veriyor, günlük yaşamımız renkleniyor, çiçeğimiz ve ağacımız olsun istiyoruz.

Onların varlığı, büyümesi, çiçek açması, yaprak vermesini mutluluk, yapraklarının hastalanması, dökülmesi, kurumasını da üzüntüyle karşılıyoruz.

At, köpek, kedi, kuş, papağan ya da tavşan seviyorsak ve onların da bizimle yaşamasını istiyorsak, ne gereklidir?

Önce onların kendi ortamını hazırlamak, düzenli olarak yiyecek ve sularını vermemiz ve sevgimizi de esirgemememiz.

Öncelikle, onlar biz istedigimiz için hayatlarımızda olacaklardır. Ve onların bizimle olan yaşamalarının uzunluğu ise bizim sevme ve verme gücümüzle, yetilerimizle oranlıdır.

Birincisi, biz kendi mutluluğumuz için onları edinme, sevme ve yaşatma eğilimi içerisindeyizdir.

İkincisi, sevmenin özü sonsuz bir vermedir ve sevilen şeye gösterilen sevginin oranının çokluğuna paralel içimizdeki sevgi kaynakları zenginleşir, çoğalır, aksi durumda da azalır, kimbilir bazen de tümüyle kuruturuz...

Ve belki de gerçekte sevmenin biçimi, kuralı ya da koşulları yoktur.

Gerçek sevmek, koşulsuzca sevmektir yalnızca.

Bu projektörü, insanlar arasındaki dengeye, ilişkiye, ilişkisizliğe ya da dengesizliğe çevirince, her sey ne kadar da anlaşılmaz bir biçime dönüşüverir.

Sorun, temelde hep yetişkin insanların arasında ortaya çıkıyor.

Bu noktada insanlar, genellikle tek taraflı ve doymamacasına bir alma eylemine geçiyorlar.

O zaman da hem doğayla, hem ona ilgi duyanlarla hem de kendileriyle ters düşüyorlar.

Önce kafamın içerisinde oluşan “bir mum alevi” düşüncesinin peşine takılarak, bir haftalığına gittiğim New York’tan Glandale’le tekrar döndüğümde, mumun alevi ve ışığı hâlâ parlak.

Artık, bu “ışığı”, “güven ışığına” dönüştürmek istiyorum.

Güvence değil, sadece içten,kaygılanmadan, “acaba”lar olmadan konuşabileceğim birine, güvenmek istiyorum.

Kökeninde tedirginliğin olmadığı, içten bir iletişim ve sıcak bir insan sesi...

Bu ülkede şanslıyım.

Hiçbir şeyden ama hiçbir şeyden korkmuyorum. “Güvensizlik” işte, “kendimi” başka bir ülkeden getirdiğim gibi “İnsan nereye gitse, kendisiyle gider” türünden getirdiklerimden...

(Glandale, L.A., 6 Nisan 1990)


*BÖLÜM 3: YELPAZE - BEKLEMEK, SEVGİ VE GÜVEN ÜZERİNE...*
(c)Bircan ÜNVER, Sanatın Labirentlerinde...
E-Kitap. Işık Binyılı - http://isikbinyili.org
© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works