yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Sanatın Labirentlerinde

*Aydın UĞURLU: “MÜSLÜMAN MAHALLESİNDE SALYANGOZ SATMAK”*

Bircan ÜNVER

"Yurtdışına, tekstildeki son aşamalan öğrenmek için gönderildiğimde, Anadolu’da yıllar boyunca dokunmuş olan yöresel, halk yahut da folklorik özellikler taşıyan dokumanların, çok daha çağdaş değer taşıdıklarını fark ettim." - Aydın UĞURLU

E-Kitap

“Avrupa’dan birçok şeyi yüklenip, ülkeye boşaltıyoruz. Bunların anlamını ve kökenlerini bilmeden hamallık yapanlar, alkış topluyor. “
“Geleneksel değerleri günümüzde çok iyi yorumladığı” için Nürnberg Akademisi’nden üçüncülük ödülü alan ve ilk tekstil sergisini geçtiğimiz kasım ayında Otim Sanat Galerisi’nde gerçekleştiren Aydın Uğurlu’yla, yapıtları üzerine konuştuk.


Tekstil, kullanım fonksiyonuyla birlikte ne zaman ve nasıl sanat üretimi arayışları içerisine girdi?

— Tekstil konusu, bütün ülkelerde yüklü bir geçmişe ve geleneğe sahip. Bu gelenek zamanla teknolojik aşama paralelinde, endüstriye dönüştürüldü ve sanayi-gelenek birbirini altedercesine günümüze gelindi. Toplumun taleplerine göre ya sanayi üretimi ya da geleneksel üretim önem kazanıyor. Geleneksel ve sanayi aşa-masından bugünkü düzeyine gelen tekstil çok büyük gelişme gösterdi. Fakat bu gelişmeye paralel, tekstil ürününün sanat çalışması düzeyindeki bilinçli örnekleri 1962 yılında, İsviçre’nin Lozan Şehrinde açılan bir sergiyle dünyaya tanıtıldı. Ve bu sergi her iki yılda düzenli olarak tekrarlanıyor.

DGSA’dan sonnt beş yıl Nürnberg Güzel Sanatlar Akademisi’nde dokuma ihtisası eğitimi gördünüz, Eğitimin getirdiği teknik farklılıkların -buraya kıyasla- olumlu, olumsuz yanları nedir? Ve sanat üretiminize nasıl bir katkısı oldu?

— D.G.S.A.’dan tekstil konusunda mezun olmamıza rağmen, Anadolu dokümanları ile ilgili bir formasyon almamıştım. Batı ölçülerine göre yönlendirilmiştik. Bu yönelme yurtdışındaki eğitim sırasında netleşti.

Bu netleşme, ne gibi etkilerle ve nasıl oldu?

— 1960-1965’lı yıllarda Anadolu’daki geleneksel değerler hep yabancıların dümen suyunda kullanılıyordu. Örneğin; bir Amerikalı, bir Alman ya da herhangi bir ülkeden bir adam geliyor, çullarımızı, kilimlerimizi alıp gidiyor, biz de, bu adamlar ne yapıyor bu eski parçaları deyip, gülüşüp duruyorduk.

Yurtdışına, tekstildeki son aşamalan öğrenmek için gönderildiğimde, Anadolu’da yıllar boyunca dokunmuş olan yöresel, halk yahut da folklorik özellikler taşıyan dokumanların, çok daha çağdaş değer taşıdıklarını fark ettim. Almanya’daki bu eğitim süreci sonucunda da dokumacılığın Anadolu’da çok güzel bir kökü, yayılımı olduğunu, fakat endüstrileşme adına bu yaygınlaşmanın yok edildiğini kavradım. Artık geleneksel dokumacılığın köylerde, köylüler tarafından yaşatılabileceği varsayımı yok, o artık bir ütopya oluyor. Böyle bir şeye geri dönüş olmayacak. Ancak, akademik eğitim sonucunda yapılacak üretimlerle süreklilik söz konusu olabilir.

Tekstil ürünlerinden yararlanılarak yapılan sanat üretimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

— Yeni Eğilimler gibi bazı sergilerde görülen tekstil işleri bence Avrupa’ya özentiden ileri gidecek nitelikte değiller. Zaten sanat alanında Avrupa’dan birçok şeyi yüklenip, ülkeye boşaltıyoruz. Bunların anlamını ve kökenlerini bilmeden, hamallık yapanlar, alkış topluyor. Avrupa düşünce temelinden yararlanacağız ama, onu “yük katırı gibi” sırtlanıp getirmemek gerekir. Onların düşünüp kafa patlattıkları şeyleri “yenilik” adı altında yağmalayıp, ülkeye taşımamalı.

Sergide yer alan çalışmalarım Avrupa’da gördüğümüzün buraya boşaltılması değil -o çok kolay olurdu- Avrupa’da edindiğim birtakım yöntemleri ülkemizdeki değerlerle birleştirip, günümüz sanat düşüncesini oluşturan eserleri yapmaktı amaç.

Bunun dışındaki yaklaşımlarda Batı etkisinin ağırlığı hissediliyor. Yamama bir kimlik kazanıyor. Yahut direkt Anadolu’dan alınan eserlerin sergilenmesi de Anadolu’ya özgü bir şey oluyor. Ya Anadolu’yu sömürmüş, ya da Avrupa’dan aşırmış oluyoruz. İkisini de yorumlayabilmek için pek çok zorluklardan, uğraşlardan geçmek gerek. Sonuç olarak biraz patavatsız olacak ama, Avrupa’dan sanat etkinliklerini ‘olduğu gibi’ yurda taşımayı, Türk kaşığıyla Avrupa boku yemeye benzetiyorum. Zaten bu her alanda görülen bir gerçek.


(Söz, 21 Ocak 1988)

*BÖLÜM 3: YELPAZE - Aydın UĞURLU: “MÜSLÜMAN MAHALLESİNDE SALYANGOZ SATMAK”* (c)Bircan ÜNVER, Sanatın Labirentlerinde...
E-Kitap. Işık Binyılı - http://isikbinyili.org © Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BÄ°NYILI e-dergisi; The Light Millennium bünyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Ünver tarafından, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet #501c3
statüsüne ise 17 Temmuz 2001 tarihinden geçerli olmak üzere hak kazanmıştır. Vizyonu ise Web ortamında ilk kez Ağustos 1999'da tanıtılmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularının izni olmaksızın kopyalanamaz ve tüm içeriği
"The Light Millennium"a (1999 - 2010) aittir. Uluslararası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve hakkı saklıdır.
Açıklama – Güncelleme:
IşikBinyılı.Org kısa adıyla, 11 Ocak 2010 tarihinde Türkiye Dernekler kanunu çerçevesinde, dernek statüsüyle İstanbul merkezli dernekleşmiştir. Türkiye kapsamında yayın hakları bu tarihten itibaren IşikBinyılı.Org'a ve
uluslararası yayın hakları ise kardeş kuruluş statüsünde olan New York Merkezli yine "The Light Millennium'a aittir.
– Bircan Ünver, Kurucu ve Genel Yayın Yönetmeni, 1 Ocak 2018. | The Light Millennium'un İngilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren: Bali & Bali Works

Bali & Bali Works