yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Sanatın Labirentlerinde

“ZAMANDA VE ZEMİNDE KADIN”

Bircan ÜNVER

"Dünyanın başka bir yerinde de dükkân açılışı ne kadar muhteşem olursa olsun, sonuçta bir açılıştan öteye geçmez. Ancak, üst kat galeri olarak değerlendirilebilirse, o zaman sıradan bir dükkân açılışından öteye geçilebilirdi. Bu öneri benimsendi. Hatta restorasyonundaki ışıklandırma da, mimariye değil de objeye dönük olarak gerçekleştirildi."
- Sibel ASNA - 1987

E-Kitap

Beymen Sanat Galerisi (Şişli) Kemal Erhan’ın koleksiyonundan tematik bir bütünlük sağlayan “kadını” işleyen resimleri Ekim 1987 tarihinde sergiledi. Sergide, Namık İsmail, Şeref Akdik, Abdülmecit Efendi, Feyhaman Duran, Halil Paşa, Naci Kalmukoğlu, Alexander Sandor Svoboda, Prosper Louis Vagnier ve Nazmi Ziya’nın yapıtları yer aliyor. Serginin oluşturulmasındaki ortak çalışmalarıyla ilgili olarak Tomur Atagök ve Sibel Asna ile konuşuyoruz.

Bu serginin oluşturulmasında “nasıl” bir düşünce etkili oldu?

S. Asna: Öncelikle Beymen binasının restorasyonu yapılırken, Cem Boyner “öyle bir dükkân açılışı yapmalısınız ki muhteşem olmalı” dedi. Düşündüm. Şehirde günde on dükkân açılışı yapılır. Dünyanın başka bir yerinde de dükkân açılışı ne kadar muhteşem olursa olsun, sonuçta bir açılıştan öteye geçmez. Ancak, üst kat galeri olarak değerlendirilebilirse, o zaman sıradan bir dükkân açılışından öteye geçilebilirdi. Bu öneri benimsendi. Hatta restorasyonundaki ışıklandırma da, mimariye değil de objeye dönük olarak gerçekleştirildi. Bu müzedeki yapıtlar, burada sergilense bile, değerinden bir şey kaybetmeyecek şekilde hazırlandı. Beymen mağazaları tanıtım kampanyasının İstanbul açılışını hatırlayacağınız gibi Abdülmecit Efendi (1868-1944)’nin resimlerini gün ışığına çıkarmakla gerçekleştirdik. Bu arada olumlu olumsuz tepkiler de aldık. Bu sergiden aldığımız güçle ikinci olarak Zonaro sergisini hazırladık.

Zonaro sergisinin açılışında tanıştığımız Kemal Erhan Bey’in koleksiyonunu görünce, hemen bir sergi teklifinde bulunduk. Ancak, kendisi yalnızca kendi koleksiyonundan bir sergi oluşturulursa kabul edebileceğini belirtti. Tek başına da, bir özel müze niteliğini taşıyabilecek olan resim koleksiyonu, Kemal Bey’in belli bir sanat anlayışını, beğenisini ve birikimini de yansıtması nedeniyle, resimler gruplandırılabiliyor ve temalara ayrılabiliyordu. Bu niteliği de bizim için çok önemliydi. Tanıtımımızın iki ana amacı vardı. Bunlardan biri, gün ışığına çıkmamış koleksiyonları ve sanatçıları sergilemek, onları daha fazla insan için de yaşar hale getirmekti. Yalnızca, her koleksiyonu sergilemek değil, bu koleksiyonun belli bir resim anlayışını da yansıtmasına özen gösterecektik. Kemal Erhan Bey’in koleksiyonu da, düşüncelerimiz doğrultusunda bize bu olanağı veriyordu. Bu noktada serginin oluşturulması aşamasına geçildi.

Zaman, Zemin Ve Zenan

— Sergide, tema olarak “kadın” seçilmiş. “Zamanda ve Zeminde Kadın “ isminin seçimini açıklar mısınız?

S. Asna: Bu sergide on yedi resim yer alacak. Alexander Sandor Svoboda, Prosper Louis Vagnier gibi iki Batılı ressam da yer alıyor. Biz bu on yedi resmi yan yana sergileyip, ismini düşündügümüzde birçok isim ortaya çıktı. Ama resimlerin ortak noktası “kadın” ve bu kadınların farklı “zaman, zemin ve zenan” önerisi geldi. Zenanın anlam olarak eski olması nedeniyle, “kadın”a dönüştürülerek, “zamanda ve zeminde kadın” sergi adı olarak ortaya çıktı.

T. Atagök: Biz bu sergiyi oluştururken, şu nokta dikkatimizi çekti. Hep erkek ressamların ele aldıkları kadın portreleri, kimlikleri vardı. Düşündük ki, kadının ele aldığı erkek ya da kadın resimleri var mıydı? O dönem içerisinde araştırdık ve bulamadık.

Böyle olunca resimde kadının veriliş biçimine yaklaştık. Tabii, resimde yer alan kadında da bir edilgenlik söz konusuydu. Ama şunu da belirtmek gerekiyor. Osmanlı kültürünün getirdiği ölçülerin içinde bu kadınlar aynı zamanda etkin, aktif olarak da yorumlanabilir. Her bir yapıt, yaşamın içinde yer alan kadını ele alır. Onlar bir yaşama biçiminin sembolü durumundadır.

— >b>Sayın Tomur Atagök, gerek koleksiyonculuğumuzda, gerekse -birkaç galeri hariç- galerimizde uzmanlaşmaya dönük olarak koleksiyon oluşturulmadığı ya da sergilemede de “kendi içinde tutarlılık” gözlemlenmediğini söyleyebilir misiniz?

— T. Atagök:
Evet. Özellikle birkaç galeri ve bir iki koleksiyoncu dışında, belli bir resim anlayışına yönelerek, uzmanlaşmaya dönük resim birikiminin oluşturulmadığını söyleyebiliriz. Koleksiyonculuk da, genellikle ortaya çıkan, günün ünlü, popüler sanatçılarının her birinden birer ikişer resim almak biçimiyle oluşuyor. Yalnız, bir gelişmenin de olduğu söylenebilir. Özellikle bu konuda Yahşi Baraz, çağdaş sanatı desteklemek, büyük boyutlarla çağdaş resmin yapılmasını teşvik etmek amacıyla, hem çağdaş resim alıyor hem de sanatçıların bu konuda daha çok üretim yapmasını teşvik ediyor. Bu destekleme sonucu, üretim sayısı arttıkça, ortaya daha nitelikli resimlerin çıkmasını sağlıyor. Çünkü, alıcısı olmayan bir çağdaş, resim anlayışında, sanatçı az üretmek durumunda olabiliyor ve üretimin yavaş gitmesiyle ya da az üretimle, gelişme hızlı gerçekleşmiyor. Yine galerilerde, benimsediği sanatçılara her yıl sergi olanağı vererek, onların resimlerinin tanınmasını, benimsenmesini ve dolayısıyla alınabilir hale gelmesini sağlıyor. Bu da, sanatçıya üretime dönük, itici bir gücü oluşturmasını getiriyor.

Sibel Hanım, bir halkla ilişkiler uzmanı olarak tanıtım olayının kültür ve sanata kanalize edilişini açıklar mısınız?

— S. Asna:
Bizim işimiz tanıtım. Amacımız ise, tanıtım kampanyasına yöneldiğimiz olguları, günlük, çarpıcı ve günün heyecanı içinde algılanabilen niteliklerinin yanı sıra, toplumumuzda zaten yeteri kadar gelişemeyen, eksik olan ve uzun vadede topluma kazandırabilmeyi hedefleyen sanat-kültür etkinlikleriyle birlikte gerçekleştirmek. Örneğin; kuruluşların spor karşılaşmalarını teşvik eden tanıtım kampanyaları da, günlük heyecanın içinde algılanabilen şeyler. Ama her tanıtım ve bu tanıtıma harcanan milyarlarca lira, bir spor tesisi yapmayı getirmiyor. Biz de bu noktada, madem tanıtım amacıyla milyarlarca lira para sarfediliyor, hiç olmazsa kültüre, sanata dönük bir işlevi olsun istedik. Bizim yine Türkiye’deki tanıtım kampanyamız içerisinde yer alan “Muhteşem Süleyman” sergisi de, hem muhteşem oldu, hem de Amerikalılar’ın bilmedigi ve merak ettiği Türkler karşısında, sergiyi dolaşırken en azından bir anlık bile olsa bu ihtişama bir “hayret” bakışı getirdi. Sergiyi dolaşan Amerikalılar’ın yüzlerinde bunu görmek mümkündü. Bu tür etkinliklerle ilgili hazırlanan kataloglar da yoğun bir araştırmanın, incelemenin ürünü olarak ortaya çıkıyor. Katalogları hazırlarken bilgi kaynaklarını çeşitli yerlerden kontrol etmek gerekiyor.

Başvurduğumuz bir kaynak için on yoklama yaptığınızda, biri “onu bırak, o atar” diyor. Biz de her türlü yanlışlığı önlemeye çalışarak elimizden gelen gayreti göstermeyi ve bu etkinliklere dönük bir ilginin yoğunlaşmasını istiyoruz. “Muhteşem Süleyman” kataloğu, bu anlamda tek başına bile yeterli sayılabilir. Bu sergi gerçekleşmeseydi, sanırım bu katalog da ortaya çıkamayacaktı.

Resimde “Kadın” Yorumu

— “Zamanda ve Zeminde Kadın “ sergisine dönersek, bu sergide yer alan kadın figürleri ve yorumlamaları ile özellikle 1980 sonrası resimde yer alan “kadın” üzerine düsünceleriniz?

T. Atagök:
Günümüzde bazı ressamlar var ki, kadını kadın olarak değil de, anlatımının bir çıkış noktası haline getiriyor. Figuratif resim de gelişip, etkinlik kazanmasına rağmen, ortaya çıkan bazı resimler kadını anlatmıyor. Onu bir sembol ya da imgeye dönüştürüyor. Yani, bir başına resimde bir kişilik, bir anlatım, bir kimlik oluşturmuyor. Türk resminin izlenimcilikten yoğun olarak etkilendiği döneme rastlayan bu resimlerde kadın bir imge ya da sembol değil. Her biri bir başına yaşayan varlıklar. Bu resimler, kadını bir model ya da, bir araç olarak değil, bir varlık olarak ele alıyor. Ayrıca, portre resmi, portresi yapılanin dışında ilgilisi ya da alıcısı pek fazla olmadığından da, günümüzde fazla ilgi görmüyor denebilir.

S. Asna: Bir dönem Türkiye’de, “toplumsal gerçeği anlatan” roman modası vardı. Resimde ise toplumda kadının yeri ne ise, o paralelde bir gelişim söz konusuydu. Birey olarak kadın yoktu. Hâlâ da öyle denebilir. Halil Paşa’nın eşinin portresindeki deri eldivenin güzelliği, Namik İsmail’in “Medeniyet” adlı tablosundaki kadının rahat, huzurlu ve özgürce uzanışı, ya da Feyhaman Duran’a gelip, “benim resmimi yapmanızı istiyorum” diyen kadın gibi, bu resimler “toplumsal gerçeği anlatan” kadın resimlerinden ayrı bir özellik kazanıyor. Bu kadınlar, bir meslek olarak ressama modellik eden kadınlar değil. Yaşamın içinde, döneminin hangi statüleri içinde yer aldığını da vurgulayan, duyguları, düşünceleri ve psikolojileri ile yansıtılan kadınlar. Bu portre ve figürlerin her birinin yaşam hikâyesini de ayrıca hazırladık. Sergide, her bir eserin yanında, hikayesi de yer alacak.

(Sanat Olayı, Ekim 1987)


*BÖLÜM 3: YELPAZE - ZAMANDA VE ZEMİNDE KADIN*
(c)Bircan ÜNVER, Sanatın Labirentlerinde... E-Kitap. Işık Binyılı - http://isikbinyili.org

© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works