yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   


Bağlantılar:
Image source:

Sanatın Labirentlerinde

*Prof. Kerim SİLİVRİLİ: ESKİ-YENİ*

Bircan ÜNVER

“Ehli Hiref’ adlı cemaat, biliyorsunuz bir üstyapı kuruluşuydu. Yani sarayda oluşmuş bir merkezdi. Bugün artık saraylar yok ve devletin gereksinmelerini de serbest çalışan sanatçıların karşılaması bekleniyor. Ayrıca, bir Alman atasözü olarak duyarım, “Her eve bir tablo gerekir” diye. Yani yalnız devletin, resmi kuruluşların değil, her evde bir yağlıboya tablo bulunması gerektiğini belirtir bu söz.
-- Prof. Kerim SİLİVRİLİ - 1987

E-Kitap - Röportaj

1921 İstanbul doğumlu Prof. Kerim Silivrili, Mimar Sinan Üniversitesi’nde rektör yardımcısı ve aynı za-manda Geleneksel Türk El Sanatları, Kürsü Başkanlığı görevini sürdürürken, emekliye ayrılarak, başka bir döneme geçti. Uzun yıllar Türk çiniciliği üzerine üniversitede dersler vermesi, yoğun birikimi, araştırma, ma-kale ve çalışmaları nedeniyle, geleneksel sanatlarımız üzerine konuştuk.

“Ehli Hiref (Zenaat) adlı cemaatin, devletin ve sarayın her türlü sanat ve zenaat gereksinmelerini karşıladığını belirtiyorsunuz. Bugün aynı gereksinimleri karşılayabilecek bir kurum düşünülemez mi?”

— “Ehli Hiref’ adlı cemaat, biliyorsunuz bir üstyapı kuruluşuydu. Yani sarayda oluşmuş bir merkezdi. Bugün artık saraylar yok ve devletin gereksinmelerini de serbest çalışan sanatçıların karşılaması bekleniyor. Ayrıca, bir Alman atasözü olarak duyarım, “Her eve bir tablo gerekir” diye. Yani yalnız devletin, resmi kuruluşların değil, her evde bir yağlıboya tablo bulunması gerektiğini belirtir bu söz.

— 1928 Harf Devrimi’nden sonra, hat sanatı, eskiyazı üzerine eğitim yapma koşulları nasıl gelişti?

— Eski dönemlerde yaygın olan bir yazı merakı vardı. Güzel yazıya olan merakın yanı sıra, Kuran’dan alınmış, ayetlerin yer aldığı yazıları edinme merakı vardı. Bugün böyle yaygın bir merak yok. Ama bir taraftan da entelektüeller arasında, eski yazıyı bilmemelerine karşın, yazı edinip, evlerine bir yazı asma merakı günden güne gelişiyor.

Zaten Harf İnkılabı’ndan sonra, eski yazıyı ayakta tutan da bu olmuştur.
Bir; Kuran yazısına, insanların dinsel olarak olan ihtiyaçları,
İki; koleksiyonerlerin güzel yazıları toplama merakları. Harf Devrimi’nden bir süre sonra, gazeteler serbest bırakıldılar, eski ve yeni yazıyı bir arada vermek suretiyle.

Ama hükümet içerisinde de bu konuda kesin bir görüş birliği yoktu. Bazı bakanlar ve başbakan da dahil, bu konuyu peyderpey yürürlüğe koysak diyordu. Ancak, hatırladığım kadarıyla, Atatürk, “ya bugün, ya hiçbir vakit” diyordu. Bu kadar kesin bir koşullanma ile Harf İnkılabı yapıldı. Hatta, 1929 yılında yeni tedrisatla, yeni harflerle eğitime başladım.

Bunun dışında, hat sanatı açısından, Harf Devrimi’nin etkileri olmuştur. Şöyle söy-leyebilirim, hattat Tuğrakeşi Hakkı Bey’in söylediğini aynen tekrar ediyorum. “Harf İnkılabı oldu, suratımıza bakan kalmadı.”

Çünkü, adamların belli bir sanatları var ve o sanatları ile gelmişler o güne kadar. Birden o sanat kesildi. Eski yazı... Ben eski yazı kullanmayı pek sevmiyorum. Dört başı mamur Türk yazısıdır. Arap kökenli Türk yazısıdır. Ama Türk yazısıdır. Aradan yaklaşık 60 sene geçtikten sonra, yine dünyanın en iyi yazılarındandır. Yazanları arayan soran kalmadığı gibi onlarda da cesaret kalmadı. 1936 yılında, yalnızca yazı sanatı içinde kalmak ve geliştirmek için, geleneksel sanatların içine alındı ve akademide öğretimi yapılmaya başlandı.

— 1936 yılında, Şark Tezyini Sanatları Mektebi’nin akademiye alınması nasıl oluştu ve nasıl karşılandı?

— Şark Tezyini Sanatları Mektebi hocaları 1933’te Ankara’da bir sergi açarlar. Bu sergiyi 2.11.1933 günü gezen Atatürk, orada iltifatlarda bulunduğu sanatçılara, yazı sanatımızın kaybolmaması için yerlerine behemehal adam yetiştirmeleri talimatını verir ve bugünkü geleneksel sanatlar olarak adlandırdığımız sanatların devamının sağlanmasını ister. Bu istek, 1936 yılında devletin de müdahalesiyle gerçekleşir. Yani, akademi kendi içinde böyle bir gereksinim duymamıştır. Akademiye, bağlanınca eski-yeni tartışmaları çıkmıştır.

— Eski ile yeninin birarada bulunmasi, daha ozgiinçahsmalar ortaya çikartlmastna temin hazirladi mi? Ya da böyle bir zemin ha-ztrlama çahsmalan var mi?

— Eski ile yeninin bir arada olması, genellikle tartışmalara yol açtı. Türk süsleme yazıları, yazının ve yapının tamamlayıcısı olarak, Türkler’de öteden beri büyük önem taşımıştır. Ya binaların, camilerin, medreselerin giydirilmesinde ya da yazının süslemesinde kullanılmıştır. Ancak, bugün de yine aynı işlevini sür-dürmektedir. Bugün için bir zemin hazırlanmadı; fakat çağdaşlaşmaya, günlük yaşamda kullanılıyor olmasına da ihtiyaç vardır. Zemin hazırlama çalışmalarına gelince...

Zaten, Türk süsleme sanatları, çıraklık dönemi en uzun olan sanatlardandır. Ben dört yıllık eğitimin, hatta iki yıllık master’ın yeterli olup olmadığından endişeliyim. Altı yıllık bir eğitim, belki süsleme sanatlarını uygulamak için yeterli olabilir, yeni yorumlara da bu eğitimden sonra, kişisel çabalar, uğraşlar ve zorlamalarla gidilebilir diye düşünüyorum. Estetik araştırmalar ya da kaygılar, öğretim süresinden sonra oluşur. Ancak, eğitime geç başladığımızı söyleyebilirim. En erken 17-18 yaşında, liseden sonra öğrenci bize gelir. Yani daha önceden ilkokuldan, ortaokuldan başlamalı, yeteneği var mı yok mu keşfedilmeli, geliştirmeli, yöneltmeli. Önceden ortaokuldan sonra, yetenek sınavıyla öğrenci alırdık. Şimdi liseden sonra. O da bilgisayarın seçip gönderdiği öğrenciler. Bu konuda arkeolog Prof. Dr. Ekrem Akurgal’a arkeolojik çalışmaların gelişimiyle ilgili olarak ne düşündüğünü sormuşlar; o da, “Nasıl gelişsin, bize arkeolojiyi seven öğrenciler değil, bilgisayarın seçtiği öğrenciler geliyor” demiş. Durum böyle.

Bütün bunların yanı sıra, biz bölüm olarak tekrar 1976 yılında yeniden oluşturduk. Hala eksikliklerimizin olmasına rağmen uygulamaların kağıt üzerinde kalması gibi eskiye oranla olumlu gelişmeler kaydettik. Bunları da en kısa zamanda gidermeye çalışacağız. Bunlara rağmen, “Bugün hâlâ geleneksel Türk sanatları mensuplarını, “eski sahaflar esnafı” diye nitelemeler var.

(Sanat Olayı, Mart 1987)


*BÖLÜM 3: YELPAZE - *Prof. Kerim SİLİVRİLİ: ESKİ-YENİ (c)Bircan ÜNVER, Sanatın Labirentlerinde... E-Kitap. Işık Binyılı - http://isikbinyili.org © Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works