yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Sanatın Labirentlerinde

*BÖLÜM 3: YELPAZE “GÖRME BİÇİMLERİ” ÜZERİNE...*

Bircan ÜNVER

Görme Biçimleri, okuyucuyu düşünmeye, tartışmaya ve hesaplaşmaya sürükleyerek, karşımıza canlı bir varlık olarak çıkıyor. Böylece, alışılagelen okuma biçimlerine de yeni bir boyut kazandırıyor. İnsanın bir şeye dokunması demek, kendisini o şeyle ilişkili duruma sokması demektir.

E-Kitap - Deneme

Görme Biçimleri’ni okurken, insanın o ana kadar ki durumuyla, birikimleri, imgelemleri, sözcükleri, algılamaları, mukayese yeteneği, görme yeteneği, duyma yeteneği, sözcük dağarcığı gibi bir hesaplaşma sözkonusu.

Zaten kitabı elinize aldığınızda okumaya başlıyorsunuz, farkına bile varmadan. Yayınevinin adını, kitabin adını ve yazarın adını gözden geçirirken, birden kitabın sayfalarına dalıveriyor insan, henüz kitabın kapağını açarken “Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir” temel ve evrensel bir saptamayla birlikte başlıyorsunuz kitaba.

Kitabın içinde yer alan yedi denemeden dördünde, sözcükler ve imgelemlerle karşı karşıya olurken, aynı zamanda yeni bir okuma biçimi çıkıyor karşımıza.

Sözcüklerle anlatılan ile resimlerle verilen imgelem arasında bağlantı kurmaya çalışırken, okuyucunun sözcüklerden ve imgelemlerden algıladıkları da devreye girerken, kendinizi bir tartışma ortamında hissetmemeniz mümkün değil.

Diğer üç deneme, bu kez alışılmadık bir biçimde sözcüklerden değil de resimlerin düzenlenmesinden oluşuyor. Bu noktada bir uyarı sözkonusu. Resim sözcüklerin anlamını güçlendirmek için değil, resmin kendisinin bir başına güçlü bir anlatım dili olduğu, denemelerin içeriği ve düzenlemesiyle vurgulanıyor.

Görme biçimleri, okuyucuyu düşünmeye, tartışmaya ve hesaplaşmaya sürükleyerek, karşımıza canlı bir varlık olarak çıkıyor. Böylece, alışılagelen okuma biçimlerine de yeni bir boyut kazandırıyor. İnsanın bir şeye dokunması demek, kendisini o şeyle ilişkili duruma sokması demektir. “Gözlerinizi kapayın, odada dolaşın, dokunma duygusunun durağan, sınırlı bir görmeye dönüstügüne dikkat edin. “ Kitap aynı zamanda deney de yaptırıyor.

Resimlerle verilen denemelerde, imgelemleri ve dolayısıyla sözcükleri bu kez okuyucu kendi sözcük dağarcığıyla yazmak durumunda. Bu okuma biçimi, sinemanın görsel yanının etkinliği ve görselliğin anlatım gücünü bir kez daha vurguluyor. Görsel anlatım devreye girince, resimlerin baskıda değer yitirmesi, özellikle yağlıboya resim geleneğinin çeşitli çelişik yanlarını incelendiği denemelerde, bazı resimlerin gri tonlarında, detayların iyice silikleşmesi, dolayısıyla imgelemleri maksimum okuyabilmede yetersiz kalıyor. Gönül, özellikle bu sayfalardaki baskıların daha iyi olmasını dilerdi.

Yerleşim ve grafikte aslına sadık kalındığı belirtilen kitapta, paragraflar arası bırakılan boşluklara, sanki okuyucunun katkısı ya da düşüncesi ilave edilsin gibi, bir izlenim uyanıyor.

Birinci denemede yer alan düşüncelerin birçoğunun, Walter Benjamin’in “Mekanik Yeniden Yaratma Çağında Sanat Yapıtı” adlı denemesinden alındığı belirtiliyor.

Bu denemede, görme eyleminin iki temel yapısı vurgulanmakla birlikte, “Görme, konuşmadan önce pekiştirilir”, diğeri ise “Görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez”, düşünceleriyle görme eyleminin boyutlan ve özüne inmekte.

Kısaca, görme-dokunma araındaki ilişki, görme ve görülmenin iki yanlılığı, imge sözcüğünün tanımı ve içeriği, sanat konusunda daha önceden edinilmiş varsayımlar, “güzellik, gerçek, deha, uygarlık, biçim, toplumsal konum, beğeni vb.” bugünkü durumuyla bu varsayımlar katılan “bilinçlilik” kavramı, resimlerin yorumlanışlarındaki temel farklılık, fotoğraf makinesi ya da sinemanın resim sanatında doğurduğu çelişkiler ve etkinliği, ya da sanat yapıtını, fotoğraf ya da sinema aracılığıyla, yapıtın içeriğinin ne olduğundan başkaca, deklanşöre basanın ya da filmi yönetenin yorumları da devrcye girerek, başka anlamlar dizgesi için de kullanılması, görme, algılama, imgelem ve sözcüklerle yeniden üretilmesinde, çelişkilerin ortaya çıkmasına ve artmasına neden olmuştur.

Aynı denemede, özgün sanat yapıtlarının dinsellik havasından dolayı, ona subjektif olarak kazandırılan değer, yeniden canlandırmalarda imgelemlerdeki farklılıklar, sanat yapıtlarının oluşturduğu imgelemlerin bugünkü sanatçılar tarafından yeniden nasıl yaratılacağı sorunu, bugünkü sanat galerileri, müzeler, ko-leksiyoncular ve sanat pazarlarının, sanatın gelişimi içinde ne denli etkin olduğu vurgulanmakta.

Sanat yapıtları izleyicisi ile eğitim düzeyleri arasındaki ilişkiyi veren istatistik tablolar (iki adet), eğitimin sanatla ne kadar içiçe ve ilişkili olduğunu belirtmede ayrıca önem kazanıyor.

Berger, yağlıboya resim geleneğinin gelişimi içinde, gerek objelerin gerçeklikleri içinde tablolarda yer alması, buna yağlıboyanın niteliğinden ötürü daha da parlaklık, canlılık kazandırması, gerekse “nü” kompozisyonlarında, hep izleyiciye bakan, izleyicinin sahip olabileceği nesnelcr gibi yer alması üzerine dikkati çekiyor. “Avrupa nü sanatında ressamlar ve seyirci-sahipler erkekti, nesne olarak işlenen kişilerse çoğunlukla kadın. Bu ters ilişki ekinimize öylesine sinmiştir ki bugün bile sayısız kadının bilincine biçim vermektedir” diyerek altını çiziyor.

“Kadına nasıl bakıldığıyla ilgili resimlerle verilmek istenen imgelemlerde, kadının hangi sosyal statü içinde bulunursa bulunsun, kadına bakışın tek bir noktadan öteye gidemediği ilginç bir düzenlemeyle sergileniyor. Özellikle, Picasso’nun “Çıplak”ı ile Modigliani’nin “Çıplak”ı arasında yer alan bir dergiden alınan fotoğraf, bu düşünceyi kuvvetlendirmekle birlikte, sanatsal bakış ile genel bakış, arasında bir ikileme sürüklenmekten alıkoyamıyor.

İnsanların sahip olma duyularındaki gelişmelerle, yağlıboya resmin gelişimi konusuna yeni bir bakış aralıyor. Levi-Strauss’tan yapılan alıntı ile “Batı uygarlığında sanatın göze batan özgün çizgilerinden birini oluşturan şey bence, sahibin ya da giderek seyircinin o nesneye sahip olma konusunda gösterdiği güçlü ve tutkulu istektir.” konuya en temelden yaklaşım sağlamamızı getiriyor.

Yedinci denemede ise, kendi amaçları doğrultusunda geliştirdiği anlatım dili ile sanat ve estetiğin bütün olanaklarından da yararlanan “reklam” konusunu irdeliyor. Reklam aracılığıyla amaçlanan şey, ‘reklamın’ insanın hangi açlığından yola çıktığı, açlığı işleme biçimi, nasıl bir sosyal sınıfı amaçladığına ilişkin açıklamalar getiriyor. Yağlıboya resim ve onun anlatım dili ile ‘reklamlar’ın anlatım dili arasındaki benzerlik ya da reklamların resmin anlatım dilini kullanması veya yararlanması arasında ilişki kuruluyor. Reklam ve haber ilişkilerinin iç içeliği, yaşadığımız çağın en etkili araçlarından biri olan “reklam” unsurunun temel yapısını irdeleyerek, çağdaş, bir konuyu, çagdaş bir yaklaşımla, geniş boyutlarıyla okuyucuya sunuyor. Yine kitaptan bir alıntı: “Reklamın korkunç bir etkileme gücü vardır; reklam aynı zamanda çok önemli bir siyasal olgudur. Oysa reklamın ulaşma alanı geniş olsa da sundukları sınırlıdır.”

Sonuç olarak, kitaptaki her cümle, bir özdeyiş, niteliğinde. Satırların altını çizmeyi düşünürseniz, örnekler de dahil bütün kitabı çizmeniz, yani yeniden irdelenmeye hazır bırakmamz gerekebilir.

Elbette ki, sanat hem en yaygın anlamıyla, “Sanat, sanat içindir”, “Sanat toplum içindir”, “Sanat, insan içindir” ya da “Sanat, anlayanlar içindir” tanımlamalarıyla birlikte, sanatla, sanat ürünleriyle herhangi bir şekilde iletişim halinde bulunan izleyici-alıcının kültür altyapısını, bireysel edinimlerini de hesaba katarsak, belki de paragrafları genişletmek ya da arttırmak zorunda kalabiliriz.

Hem de, bu tanımlamalardan herhangi birisini de benimsiyor olsak, sanatın gerekliliği içinde ve sürekli bir bilinçlenme olgusuyla, iletişim halinde bulunduğumuz şey’leri, görme biçimlerimizi arttıracaktır.

Kitabın son sayfasında yer alan “Bu kitabı tamamlamayı okurun kendisine bırakıyoruz...” sayfası ve cümlesiyle aynı kanıyı paylaşıyoruz. Kültür olgusunun durağan olmadığı düşüncesinden yola çıkarak, böyle bir kitabı her okur, yaşamının farklı dönemlerinde, görme biçimlerini de yeniden gözdcn geçirerek, kendisi için yeniden canlandırabilir... dersek, cok mu ileri gitmis oluruz...

Ayrıca, yine Berger’den yola çıkarak, istediklerimizin ve istemediklerimizin gerçekten bizim kendi yaşamımızın sentezi sonucu mu ortaya çıktığı ya da bunların bize farkına bile varılmadan verildiğinin mi yeniden düşünülmesi...


“Görme Biçimleri” John Berger ile yapılan BBC televizyon dizisinden alınarak, John Berger, Sven Blomberg, Chris Fox, Michael Dibb, Richard Hollis tarafından hazırlanmış, orijinal kitap düzenlemesine sadık kalınarak Türkçeye Yurdanur Salman tarafından çevrilmiş ve Metis Yayınları’nca 1986 yılında yayımlanmıştır. Bu yazı da, kitabın Türkiye'de yayınlandıgı yılda kaleme alındı.


*BÖLÜM 3: YELPAZE - Görme Biçimleri* (c)Bircan ÜNVER, Sanatın Labirentlerinde... E-Kitap. Işık Binyılı - http://isikbinyili.org

© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works