yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   
Bağlantılar:
Bircan Ünver - Dün-Bugün (Özgeçmiş)
Sanatın Labirentlerinde...

Sanatın Labirentlerinde

*Hüseyin ERTUNÇ: GELECEK ZAMANA ÖZLEM*

Bircan ÜNVER

Gerçekte Hüseyin Ertunç; bugüne, insana, çağın getirdiklerine, durumlara kuşkulu ve sorgulatıcı bir yorumu, değişik platformlarda geliştirirken, "insan"a ve "gelecek zaman"a inanıyor ve şimdiden insan adına olması düşlenen "gelecek zamanı özlüyor".

E-Kitap

Aralık 1994'te Hüseyin Ertunç'un Tem Sanat Galerisi'ndeki sergisi nedeniyle, sergi izlenimi ve sanatçının görüşleri değerlendirildi.

Sanat üretimi ve yaşamı kadar, sanat etkinliklerini de yurtdışı ve ülkemizde paralel yürüten Hüseyin Ertunç; resimlerinde "insan", insani ilişkiler karmaşasını verili referanslara kuşkuyu, canlılığın, parlaklığın, zıtların birliğinin, doku zenginliğinin, renk dünyası ile yarattığı ekspresyonizmi, bireysel bir ekspresyondan, tüm "insanlığın" içinde bulunduğu ekspresyonlann görsel şölenine dönüştürüyor.

İnsanın kendi iç dünyasının karmaşasını, içinde yaşadığı çağla olan alışverişlerindeki kontrastları, çığlıkları, zorunlu kabullenişleri, tematik bir bütünlükte kurguluyor.

Bugün yaşanılan durumlar ile insanın kendi iç dünyasında sürekli bir kuşkunun, sorgulatıcı bir yaklaşımın görsel biçimini sunarken, sanatçının "Resim Malzemeleri Üzerine" yazısında altını çizdiği ana düşüncesinde; "Fikir malzemenin önüne, rengin şarkı yağmuru ile yıkanması için konur" cümlesiyle, düşüncenin görsel sanat olarak üretilmesine de bir açıklama yapıyor, sanatçı...

Gerçekte Hüseyin Ertunç; bugüne, insana, çağın getirdiklerine, durumlara kuşkulu ve sorgulatıcı bir yorumu, değişik platformlarda geliştirirken, "insan"a ve "gelecek zaman"a inanıyor ve şimdiden insan adına olması düşlenen "gelecek zamanı özlüyor".

Bu özlemini de, "Bugünü heyecanla gelecek zamana, resimlerin daha yapılmamış olanlarına, insanların daha yaşanmamış hayatlarına bir özlemim ve merakım var," olarak dile getiriyor.

Belki de her "insan"ın, ki, Ertunç "insana olan inancını" yitirmeyenlerden, tüm kendi iç çelişki, endişe ve çıkmazlarına rağmen, içinde bulunduğu doğayı, mekânı, çevreyi, insanları eksi ya da artı, var olan enerjisiyle etkilediğini; insanı şekillendirip kendi rengini yaşanılan anlar zinciri ve insan-çevre katmanlarına eklediği düşüncesinde geliştiriyor.

Her renk, doku, fırça, çizginin de; tual üzerinde bir kelime, söylem, açıklama ya da onun deyimiyle resimsel "gevezelikler/ konuşmalar"a dönüştüğüne inanıyor.

Müzik üzerinde konuşma ya da gevezeliğin tanımı, kısacası müzikle nasil gevezelik edilire gelince; "Eğer söz konusu müzik ve enstrüman flüt ise, konuşma flütten çıkan sese dönüşür," diyordu, Los Angeles'ta bir sergi öncesi konuşmamızda.

Evet, Hüseyin Ertunç'un yorumundan çıkarımla, resim üzerine konuşmalarda; boyanın tual üzerinde, her rengin, dokunun kendini açıklaması, sözünü dillendirmesi diyebiliriz.

Sanatçının vazgeçilmez görsel ve tematik elemanlanndan birini de, gerek teknik ve gerekse görsel olarak farklı nitelikteki dokular oluşturuyor. O dokular her keresinde resmin görsel ve tematik özünü öyle kuvvetli biçimlendiriyorlar ki, sanki damarlarımız, hücrelerimiz, iç dokularımız Ertunç'un resimlerinde "yaşam"ın dış dokusuna dönüşmekte...

Hüseyin Ertunç'un yaşam çizgisi de ilginç bir grafik çiziyor. Henüz iki yaşında iken şehit olan babası nedeniyle, annesi ve ablası ile Manisa'dan İstanbul'a, sonra da altı yaşında iken ilk kez ailesi ile Amerika'ya giden sanatçı, Boston-New York-Los Angeles üçgeninde, Amerika'da üçüncü dönemini yaşıyor. Her Amerika döneminin arasında ise Paris - Ankara - İstanbul yer alıyor. Bu üçgenin son diliminde 1987 yılından itibaren de eşi Gülden ve kızı Desen ile birlikte, Los Angeles'taki yaşamı yer alıyor. Yaşamının önemli bir kısmı uluslararası metropol şehirlerinde, uzun bir süre müzisyen, müzisyen-ressam ve 1984 yılından itibaren ise yaşamında "her şey" olduğunu ifade ettiği resim üzerine ürettikleri ile "ressam" olarak yaşamını sürdürüyor.
Ertunç'un yaşam felsefesi ise, "Çalışarak yaratmak, yaratarak yaşamak, yaşayarak da ölmemek istiyoruz," derken, "Yaratmak, benim için yoktan var etmek değil, zaten olanı görünür bir hale getirmek anlamında..." olduğunu vurguluyor.

Bunu başarabilmesinin ön koşulu olarak geliştirdiği birincil uygulama ve seçim de, malzeme önemine dikkati çekiyor ve "Bir sanatçının da bunu başarabilmesi, onun malzemesi ile olan ilişkisine, beraberliğine bağlıdır," diyor.

Sanatçının genel bir perspektivden, Türkiye'de üretilen sanat üretimlerini estetik ve içerik olarak, Amerika'da üretilenler ile nasıl değerlendirdigine yanıtı, "Bunları estetik ve içerik olarak karşılastıramıyorum. Dediğim, karşılaştırmaya başlayınca burada üretilenleri de kendi aralarında karşılaştıramazsın. Türk veya Amerikalı değil, tek başına sanatçı olarak da hepsini karşılaştıramıyorsun ama her yönden mukayese edebiliyorsun. Mesela Türk sanatçısı, Amerikan sanatçısından daha az tanıtılıyor. Bu bir mukayesedir. Sanat üretimini, resim üretimi olarak alıyorum. Resim üretimi, günlük yaşamdan gerek eğitimsel nedenlerle, gerekse her türlü nedenlerle koparılıyor. Günlük yaşamdan öte, değerli, yaşamından sonra gelen, değisik bir olay olarak resim yapmak... Resim benim yaşamım, mesleğim, onu yapıyorum. Mukayeseye gelirsek, ben de Türk olduğum için, Türk resmini temsil ediyor oluyorum. "

Resimlerinde en üst yüzeyde oluşturduğu katman tabakası ve bu birçok katmanı da resmin yüzeyine doku ya da renk olarak işlemesi, Ertunç'un sanatının özgünlüklerinden.

Peki, bu üslubu, düşüncenin yorumlanmasında bir dil olarak mı seçmişti ve bu üslubun düşüncel açılımları nelerdi görüşüne yanıtı ise; "Düşünsel anlamda, düşüncelerin belli bir noktada başlayıp, belli bir noktada bitmediği, bunun geçmişi olduğu gibi... Belli bir konuda benim düşüncem su noktada başlar, su noktada biter değil. Resmi yapan da, bakan da insan olduğu için, insan bakışı açısından düşünüyorum. O zaman düşünce olarak belli bir katman kullanmanın, şurada başlar, düşüncem, şurada biter diye değerlendirmiyorum.

Tek bir düşünce ile insan yaşayamıyor. Oturup kitap yazmıyorum, niye? Çünkü, görüntü benim dilim. Şiirsellik deyince, şiirsel olarak analiz edersen, şiirsel dersin, teknik olarak analiz edersen, teknik dersin. Bir anlatım olarak nitelendirirsen, o zaman da anlatımın özünü ararsın. O zaman yorum da hangi açıdan baktığına bağlı olarak gelişir".


(Anons, Aralık 1994)

*BÖLÜM 2: BALDESSARİ'DEN AKYAVAŞ'A... - *Hüseyin ERTUNÇ: GELECEK ZAMANA ÖZLEM* (c)Bircan ÜNVER, Sanatın Labirentlerinde... E-Kitap. Işık Binyılı - http://isikbinyili.org
© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works