yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   
Bağlantılar:
Bircan Ünver - Dün-Bugün (Özgeçmiş)
Sanatın Labirentlerinde...

Sanatın Labirentlerinde

Serdar ARAT: I "SESSİZLİK" VE "SUSKUNLUK" ÜZERİNE...

Bircan ÜNVER

"Dört Yıllık Sessizlik" dizisi bir anlamda 1980-1984 yılları arasında Türkiye?deki suskunluğa değinmekle beraber, özünde, resim sanatının niteliğiyle ilgili sorular da içerir.

E-Kitap

Serdar ARAT: I
"SESSİZLİK" VE "SUSKUNLUK" ÜZERİNE...

1980'den bu yana New York'ta yaşayan, çeşitli karma ve kişisel sergiler açan SerdarArat, sanat etkinliklerini İstanbul ve Ankara'da açtığı sergilerle de sürdürüyor. "Dört Yıllık Sessizlik" ve "Çok Yıllık Sessizlik" adlı sergileri, sanat çevrelerinde geniş yankı uyandıran Arat ile Ankara Nev Sanat Galerisi'ndeki sergi öncesinde, New York'taki atölyesinde konuştuk.

- "Dört Yıllık Sessizlik" dizisi bir anlamda 1980-1984 yılları arasında Türkiye'deki suskunluğa değinmekle beraber, özünde, resim sanatının niteliğiyle ilgili sorular da içerir.

"Sessizlik" her resmin gizli konusudur. Atölyede verilen mücadele çoğu sanatçı için yalnız kalmayi ve sessizliği gerektirir. Çalışma süresi uzadıkça sessizliğin yoğunluğu artar. Bu özellik, bir çalışma disiplini olarak, sanat dışında herhangi bir uğraşı için de geçerli olabilir. Ancak, burada söz konusu olan, dikkatimizi toplamak için gerekli olan sessizlikten çok farklı. Resim atölyeden çıktıktan sonra da izleyicisi ile tamamen "sessizlik" üzerine kurulu bir yaklaşımımızda değişik bakış açıları yaratırsa da, "sözcüklerin" resmi "açıklama" gibi bir işlevi olmaz. Resim fizik ve plastik yapısıyla sözkonusudur. Biz de bu sessiz ve "sonsuzlamaya" hazır olduğumuz ölçüde resmin içine girebiliriz.

Resmin çok güçlü bir yanı var... Resim yüzeyinde yer alan her yüz, her ağız, ne kadar güçlü haykırıyor gözükürse, aynı anda ve aynı kuvvetle sessizliği de haykırır. Bunları söylerkcn çok somut örnekler geçiyor aklımdan: Goya, Picasso ve Bacon en kuvvetli ağızları ve en canhıraş çığlıkları tekrar tekrar resmedenler. Neredeyse içi dışına çıkan bu ağızların beni en çok etkileyen yanı, aynı kuvvetle ifade ettikleri "sessizlik"... Bu resim sanatına özgü bir nitelik. En güçlü çığlığı ve en derin sessizliği aynı anda, aynı nesne ya da şekilde ifade edebilmenin metaforik anlamı yanında, büyüleyici bir yanı da var. Benim için resmin vazgeçilmezliği burada.

- Geleneksel resmin belirlenmiş biçimini kare, dikdörtgen, çok az bir oranda da kullanılsa daire, elips formlarının dışında, resmin dıs biçimini de oluşturmaya yönelişinin ya da belirlenmiş çerçeveleri reddedişinin kökenlerini açıklayabilir misiniz?

- Benim için, resmin "dış" biçimini iç yapısından ayrı olarak görmek olanaksız. Ancak, bu dış biçimlerin çoğunlukla içgüdüsel olarak ortaya çıktığını söyleyebilirim.

Bir olayın birden fazla yüzünü ortaya dökmekle bir sorgulama süreci başlatılır. Atölyede gelişmekte olan bir resim de zaman geçtikçe, bu sorgulamanın izlerini taşıdığı sürece inandırıcı, düşündürücü ve heyecan verici olur. Resmin dış biçimi de bu süreç içinde ortaya çıkar.

- Yalnızca resminizin dış çerçevesini biçimlendirmekle kalmıyor, ona ayrıca belirlemenin dışında kalınlık, aynı zamanda metal ızgaralar, borular ekleyerek heykelimsi ya da rölyef niteliklerini de katıyorsunuz. Gerek biçim, gerekse elemanlar olarak, kişisel sembollere dönüşen nesneleri seçmenizin nedenlerini anlatabilir misiniz?

- Burada, "sembol" sözcüğünü çok dikkatli kullanmak gerek. Resmin herhangi bir öğesine (örneğin, tual üzerinde yer alan bir nesne'ye) sözcüklerle bir 'sembolik anlam' yüklenmekle, resim dilinin çok ötesine giden ifade gücünü göz ardı etmiş oluruz. Müziğin gücünü ancak kulağımızla kavrayabiliriz. Plastik sanatların işlevi bu... İnsan beynine görsel yoldan ulaşmak.

- 20. yüzyıl sanatında, plastik sanatın kendi içinde (resim, heykel, seramik, kavramsal sanat gibi...) kesin çizgilerle ayırabilir misiniz?


- Bunlar "kesinlikle aşılmaz" kategoriler olmadıklan gibi, özellikle resim ve heykel arasında var olduğu sanılan sınır her dönemde tekrar tekrar geçilmiştir. Yani, burada bahsettigimiz yalnızca 20. yüzyıla özgü bir olay degildir. Eski Mısır ve Anadolu uygarlıklarında, ya da Ortaçağ'dan başlamak üzere Avrupa sanatında yer alan rölyef geleneği... Özellikle Uzakdoğu sanatında görülen, "kabartma resim" ya da resim gibi boyanmış "heykel" örnekleri... ve hatta, Gotik-Rönesans arası dönemin, bence heykel niteliği taşıyan ve resmin parçası olduğu gibi, iç yapısını da etkileyen şekilli çerçeveleri... Bunlar ilk anda aklıma gelen ve en çok bilinen ömekler. 20. yüzyıl sanatı da bu "kategorilerin" yapaylığını vurgulayan örneklerle dolu.

Ayrıca, sadece resim, heykel, seramik gibi genel olarak plastik sanatlardan bahsetmiyorum. Müzik, sahne sanatları, edebiyat gibi bunlar arasında da hiçbir zaman katı kategorik ayrımlar ve yıkılmaz, aşılmaz, geçilmez sınırlar olmamıştır. Çağımıza özgü, buradaki "yeni olgu", "teknoloji"nin üretimdeki artan katkısıdır.

- Son yirmi yılda giderek yoğunlaşan sergilerde; plastik, sahne sanatları, müzik, edebiyat, sinema, tv gibi dalların bir bültün olarak yorumlanması, gelecekte plastik sanatların alacağı yön ile ilgili ipucu veriyor mu?

(Arat, sorunun yanıtını, bu röportajın sınırları içerisinde yanıtlamak istemedigini belirtti. Bununla birlikte, Arat'ın resimlerinden detayların diaları, büyük boyutlarla, ocak ayından itibaren İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda Semih Fırıncıoğlu tarafından sahnelenen Büchner'in "Danton'un Ölümü" adlı oyununda, oyunun akışı içerisinde kullanılıyor.)

- Türkiye son on yılda plastik sanatlarda hızlı bir değişim ve yayılım süreci yaşadı. Bu dönemi New York?tan izleyen bir sanatçı olarak, Türk plastik sanatlarındaki bu süratli oluşumun gelişmeye katkısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Son on yılda Türk sanat ortamında yaşanan en önemli ve sevindirici gelişme koleksiyoncuların ve galericilerin ulaştığı nokta olsa gerek. Türk sanatını, uluslararası düzeyde değerlendirmenin önemi kavranırken, ciddi bir koleksiyonculuk ve galericilik anlayışı da yerleşmekte. Ancak, müzecilik konusundaki büyük boşluğu vurgulamak gerekir. Eğer, müzecilik akademik bir anlayışla ele alınmazsa, gelecekte, içinde yaşadığımız yılların önemli sanat gelişmelerini tarihi ağırlığı ile kavramamız olanaksız olacaktır.

(New York, Şubat 1991)

* * * * *

II
Özel ve yakın tarihle ilişki


New York artık, Türk sanatçısı için çalışmalarını sergileme ve Türk sanatının da var olduğunu göstermek açısından, ulaşılması ve başarması çok güç bir yer olmaktan çıkıyor. Son yıllarda gerek resim çalışmalarını burada sürdüren, gerekse sergiler açmakta olan ve yeni dünyada da başarmak isteyen Türk sanatçılarında bir artış olduğu izlenmekte. Sadece son iki-üç ay içerisinde Türk sanatçılarından izlediğim sergilerle, neredeyse İstanbul'a özlemimi giderdim. Balkan Naci İslimyeli, Ertuğrul Ateş ve Serdar Arat, bu süre içerisinde sergilerini gerçekleştiren sanatçılarımızdan. En önemli sanat ve galeri merkezlerinden biri olan So-Ho'da, Broadway'le kesişen Broome Sokak?ta yer alan Hai Katzen Galerisi'nde haziran ayında, üç Amerikalı ve bir Meksikalı sanatçıdan oluşan bir grup sergisine, Serdar Arat da yapıtlarıyla katıldı.

Bu Arat'ın onbir yıldır New York ve bölgesinde katıldığı yirmiikinci grup sergisi. Ayrıca, yine New York'ta biri So-Ho'da yer alan sanat galerilerinden White Columns olmak üzere dort de kişisel sergi açti. Hal Katzen Galerisi'nin basın bülteninde verilen açıklamada, "Arat, kemer formlu yağlıboya tualleriyle; kapı aralıklarıdan bilinmeyen mekânlara, sessiz çağrışımlara yalnızlık ve düşünce içerisinde, cesurca girmektedir," deniliyor.

Serdar Arat, ülkemizde, seksenli yıllarla başlayan yoğun bir sessizlik dönemini derinden kavrıyor ve adeta bir sessizlik patlaması olarak çok çağrışımlı ve çok geniş bir kültür ilişkisi içerisinde sanatında yorumluyor.

Aynı yıllarda Amerika'da, yeni bir kültür ve anlayışta yaşamayı seçmiş, olması nedeniyle, birdenbire yitirilen sosyal ve kültürel ilişkiler, yaşamak, ayakta kalmak ve amaçlarını gerçekleştirmek için çabalamak ve New York Bölge Üniversitesi, Albany'de Güzel Sanatlar Bölümü'nde resim bölümüne devam etmek... Onbir yıl önce, sanatçı için yeni bir süreç başlıyor.

Gerçekte kişilerin özel tarihi ile ülke tarihleri, birbirinden hiç de sandığımız gibi kopuk ve bağımsız değil. Eğer düşünürsek yaşanılan ülkedeki değişimlerin, hem günlük yaşamımızı, hem psikolojimizi, hem de sosyal ilişkilerimizi çok direkt etkilediğini görürüz.

Arat'ın sanatında da onun özel yaşamında başlayan kapalı ve sessiz bir dönem ve ülkenin geçici süreçler zincirinden oluşan tarihinin, son on yıllık döneminin bıraktığı izler, etkiler ve düşünceler; bu kez çok daha geniş bir tarih, kültür izlerinin soyutlanmış biçimlerinin içerisinde yerini alıyor.

Teknoloji ya da endüstri ürünü atıkları da resimlerinde, tual, boya gibi metal ızgaraları, siren borularını, gerek biçim olarak gerekse nesneyi, direkt resmin içine katarak, resminin doğal elemanlarına dönüştürüyor.

Sanatçı, bu nesneleri yepyeni bir biçim ve içerik dizgesinde yorumluyor. Bu ilişki ve paralellik, ilk önce Arat'ın "Dört Yıllık Sessizlik" adlı sergisinde izlenmişti. Her ne kadar sanatçılar yapıtlarının geçmişte ya da günümüzde bazı değerlerle ilişki kurulmasndan ve o ilişki çerçevesinde anlaşılmasından hoşlanmazlar ise de sanat eserinin form, içerik, sembol, imge, dil, üslup ve teknik ilişkilerinin sanat tarihi ve kültürle kurulmasında, getirdiği değer ve yorumların cözümlenme, sorgulama ve yazımında, bunları belirtmek kaçınılmaz oluyor.

EIbette, bu demek degil ki, o yapit ancak o kurulan iliçkinin sinirlarinin içerisinde değerlenecek veya kalacaktir.

Sanatçı ile atölyesinde resimlerini ve daha önceki yıllara ait resimlerinin dialarını izlerken, spontane gelen çağrışım ve düşüncelere karşın "resme yaklaşımımızda hakkında söylenen ve yazılanlar değişik bakış açıları yaratırsa da, sözcüklerin resmi açıklama gibi bir işlevi olamaz", düşüncesini dile getirdi.

Arat'ın resimlerinin dış, formları sürekli değişimlere de uğramakla birlikte, yine de su kemerleri, arklar, Osmanlı mimarisinde yer alan pencereler, binanın üzerine işlenen dekoratif kemerler ve surlarla ilişki kurmaktan alamadım kendimi.

Sanatçı, resim geleneğinin verili formları olan kare, dikdörtgen ve daha az kullanılan daireyi reddederek, kendi dış biçimini de sadece iki boyutlu değil, tuallerine dış biçim, derinlik, yüzeyde rölyef niteliği katarak oluşturuyor.

Önce tualin dış formunu benimsemeyerek, ona yeni bir biçim verdi. Sonra, boya ve fırça ile oluşturduğu biçimlerle de yetinmedi. Onlara aynca, çeşitli çağrışım ve içerikleri yükledigi endüstri artıklarını ekledi. Geç romantizm, Arat'ın anlatım dizgesi içerisinde güçlü bir duyarlılıkla yeniden doğdu. Bir heykel gibi, yalnızca tualin belirlenen iç alanı ile değil, aynı zamanda onun dış formuna da sürekli getirdiği değişikliklerle resimleri, tual-rölyef-heykel özelliklerini iç içe taşıyor.İç ve dış ilişkiyi de, hem birbirini tamamlayan hem de reddeden suskun bir gerilimle veriyor.

Bu genel özellikler içerisinde sanatta; kategorilerin ortadan kalkmakta olduğu günümüzde, daha geniş kapsamlı bir dil olarak etkinliğini sürdüren postmodernizmin alanları içerisinde değerlendirebiliriz Arat?ın yapıtlarını.


(New York, Haziran 1991)

*BÖLÜM 2: BALDESSARİ'DEN AKYAVAŞ'A... - Serdar ARAT: I "SESSİZLİK" VE "SUSKUNLUK" ÜZERİNE...* (c)Bircan ÜNVER, Sanatın Labirentlerinde... E-Kitap. Işık Binyılı - http://isikbinyili.org
© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works