yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   
Bağlantılar:
Bircan Ünver - Dün-Bugün (Özgeçmiş)
Sanatın Labirentlerinde...

Sanatın Labirentlerinde

Ertuğrul ATEŞ: DÜŞLERİMİZ, YALANLARIMIZDIR...

Bircan ÜNVER

"İlk günlerde, resimleri gören galerici ve eleştirmenler, "iyi, hoş, güzel ama biz bekleyip iki sene sonraki gelişmeleri ve hâlâ aynı performansı gösterip gösteremeyeceğini görmek istiyoruz," dediler. Ölçü bu. Burada "harika çocuk" diye bir kavram yok. Hem iyi bir ressam, hem mücadeleci, hem ayak oyunlarına karşı uyanık olacaksınız, hem de çok zor koşullarda bile olsa, yaşamınızı ve resim yapmayı sürdüreceksiniz."

E-Kitap

1987 yılından beri New York'ta yaşayan ressamlarımızdan Ertuğrul Ateş, gerek Amerika'nın çeşitli eyaletlerinde gerekse yurtiçinde, çalışmalarını ve sergilerini çok yoğun olarak sürdüren sanatçılarımızdan.

Resim çalışmalarını aralıksız sürdüren Ateş, kısa bir sürede kendine inancının, direncinin ve kararlılığının, umudunu hiç yitirmemenin ürünlerini alıyor. Sanatçı, kendine ve sanatına her zamankinden daha çok inanıyor ve güveniyor.

Bu inanç, bu güç resmine de olumlu olarak yansırken, "acımasız ve her şeyin keskin olduğu New York'ta" kendini var etme çabası, daha sert, zaman zaman öfkeli bir kişilikle, resimleriyle psikolojik olarak bir paradoksa dönüşüyor.

Yoğun sergi hazırlıkları arasında; resimleri, New York'un acımasızlığı ve Türk sanatçılarının geleceği üzerine konuştuk.

- 1987 yılında İstanbul'da gördüğüm son serginde, resimlerdeki figürler çok yoğun olmakla birlikte içerik olarak bir iletişimsizlik ve birbirleri ile bir iç çatışma görüntüsü taşıyorlardı. New York'ta yaşadığın bu üç yıl içerisindeki gelişmenin sonucu sanıyorum, figürlerde bir yalınlaşma görülüyor. Ayrıca içe kapanıklık, iletişimsizlik psikolojileri eriyor ya da kopuklukların şiddeti yumuşuyor. Bu kez figürleri, tek başına ve onların anlamlarını bir anlamda anıtlaştırarak, idealize ederek yorumladığın izleniyor. Son dönem resimlerindeki farklılıkların kökenlerini nasıl açıklarsın?

- 1987 ile 1990 farklı yerler ve zamanlar. İnsan, sürekli değiştiğine göre, bunun doğal sonucu resim de, değişimlere uğruyor. Temel özellikler aynı kalmakla birlikte, bu süre içerisinde edindiğiniz tüm tecrübeler, yaşadığımız çevre ve diğer etkenler, sizi her geçen gün başka türlü düşünmeye, daha fazla aramaya, denemelere, kısacası değişmeye zorluyor. Bu zorlama kendiliğinden bir imbikten süzülerek, o günkü son şeklini alıyor.

- New York gerçeğinin acımasızlığı ve hatların bu denli keskin oluşu, sanata bakış açını değistirdi mi?

- Sanata bakış, açım, temelde aynı kalmakla birlikte, sanatçı, galerici, eleştirmen ve koleksiyoner ilişkileri hakkındaki görüşlerim oldukça degişti, diyebilirim.

İlk günlerde, resimleri gören galerici ve eleştirmenler, "iyi, hoş, güzel ama biz bekleyip iki sene sonraki gelişmeleri ve hâlâ aynı performansı gösterip gösteremeyeceğini görmek istiyoruz," dediler. Ölçü bu. Burada "harika çocuk" diye bir kavram yok. Hem iyi bir ressam, hem mücadeleci, hem ayak oyunlarına karşı uyanık olacaksınız, hem de çok zor koşullarda bile olsa, yaşamınızı ve resim yapmayı sürdüreceksiniz. Korkunç bir stres altında, kendinize olan inancınızı, zor bir sınava sokmak zorundasınız. Bu çok yorucu olmasına rağmen, sonuçta daha profesyonel, daha usta, daha inatçı ve inançlı hale geliyorsunuz.

- Uluslararası platformda, kendine bir yer arayan ve riskleri de göze alarak yola çıkan Türk sanatçısının arayışını nasıl değerlendiriyorsun?

- Kitle iletişim araçlan yaygınlaştıkça, gördük ki, dşardaki adam bizden daha yetenekli değil. Ama ne hikmettir ki, bu adamlar yapmış biz yapamıyoruz. Bunun birçok nedenleri var. Önce, Türk sanatçısının, galericisinin, koleksiyonerinin, özel ve resmi kuruluşlarının şu bize özgü "miskinlik"ten kesinlikle arınması lazım. Ne Türk olmanın ne de Türkiye'de yaşamanın bir dezavantaj olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Böyle bir duygu içinde olmak çok aptalca. Bazı sanatçılar gördük, buralara gelip, kısa zamanda büyük başarılar bekleyip, olmayınca da, "Ben Türküm, onun için başaramadım, engellendim, bizim hiçbir şansımız yok?" palavrasını uzun süre yazıp söylediler. Siz, inancınızı yitirmez, mücadeleye devam ederseniz ki, bu tüm ülke sanatçıları için böyledir. Sonuçta sizi, sanatınızı, kültürünüzü anlayacak ve saygı duyacak insanlar her zaman her yerde var.

Kaldı ki, ben kişisel olarak, Anadolu kültürü ile biçimlenmiş olmanın herkese nasip olmayacak bir şans olduğuna her zaman inandım ve bunun somut sonuçlarını da alıyorum. Kısacası, Türk sanatçısının gözünü karartıp, bir an önce yola koyulması gerek.

- Dünyanın belli başlı merkezlerinde yaşayan ve bu anlamda uzun yıllara dağılan çabalar içerisinde olan birçok sanatçımız var. Ama bütün bunların yaptığı sergier ve etkinliklerin toplamı, bugüne kadar Türk resmi adına güçlü bir tepki ya da ilgiyi oluşturamadı özetle, dünya sanat ortamında niçin güçlü bir Türk resmi ya da sanatçısı anlayışı yok?

- Henüz gerçek anlamda olmayışının nedeni tek değil. Ama temelde bu sorunun bizim ısrarla uyguladığımız içe dönük pazar ilişkilerine bağlıyorum. Biliyorsunuz şu Japon işadaminin rekor kırarak aldığı Van Gogh olayından sonra, Amerika'da Japon resmine ve ressamına olağanlüstü bir ilgi oluştu. Bunun yöntemleri tartışılabilir ama açık olan bir şey var ki, o da, siz başkalanyla ilgilenirseniz, doğal olarak onlar da, sizin yaptıklarınızla ilgilenecektir. Başka bir açıdan değerlendirdiğimizde ise; bir Türk resmi var, ama Türkiye'de. Dünya pazarlarında ressamımız yeterli değil. Galericimiz, koleksiyonerimiz ise hiçbir destek görmüyor. Bir taraftan ayakta kalmaya çalışacaksınız, diğer taraftan sanatınızı kabul ettirmeye çaba göstereceksiniz, üstelik ülkeniz adına...

Böyle bir haksızlığa tahammül edemiyorum. Eğer kişisel başarılar varsa ki, var, bu ancak ve sadece o kişiye aittir.

- Resimlerine dönersek; ışığa, umuda, yeşilliğe doğru aralık bir umut kapın her zaman var. Ama bu umuda karşın, figülrlerin sanki farkında değil ya da görmüyorlar. Kompozisyonlarında, figürlerin bu umudu, bu çığlığı, bu varoluşun ya çıkış yollarının farkında değil ya da çıkmaza dalmışlar gibi... Belki çok soyutlamacı bir yaklaşım, ancak bu doğrultularda, içeriğin estetize edilişinde bir ortaklık var.

- Oradaki umut gerçek değil, bir düş ürünü. Bizim yarattığımız ve sonunda inanıp sıkı sıkıya bağlandığımız soylu bir düş. Resmimdeki insanların bu umudu görmezlikten gelmesi, kendisinin "umudu" düş kurarak yaratmış olmasıyla açıklamak mümkün. Kısacası, insanın kendi düşüne, gerçek olmayana gerçekmiş gibi davranamama paradoksu.

- Başka bir söyleyişle, umut diye nitelendirdiğimiz duygularımız, beklentilerimiz, tasarılarımız, yaşama sevinçlerimiz, kendi kendimize söylediğimiz yalanlardan mı oluşmakta?

- Anadolu'da, "Adamın biri köyün başında bir yalan söylemiş, obür başında kendisi de inanmış", diye bir deyiş, vardır. Bu adamı anlıyorum. Yaşamın kendisi de bu değil mi? Her gün sıramız geldiğinde öleceğinizi bilerek yaşarken yaratmaya, kazanmaya, başarmaya bunca çaba harcıyoruz. Niçin bunlar? Ölüme karşı, Tanrı'ya karşı bir direnç, bir kafa tutma. Yaşamayı, sonsuzluğu özlüyor ve düş kurup, yalan söylüyoruz. İşte, bu umutsuz eylemi gerçek kılan tek şey düş.

- Kendi kendine söylediğin yalan ya da düşleri tek bir cümle ile anlatabilir misin?

- "Ben, çok büyük bir ressamım". Bir sanatçı buna inanmalı. Çünkü, inanmazsan yola çıkamazsın. Diğer insanlar gibi ben de köyün başında bir yalan söyledim, hâlâ inanıyorum ve inanmaya da devam.

- Son dönem resimlerinde, neden mitolojik bir anlatım güçleniyor?

- Türkiye öyle bir yer ki, insanoğlunun iki ayağı üzerine doğrulup, volta atmaya başladığı günden bugüne kadar var olmuş bir toprak. Ben böyle bir toprakta büyüme şansına sahip oldum.

Mitoloji, bizim toprağımız, kültürümüz, insanımızda var. Akdeniz kültürleriyle bezenmiş olmanın şansı bu. Türk sanatçısı, bu bakımdan bir hayli avantajlı durumda. Türkiye, hem duygusal hem materyalist bir yapı. Hem toprak zengini hem de insanlar fakir, hem uygarlıkların toprağı, hem de hacca giden valilerin şehirleri...

Sonuçta, malzeme alabildiğince renkli. İşte bu malzemelere, mitolojik imgeler de katınca, resmimdeki son dönem gelişmeleri yakaladım.

- Resmindeki en başından bugüne en değişmez elemanlarından olan "kurdele" niçin vazgeçilmez bir eleman, hatta ikinci bir imza?

- O, beni var eden soyut, somut tüm değerlerin ortak sembolü. Kısaca, bir diğer "Ben".

(Gösteri, New York - Aralık 1990)

*BÖLÜM 2: BALDESSARİ'DEN AKYAVAŞ'A... - Ertuğrul ATEŞ: DÜŞLERİMİZ, YALANLARIMIZDIR...* (c)Bircan ÜNVER, Sanatın Labirentlerinde... E-Kitap. Işık Binyılı - http://isikbinyili.org © Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works