yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   
Bağlantılar:
Bircan Ünver - Dün-Bugün (Özgeçmiş)
RESİM ve YARATICILIK - Soruşturma - 2nci Bölüm

Sanatın Labirentlerinde

*RESİM VE YARATICILIK - Soruşturma: 1nci Bölüm*

Bircan ÜNVER

"Resim ve Yaratıcılık" ana başlığında Gösteri dergisinde (Ekim 1989 - Ocak 1990) yayınlanan bu dizide, sanatçılarımıza yönelttiğimiz sorularda amacımız, her bir soruya mutlak yanıt aramaksızın, bu soruların toplamında, onların bu konudaki düşünce ve farklı bakış açılarını ortaya çıkarmak oldu.

E-Kitap

Niçin resim ve yaratıcılık?

İçinde yaşadığımız ?çağ?da, resmin başlangıçtaki varoluş, nedeni değişmiştir. Soyut bir bakışla, genelde üreten-yaratan insanın kendini olumlamasıdır.

Bununla birlikte, başka insanlarla da, başka bir biçimde diyaloğa geçme, iletişim kurma ve farklı farklı birikim, düşünce, arayış, ve algıları görselleştirmektir. Var olanı reddetme, olana farklı bir boyut getirme ya da yeni üretileni diğerleriyle paylaşma ihtiyacına dönük olarak da gelişmiştir, resim sanatı.


Görsel bir iletişimin başka bir planda da, öz?le kurulan bağlantıları oranında resim kendini olumlar, savunur, karşı çıkar, reddeder, ya da aşarak var kilar.

Bütün bunların özünde, bireyin kendisi ile bireyin bireyle olan ilişkisini, bireyin toplumla ve dünya ile olan ilişkisi biçimine dönüştürme çabalarıdır.
Bu çabalar ne oranda yaşamın kendisi haline dönüşüyor.

Hangi oranda mevcut değerlere yeni değerler katıyor ve hangi noktadan sonra, insanın-sanatçının kendi kendisiyle yaptığı konuşmaları, başkalarıyla da yapabileceği konuşmalar haline geliyor, benimseniyor, iletişim kuruyor ve bir değerler sistemi oluşmaya başlanıyor.

Bir ekolün, bir sanatçı ya da grup tarafından tek başına öne çıkarılıp, savunulduğu anda, göreceli olarak diğer bütün ekol ve görüşleri bütünüyle reddetme noktasına gelinmesi sözkonusu.

Elbet, her biri yalnızca kendi varoluşunu sonuna dek savunmak zorundadır da...

Gerçekte ise kendi dışındakılerı yok saymak, kendini de yok saymakla da bir anlamda, eşdeğerdir.

Resmin değeri her zaman göreceli olmuştur. Yapıtın üretildiği ülke, ülkenin dünya üzerindeki ekonomik ve kültürel gücü, uzanabildiği pazar, tanıtım ağı sanattaki görecelilik ölçeklerinde yer alma ve değerlendirme kavramına, bazı nitelikler kazandırmıştır.

Başlangıcında sanat metafizik bir gereksinmeyle büyü ya da av duasının görselleşmiş anlatımı olarak kendini tanımladı.

Zaman boyutunda, çeşitli uygarlıklar içerisinde çeşitli evrimlerden geçti. Özellikle Ortaçağ?da, sanat dinin hizmetindedir. Sanatçıya ve sanata yaşama hakkını kilise verdiğinden, sanat, dinin imajını üretmiştir.

Rönesans?la birlikte Antik Çağ?a dönüş yaparak, insanı içine alan sanat yirminci yüzyılın başından itibaren de izlenim, düşünce, felsefe, teknoloji, savaş, bilinçaltı, psikoloji gibi birçok alanda, hızla değişen yaşam, gelişen teknoloji, düşünce ve üretim biçimlerine paralel, insan-üretim ilişkileri ve çağın etkileri, sanatın farklı boyutlarda üretilmesini getirmiştir.

Genel anlamda, Türkiye?de henüz kendini oluşturma sürecinde olan ?Türk resim sanati?, yüzelli yıllık geçmiş ve bu gününde daha çok, Batı sanatı ve onun çeşitli ekollerini gecikmeli olarak ülkeye taşıyan bir "temsilcilik" rolünde gelişmiştir.

Türk sanatını (geleneksel, klasik, çagdaş, ?figür-soyut kıskacında değil?, üretildiği ve yaygınlaştırıldığı ölçüde) yalnızca bir klişenin içine oturtulma çabalarının üzerinde, resmi resim yapan bütün olçüleri, değerleri, hiyerarşi ve ölçekleri; yaratıcı sağlam bir altyapıda oluşturabildiğimiz noktada, kendi varoluşunu savunurken, ?yıkıp tahrip etmeden?, diğerini de hoş görür hale gelmek, sanatımızın gelişmesi için zorunludur.

Aksi durumda, ?çağdaşlık adına?, belli bir düşüncenin ya da anlatım biçiminin içerisinde, çok dar bir dilimde kalınarak, adeta başka türlü bir tutuculukla, her şeyin sadece siyah ya da beyaz olduğunda ısrar edilmekte ve bir bardak suda fırtınalar koparılmaktadır.

Neden?

Birincisi, sanat tüketiminin çok küçük bir zümre tarafından çok az oranda olması.

İkincisi, kültürel olarak yaygınlaştırılması için, siyasi-ekonomik programlarda; eğitici, özendirici, yaygınlaştırıcı, geliştirici unsurlara hiç yer verilmemesi. Sanatın yaygınlaştırılması ve geniş kitleye ulaşmasında tek etkili ve güçlü kaynak olan medya organlarında da, sanat etkinlik ve üretimlerine ?lütfen? ya da ?bin rica? ile yer verilmesi.

Ayrıca, sanatı geliştirecek, sanattaki gelişim ve oluşumlardan toplumu bilinçlendirecek, aydınlatacak, sanat ile kitle arasında bir köprü işlevini üstlenmesi gereken sanat yazarlığı-eleştirmenliği mesleğinin de kurumlaşamamış olması.

Profesyonel anlamda sanat kriterliğinin ve yazarlığının bir meslek olarak bedelinin ödenmediği ve biçimini bulmadığı bir ükedeyiz.

Bugün tek bir kişi bulabilir miyiz ki, yaşamını sadece sanat eleştirileri yazarak sürdürebilsin. Ne bir emeklilik güvencesi, ne bir farklı sektörde görev, ne bir ek gelir, ne de aileden destek!..

Bunları ayıkladığımız zaman, Türkiye?de bir kişi olsun ki, bağımsız olarak, sadece sanatın ve sanatçının gelişimi üzerine, hiçbir saklanmış bağ ve etki olmaksızın yazılar, eleştiriler yazsın da, mesleğinden kazandığı ile yaşayabilsin?

Dolayısıyla, kurumlaşamamış, meslek olamamış ve görünenin arkasındaki başka ilişki ve bağlantılara bağlı olan böyle bir vitrinde; kendi ölçek ve çerçevelerinin dışında kalan (bu ölçeğin ne olduğu da net olmamakla birlikte), diğer sanatçı ve üslupları yok sayma ve yargılama ilkelliğini, kim, nereden ve hangi hakla kendinde bulabilir!

Üst düzeyde kendi kimliğinde ve uluslararası nitelikte, üretim yaratımının gerçekleşmesi ile sanatın, toplumun önemli bir kesiminde, bireyin yaşamının ayrılmaz bir parçası haline gelmesi ile olası.

Sonuç olarak, diğer üretim biçimlerinden ayrılan sanatı, "resim ve yaratıcılık" genel kapsamında sanatı üreten ve yaratı uğraşı verenlerin düşünce perspektifinden de görmek istedik.

Bu nedenle en az iki kişisel sergi gerçekleştirmiş olan genç sanatçılarmıza, konu ile ilgili başvurduk. Katılımları için Fuat Acaroğlu, Figen Aydıntaşbaş, Mahir Güven, Murat Morova ve Raret Ekiz?e teşekkür ediyoruz.

?Resim ve Yaratıcılık? ana başlığında Gösteri dergisi için hazırlanan bu dizide, sanatçılarımıza yönelttiğimiz sorularda amacımız, her bir soruya mutlak yanıt aramaksızın, bu soruların toplamında, onların bu konudaki düşünce ve farklı bakış açılarını ortaya çıkarmak oldu.

Bu nedenle, soru grubunu aşağıda bir arada veriyoruz:


? Yaratıcılık özellikleri taşıyan resimleri nasıl nitelersiniz? Ayrı bir tanım yapılabilir mi?

? Yetenek hangi aşamada yaratıcılık sınırlarını zorlar?

? Yaratıcılık nasıl ve hangi koşullarda ortaya çıkar?

? Plastik sanatlarda geçen sergi döneminde, genç sanatçıların açtıkları sergilerdeki yaratıcılık düzeyini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

? Bu sergilerde çesitlilik ve kalitenin uluslararası düzeyi tutturduğunu düşünüyor musunuz?

? Kendi serginizi gerek kendi oluşumu içinde, gerekse diğer sergilerle karşılaştırdığınızda, yaratıcılık açısından değerlendirebilir misiniz?

? Teknolojik gelişim ve teknolojik sınırlar, sanata nasıl yansıyor, yaratıcılığı ne oranda ve nasıl etkiliyor?

? ?Sanat tarihi? içinde özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında yaratıcılık adına bir gerilemenin söz konusu olduğunu düsünüyor musunuz? Var ise sizce nedenleri?

* * * * *

Fuat ACAROĞLU:
?YARATICILIK, BİR ORGANİZASYONDUR...?


Aklın durduğu yerde tapınma başlar denir, bu oluşum aklımızın yetmediği yerde yaşam bulmaktadır. Duyum sisteminin kesinlikle tepkiye girmediği bir süreçtir bu. Öncesinde yaratma eylemi varsa da yoksa da bitmiştir o süreç ve duaya başlamışızdr. Yaratma eylemi, ölü noktadadır bir başka deyişle. Tanrı korusun, o noktaya gelinmeden yaratı hep vardır biz hüman-ı beşer için.

İşte bu yerde itici gücün türlü motivasyonlarla eyleme dönüşmesi yaratıcılık adına bir adımdır. ?Yaratıcılık, bir organizasyondur?. İnorganize bir durumu duygu ve düşüncelerle iyileştirmektir, denebilir.

Günümüz toplumları, dolu-dizgin yaşamakta olduğu ?iletişim çağı?nda seferberlik halindedir. Sorgulama, başka bir dünya aramaya itivermektedir kişiyi. Yaratma eylemine dönüşmektedir arayış. Ancak, her üretilen şeyin bir yaratı özelliği taşımadığını da belirtmeliyiz. Kanımca söz konusu alanda (resim tarlası) kendisinden önceki duruma bir şey katabilen, prototipine artı ile bağlanarak önünü açabilen bir iş (çalışma) yaratıcılık özelliği taşır.

Yetenek, Yaratıcılıkla iç içedir...

?Yetenek ise, yaratıcılıkla iç içedir?. Yetenek olmadan, yaratıcı olamayacağını düşünüyorum. Yumurtayı kırmadan omlet yapılamayacağı gibi...

Yaratma eylemini kişinin bir motivasyonu olarak değerlendirirsek, yaratıcılığın sınırlarını da kişinin yapısı ve gücü ile bağımlı olarak tanımlayabiliriz. Ancak, yaratma eylemine neden olan yetenek, kendi içinde sızmaya başladığında, ?Yaratıcılığın sınırlarını zorlayamaz? saptamasını yapabiliriz.

Yaratıcılığın hangi oranda dahiliği içinde taşıdığı konusunda; kesin olarak enlem-boylamını kestiremeyeceğim, ancak, zaman-bölü-beyinsel enerji artı sürekli üretim bu oranı belirleyebilir, diye düşünmekteyim.

Yaratıcılık, enerjinin eyleme dönüşmesiyle ortaya çıkabilir, ancak daha önce enerjinin eyleme dönüşmesini hazırlayan faktörlerin varlığından söz etmelidir. En evvela, -bir şey etmeye yönelik itici gücü oluşturan potansiyelin birikmesi gereklidir. Ardından düşünce ve anlatım özgürlüğü olmalıdır. Sonra da özgür düşünce ekseninde devingenleşen enstrümanı iyi bilmek. İşte şimdi, ?Yaratma eylemine soyunurken, yaratıcılığı giyinmeye başlamışızdır.?

?Olmayan? Şeyler...

Geçtiğimiz dönemde (?88-?89) genç sergilerde daha çok kendini deneyen çalışmalar izledim. Sergiler, -olmayan- şeyleriyle birlikte kendini yoklayan, kendi içinde yolculuğa çıkmış, özgürlük alanını genişletmeye ve ses çıkarabilmeye yönelik çabalar olması açısından olumludur.

Ancak, söylemeliyim ki, yaratıcılıkta henüz düşlediklerimizin giydirildiği yere gelinmedigini görmekteyiz.

Toplumlar birbirine yakınlaşmakta, kültürler iç içe geçmektedir. Doğallıkla bu değişimden sanat da (ya da görsel sanat) en büyük payı almaktadır. Resim alanınında düzey ve hiyerarşinin uluslararası plalformda gelişmekte olduğunu söyleyebiliriz.

İnsan, Putunu Kendi Yapar...

Yukarıda, yaratma eylemini hazirlayan koşulları saptamaya çalışırken, kendi iç serüvenimdeki değerlerle dile getirmeye çalıştım düşüncelerimi.

Önümdeki aynanın buğulanmasına meydan vermeden söylemeliyim ki, insan putunu kendi yapar sonra da kendi tapar. Yaratıcılık bağlamında çalışmalarım içten olmayı, yaşanmışlığı karnında taşıdığından, solukludur diyebilirim.

Bu da yaratı ile eş anlamlıdır bir bakıma. Kendi içinde içtenlikli bir yolculuk, bilgi donatımı kendimi, çevremi sorgulama ve enstrümanı iyi kullanma çabası, kendim için pozitif sonuçlar çıkarabildiğim kavşaklardır.

Kesin Ayrımlar Yapmak Güctür

Teknik sınırlar ve klasik değerlerin yaratı adına olumlanması aşamasında, alışkanlıkların aşılmaya başlandığı, yaratıcının enerji, bilgi ve yaşam genişliği ile zamana karşı direnciyle olumlanabilir.

20.ci yüzyılın ikinci yarısında teknolojik gelişmenin hızıyla doğrudan etkilenen sosyal olguları, birbirinden kesin hatlarla ayırma güçlüğünü dikkate alırsak, sanat alanında da yaratının yoğunluğu ve hızı açısından kesin ayrımlar yapmak güçtür. Çeşitli problemlerin giderek en yoğun yaşandığı bu süreçte, sanatın da kendisinden sonraki bir oluşumu hazırlayıcı (işlev de) aşamada olduğunu varsayabiliriz.

* * * * *

Figen AYDINTAŞBAŞ:
?SANATÇILAR, ENTELEKTÜEL GELİŞİMİ ÖNEMSEMİYOR...?


Sanatta yaratıcılık, anlatımının sınırları geliştirme, boyutlarını zorlama çaba ve katkılarıdır. Bu özellikleri içeren çalışmalar, yaratıcı diye nitelenir. Yaratıcılık; yetenek, özgürlük, öncülük, rastlantısalın değerlenmesiyle ilişkili, fakat onlardan farklı bir olgudur.

Yeteneğin hangi aşamalardan sonra yaratıcılığın sınırlarını zorladığını ise yaratıcılık-yetenek ilişkisi olarak yorumluyorum. Her ikisi birbirinden farklı ve birbirinden bağımsız var olabilir. Yetenek, bir üretim alanında yatkınlık, beceri, algılama ve üretme hızı, kalitesi, verimliliğidir.

Her yetenekli kişi yaratıcı değildir. Her yaratıcının da yetenekli olmadığı gibi. Klasik Yunan ve Roma heykelini karşılaştırırsak, Yunan heykelinde yaratıcı yetenekle varılan mükemmelliğe karşın, Roma heykelinde tekrar ve kurumlaşma, yaratıcılığın yolunu kesmiştir.

Yaratıcılık ve Deha Farklı Kategorilerdir.

Aklıma ?Insignificance? (Belirsizlik) adlı film geliyor. Einstein ile Marilyn Monroe?nun, New York?ta bir otelde hayali buluşmaları, cözümsüzlükleri üstüne çok hoş bir film. Biraz karamsar bitiyordu. Einstein, Mc Carthy soruşturması için ifade vermeye gidiyor, Marilyn çocuğunu düşürüyor, umutsuzluğa kapılıyordu.
Yaratıcılık ve deha farklı kategorilerdir ve insan, özünde yaratıcıdır.

Bu yaratıcılığın ortaya çıkması, karmaşık bileşkenlere bağlı. Ortam, aile, gelenek, eğitim, insanın özündeki yaratıcılığı bastırabilir veya geliştirebilir.

Yaratıcılık, aynı zamanda da bireysel bir olgu. Ülkemizde yaratıcı insanın gelişimi, eğitimi için çabalar yetersiz. Adeta yaratıcılıktan korkuluyor. Bu konuya yaklaşım, ?yaradana hayran yaradana, kurban yaradana? türküsündeki düzeyde.

İçe Kapanan Bir Kitle

Günümüzde, ?kendine yer açma?, kariyer, ün-para edinme, hızlı üretme çabaları yanında, yaratıcılık ikinci plana düşüyor. Ya da ona yöneltilmiş gibi geliyor bana.

Özellikle ?görsel sanat? alanında çalışan sanatçıların entelektüel gelişime önem vermemeleri ciddi bir tehlike. Tarih, felsefe, edebiyat, sinema, toplum üstüne okumayan, ilgilenmeyen, içe kapanmış, bir kitleden söz ediyorum. Bu tavırla nasıl bir sanatsal kalite yakalanabilir, merak ediyorum. Sayısal artışa karşın, genel bir kalitesizlik söz konusu.

Çağa Öykünmek...

Uluslararası gelişmelerin cılız ve kişiliksiz bir takipçisi durumundayız. Çağı yaşamak olmayınca, çağa öykünmek kalıyor kural gibi. Hep devletin ilgisizliğinden, kurumlardan yakınıyoruz ama kendimizi sorgulamıyoruz. Özetle, ?demokrasi, insan hakları, kadın hakları? vb... konularında nereye vardıysak, sanatta da çok farklı bir yerde değiliz.

Resimde belli akımlara bağlananlar daha kolay ve çabuk benimseniyor. Sanatta yapmak istediklerini gerçekleştirene dek, katılmadığım, onaylamadığım bir gelişimin içinde olmaktansa, biraz kenarda kalmanın keyfini ve burukluğunu yeğliyorum.

Günümüz sanatında, tekniğin getirdiği zenginlik bir gerçek. Eninde sonunda teknik bir araçtır. Büyük özgürlüklerden sözediliyor ama o özgürlük sanatçıya büyük sommluluk da yükler.

Teknoloji, Ters Oranda Yansıyor...

Teknoloji öyle ileri bir noktaya vardı ve hız kazanıldı ki, insan dışlandı adeta. Teknolojinin gelişimiyle varılan sonuç, bir açıdan yaratıcılığa ters oranda yansıyor. Hesap makinesi kullanan insanların bir zaman gelip dört işlemi unutmaları gibi...

Fakat, bu yakınılacak bir gelişme değil, kaçınılmaz olandır. Böylece yaratıcılık da farklılaşıyor giderek. Andy Warhol, "Gün gelip toplumda onbeş dakikalık şöhretler olacak" derken haklıydı.

Resim sanatını odak alırsanız. 20.ci yüzyılın ilk 25-30 yılındaki ivme daha sonra aynı oranda sürmedi. Bu yıllar yüzyılın lokomotifi gibidir. Daha sonraları tekrar tekrar o yıllardaki akımlar gündeme geldi, moda olarak. (Ama eski özgün yerine ticari bir potansiyel konmuştu.)

Örnegin, "dışavurumculuk", "dada", "konstrüktivizm" öylesine kapsamlı oldular ki, etkileri yıllarca sürdü.
Değişen dünyada ?resmin? eski konumu da değişti. Alışılmış tanımıyla ?ana sanat?, ?hâkim sanat? olan resmin anlatım araçları görselliğin sınırını zorluyor.

Sinema, video, çevre düzenlemeleri, 'happening - performansları' ile büyük bir 'multi-media' kullanışı gerçekleşti. Bence hiçbir çağda pazar-sanat ilişkileri, bu kadar sanatı belirleyici olmamıştı.

Tarkovski diyor ki, "yaratıcı ugraş, kendi bireyci eylemlerinin bir kerelik değerini haklı göstermeye çalışan egzantrik kişilerin garip bir çabasına dönüştü."

Çağın her alanda belası olan aşırı büyüme, sanat alanında da tehdit edici. Tıpkı nüfus patlaması, tüketimin kamçılanması, kanserli hücrelerin üremesi, kitle iletişim araçlarının egemenliği gibi. Üstelik mesafeler küçüldü ve macera duygusu da kalmadı...
Farklı bir yaratıcılık ve "insani öz"ün? gelişeceğini umalım.

* * * * *

Mahir GÜVEN:
"YETENEK, YARATI"


Yaratıcılık özelliklerini içeren resimlerin birçoğunu ?zorunlu resimler? diye niteliyorum. Yüzyılımızın başında simgesel, sosyal ve kültürel hareketler başladığında hızla degişen ilgi alanları, yaratıcı resmi belirlemiştir.

Yaratıcılığın ilk adımı mutlaka yetenektir. Sanat, önce yetenekle başlar, daha sonraları kendini geliştirmişse, yani altyapısını belli bir dünya görüşü ve düşünce ile desteklemişse, yaratıcılık kendiliğinden gelir. Yaratıcılık, bir tavır olarak da tanımlanabilir.

Bu anlamda her üretilen, yaratı özelliklerini taşımayabilir.

İnsanın kendini yenilemek zorunluluğu, yenilerken de bir öncekinin eleştirisini yapma gereksinimi, yaratıcılığın basamak taşlarını oluşturur. Buna karşın yetenek kendini tekrardan ileri gidemez.

Dâhilik, bence daha haz veren ve özeldir. Elde edilemez. Eğitim, bilgi birikimi, üreticilik ve sonuçta yaratıcılık, bir dâhilik olmayabilir. Dâhi bu değerleri baştan beri içinde taşır.

Yaratıcılığı, koşullar ile beraber düşünmek gerekirse bir bütün aramamız gerekir. Bu bütün yaşamsal değerler ile ilgilidir. Yaratı, toplum içinde oluşan bir faktördür. Tek başına toplum dışı bir yaratıcılık olamaz. Etkilenim alanları toplumsaldır. Yetenek ise ürünün ortaya çıkması için gereklidir.

Ticari Yozlaşım

Ben, Türkiye?de serginin hangi koşullarda gerçekleştiğini biliyorum. Sergileme kulisinde, ressam resmi önce kendi içindeki hesaplaşmasının dışında, meta gibi görüp, hazırlaması, genç sanatçıların çelişkiye düştüğü konulardan biri.

Galerilerin ticari amaçla yozlaşımları, sanatçının üretebilmesi için maddi ihtiyaç ikilemi, yaratıcılık düzeyini yanlış yönde etkiliyor.

Demokrasi Sorunları

Türkiye?nin, Avrupa ile iletişim kaynakları sanatsal düzeyde bir yere oturmamıştır. Ferdi çıkışlar ise günümüze değin bir bakış, açısı yaratmamıştır.

Türkiye?yi, hala Osmanlı gören dış dünya, bizlerden çağdaş yaratıcı resim beklemiyor. Daha doğrusu düşünmüyor bile. Demokrasi sorunları düzeyinde kalmış bir ülkenin dünya sanatındaki yerini belirlemesi devlet, sanatçı diyaloğu ile oluşması beklenemez.

Dışarıda hala "Süleyman" sergileri açip, bu çağı yaşamayan bir devlet politikası güdülüyor. Bizlere düşen görevi yapmak ise maddi olanakları gerektiriyor. Bu destek devletçe karşılanmadığına göre maalesef oryantalist bir hiyerarşide yerimiz var.

Eleştiri Yapıcı Olmalı

Yıllar geçtikçe daha az üretip daha çok elemeye başladığımı söyleyebilirim. Bu bende farkında olmadan oluştu. Sanırım teknik deneyimim yanı sıra yaşam koşulları ve gözlemleri bir sadeliğe doğru gitmekte. Kendimi daha çok eleştirir oldum. Yaratıcılıkta, eleştirinin yeri de yapıcı olmalıdır. Şimdiki çalışmalarımı, önce yaptığım çalışmalardan daha tatmin edici buluyorum.

Röprodüksiyonla Eğitim

Akademik bilgi sanatın her dalında mutlaka zorunlu. Çağdaş sanat temel bilgilere dayalı, üretime açıktır. Kültürel altyapı eksikliği görsel eğitimle bağlantılıdır.

Röprodüksiyonla eğitim yapan bir akademimiz var. Resim müzeciliğinin yok gibi olduğu ülkemizde, eğitimin belki en önemli yanını hiçe saymaktayız. Bence, teknik ve biçimsel sorunlar sonuçta, yaratıcı sınırını zorlayacak sanatçı için kabustur. Yok olan bir şeyin üzerinde, hangi aşamalardan bahsedelim.

Üretmek ile Yaratmak Aynı Şey Değil?

Teknolojik gelişim bir bütündür. Yaşamı ilgilendiren her şey teknolojiden nasibini almakta. Teknik kolaylıkların yanı sıra biçimsel zorluklardan söz edebiliriz. Yaşamamızın her anına hızlı sanayi ürünleri girdi. Plastik kökenli, işlevde yaşamı kolaylaştırıcı unsurlar, belirgin simgeler olamadan bir başkası ile yerini değiştiriyor. Sanatçının ürettiği bu anlamda teknolojinin gelişimi ile doğru orantılıdır.

Bireysel tavırların yaratıcılığa yönelmesi daha kaçınılmaz oluyor. Tabii, üretmek ile yaratmak aynı şey değil ve bu ayrımı zaman içinde gözleyebiliriz.

Uyum Çabası

Sanat ürünleri 20.ci yüzyıl başında en azından estetik değerler açısından gerileme gösteriyor. Üretim artarken kalıcılık kendini zamana bırakıyor. Toplumsal gelişme içinde resmin meta gibi görülmesi, yoz sanatı yaratmıştır. Aslında yoz sanat da yaratılmışların içinde önemli yer tutar. Çünkü, gene yaşamsal sorunların içinden çıkmaktadır.

Teknoloji ile beraber gelişen temel yaşam kurallarının varlığından söz edebiliyoruz. Sanatçının varlığını sürdürebilmesi için çevreye sağladığı uyum çabası, ürettiklerini de etkiliyor. Bu üretim sürecinde kalıcı olabilenleri göstermek için en azından çok erken. Sanatçının bu noktada maddi temellerini belirlemesi gerekmekte. Havada kalmışlığa, sevimli atraksiyonlara açık bir yüzyıl yaşıyoruz.

- Resim ve Yaratıcılık - 1nci Bölüm'ün sonu

(Gösteri, Ekim 1989 - Ocak 1990)


(c)Bircan ÜNVER, Sanatın Labirentlerinde... E-Kitap. Işık Binyılı - http://isikbinyili.org

© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works