yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   
Bağlantılar:
Bircan Ünver - Dün-Bugün (Özgeçmiş)
KADIN GÖZÜYLE SANATTA NÜ: TÜREMEN - İNAL - DERMAN
SUNUŞ>

Sanatın Labirentlerinde

*ÇAĞDAŞ TÜRK RESİM SANATI SORUŞTURMASI - 1989*

Bircan ÜNVER

“Figüratif-klasik ya da soyut-modernist sanat mı?” üzerine gelişen yoğun tartışmalar sanatçı, galerici ve eleştirmenleri bir klan halinde, karşı karşıya getirerek, yapıcı değil yıpratıcı ve gerilimli bir ortam yaratıldı.

E-Kitap:

ÇAĞDAŞ TÜRK RESİM SANATI SORUŞTURMASI - 1989

“Figüratif-klasik ya da soyut-modernist sanat mı?”
üzerine gelişen yoğun tartışmalar sanatçı, galerici ve eleştirmenleri bir klan halinde, karşı karşıya getirerek, yapıcı değil yıpratıcı ve gerilimli bir ortam yaratıldı.

Bu tartışmanın genel çerçevesi içerisinde, taraf duran açıya göre dört ayrı soru grubunu Özdemir Altan -Yusuf Taktak, Özer Kabaş “ Berna İskender, Beral Madra ve Sezer Tansuğ’a yönelttik.


1. Grup sorular:

Türkiye’de modernist bir resmi temellendirmeye çalışıyorsunuz. Önce, genel olarak, sanatın toplumsallıkla ilişkisini nasıl değerlendiriyor; sanatın toplumsallıkla bir bağ kurması gerekip gerekmediği hususunda ne düşünüyorsunuz?

— Ayrıca, Batılı anlamda ve boyutlardaki bir modernizmin Türk toplumunda herhangi bir amacı ve anlamı var mı? Eğer varsa sizce bunları neler oluşturuyor?

— 1980 sonrasında modernist sanatın yasadığı hızlı biçimci gelişme ve sizin öteden beri yaptığınız biçimci resmin toplumun de-politizasyonuyla bağlantılı olduğu görüşüne katılıyor musunuz?

* * * * *

Özdemir ALTAN:
“SANATTA TEK AYIRIM, KALİTELİ ve KALİTESİZ SANATTIR”


Sorunuz bir kompliman anlamı içeriyor. Teşekkür ederim. Yani bu 1989’da sorulmuş soru tam karşıtı olan “Sanatımız eskiye özlem dolu, nedir bu haliniz?” biçiminde olsaydı ne kadar üzülürdüm bilemezsiniz. Plastik sanatlarda toplumsallığı bir tutuculuk göstergesi olarak almaya zorunlu kıldığımızdan, kendisine bir alerjim olmakla birlikte diyebilirim ki, toplumsal bir modernist olunabilir. Bunu da modernist bir formasyondan gelen dinamik bir sanatçı gerçekleştirebilir. Kısacası bu iş kaliteli bir sanat yaparken içine girilecek yüzlerce yoldan biridir. “Toplumsal olunmalıdır, sanat böyle oluşur” biçiminde değil.

Bir solumtrak niyetinize rağmen, gizli Müslüman-bilinçaltı ulusalcı olduğunu otuz yıllık deneyimlerimle saptamış olduğum sorunuz için yine size teşekkür ederim. Ve de bu işlerin altında bir Batı kültürü alerjisi yattığını söylersem bana kırılmazsınız umarım. Ben bu konuların artık kapandığını umut etmek istiyordum. Gelelim hiç de hoşunuza gitmeyecek yanıtlara...

Türkiye’nin böyle güdük kalmasında, gelişmiş dünya uygarlığının bir üyesi, bir parçası olmasını layık görmeyenlerin ve ona her alanda farklı standart uygulama eğilimi taşıyanların önemli katkı ve payları olduğunu düşünüyorum. Evet, tarihimize ters düşmeyen bir kültür politikası, bizim örf ve adetlerimize ters düşmeyen bir TV, dinsel inançlarımızı zedelemeyen bir kadın imaji ve seksüel görüş, tabii ki arkasından Türk toplumuna uygun ve üzeri iki milimetre toz tutmuş özel mi özel bir sanat...

Zaten Türkiye bugün gelişmiş bir ülke olsaydı siz bu soruları sormayacaktınız. Toplumsal adalet sağlanmış olduğu için değil, düşünce yapımız kalınması istenilen düzeyden uzaklaşalı çok zaman geçmiş olduğu için. Yani sanatımız “bizim sanatımız-Batı sanatı” kısır döngüsünden çıkalı çok zaman geçmiş olacaktı.
Sanatta tek ayrım kaliteli ve kalitesiz sanattir. Her ikisinin kural ve sınırı yoktur. Ama yine de kaliteli ve kalitesiz sanat vardır. Söylemesi insana biraz zor geliyor ama o kaliteli olan da havanda su dövmeyen ve sanatı özgür bırakan toplumlarda oluyor.

Bir kez daha yineliyorum. Sorunuzu İngilizceye çevirip dünyanın neresine götürsek, geri kalmış, bir ülkede ve totaliter bir rejimde sorulduğu hemen anlaşılır.

Biz bu soruları sorup, arkasından olumlu yanıtlar beklemeyi sürdürdükçe Türkiye bir gelişme gösteremeyecek ve sonra bizler de suçu sadece ve tek başına zavallı Özal’ın üzerine atmaya devam edecegiz.
Eğer plastik sanatlar mensuplarını, gazetelerde günlük siyasal tansiyonu yaşayan ve yansıtan fıkra yazarları ile meslektaş olduğunu ve giderek diş fırçalarken, ayakkabısını boyarken, beste yaparken, öğrenci coğrafya çalışırken, yine aynı fıkra yazarının meslektaşı zannedersek iş biraz ciddiyet arzetmeye başlar.

Her sanatın farklı işlevleri de olabilir ama ben plastik sanatların görevlerinin şu insanların her gün pislettikleri doğaya estetik veya karşı estetik olsun, sonuçta olağanüstü güzel şeyler taşımak olduğuna inanıyorum.

* * * * *

Yusuf TAKTAK:
“İÇERİK, ARKA PLANDA BEKLEMEKTE...”


Sanatın toplumla ilişkisi, başından beri vardır. Sanatçı ve toplumu iki ayrı uçmus, gibi gösteren düşünceler, hep saçma gelmiştir bana. Sanat ve sanatçı zincirleme bir serüveni yaşamışlardır, kuşkusuz. Yaşayacaklardır da... Örneğin; kübizmden empresyonizmi ya da poptan dadayı ayırarak değerlendirebilir miyiz?..

Tüm sanat anlayışlar bir bütündür. Bu bütünlük içinde sanatın da evrensel bir dile sahip olduğunu söylemek, sanatın en önemli özelligini belirtmektir. Dali’nin İspanyolluğu, Nazım’ın Türklüğü önemli midir, bir Alman ya da bir Rus için. Sanatçı çağının bilincinde olan kişidir. Ona önceki yüzyılları yaşatmaya kalkışmak, büyük haksızlıktır. Ve bir başka haksızlık ta ona, soyut-somut konusunda yön belirtmektir.

Türk sanatçısı sanıldığından daha çok toplumla iç içedir. Sıradan bir sergide bile otosansür, devletin sansürü, olmazsa saldırı biçiminde sansüre rastlıyoruz. Bu durumda; “Batılı anlamdaki modernizmin Türk toplumundaki herhangi bir amacı... “ sorusuna buyrun siz yanıt verin.

Bu soruda yanlışlık var. “Biçimci” tanımlamanızda belirsizlik yüzünden neyi kastettiğinizi anlamadim. Hiçbir sanatçının yapıtını salt biçim açısından değerlendiremeyiz. Çünkü, içerik görünmez güç olarak arka planda beklemektedir. Resim sanatımızın son yıllardaki gelişmesini 1980’li yılların politikasına bağlamak, Türk resim sanatı tarihini iyice bilmemektir. Hatta sanatçının yıllardır sürdürdüğü çabayı bir kenara itivermektir.

Toplumun 1980’den önce politize, sonra da depolitize olup olmadığını toplumbilimciler, politikacılar çok iyi değerlendirmektedirler. 1980’li yıllarda sanatın gelişimini, önceki yıllardan ayırmak kısır bir değerlendirmedir. Genelde sanatın diliyle bağımlıdır. Çünkü resim sanatının dili, örneğin; karikatürden farklıdır.

* * * * *

2. Grup Sorular

— Gerçekçi sanatın, bu arada toplumcu sanatın genel anlamı nedir sizce?

— Türk toplumunda hangi işlevi ve etkinliği söz konusudur?

— 1980 sonrasında yapılan resmin figür-insan boyutunun özellikle yok edilmesini nasıl yorumluyorsunuz? Sizin sergi yaklaşımlarınız bu gelişmeye bir tepki olarak alınabilir mi? Bir de modernist sanatın biçim olanaklarına kapalı kalınarak bir toplumcu gerçekçi resim olabilir mi?

* * * * *

Özer KABAŞ:
“MODERNİZMİN DOĞURDUĞU TEPKİLERE TEPKİ...”


Gerçekçi ve toplumcu sanatın genel anlamı, “sanatsal” olan her yapıtın içinde vardır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra “soğuk savaş” döneminde toplumcu gerçekçilik Batı dünyasında ve özellikle Amerika’da gereğinden fazla bilinçli olarak “politik uç” olarak gösterilmiş ve ona karşı “soyut” sanat da “sanatçılara rağmen” karşı bir güç olarak “depolitize” politik bir güç olarak biçimlendirilmeye çalışılmıştır. Bu eğilim ,1950’lerin bir hastalığıdır. Bu arada, bu temizlik harekâtı içinde Batı’da, her türlü “gerçekçi” eğilim yüreklendirilmekten yoksun kalmıştır.

Türk toplumu 1950’lerden beri farkında olmadan bu dalga boylarının etkisinde kalmış ve o yıllardan beri “gerçekçi resme” şüpheci ve korkulu bir tavır alınmıştır.

Farkında olunmayan olgu, politik uçların zorladığı kutupların çiğnemedigi alanlarda, son derece geniş, bir resimsel, gerçekçi ve figuratif alan mevcuttur. Bu da çağdaşlığın getirdiği yepyeni bir insan ve doğa alanıdır.

1980 sonrasında yapılan resmin politik boyutlarının özellikle yok edilmesi, dönemin “depolitizasyon” eğilimiyle yukarıda konu edilen “demode” ideolojik eğilimin birbirini desteklemesi ve hızlandırmasıyla olmuştur. Bizim sergi doğa ve insana bağlı kişilerin yapmakta oldukları resmi zaten yaparken, döneme uyum sağlayanların tepkisini üzerine çekmesidir.

Sanatın pluralist doğasına ve 1960 sonrası gelişmelere karşı çıkmalarından başka bir şey değildir. “Bizim sergilerin devam etmesi”, modernizmin akademik yorumlarının doğurduğu tepkilere “tepki” olarak ele alınabilir.

Modernizmin kuralları kendi akımlan içinde bire bir 1960’larda iyice açiığa çıkmış ve onun ustalarını kimsenin aşamayacağı iyice anlaşılmıştır. Modernist sanatın biçim olanaklarına kapalı olmak söz konusu değil, ama onları özgürce kullanıp zenginleştirmek, yeni bilimsel olgulardan yararlanıp tarihe eşzamanlı bakıp hiçbir komplekse kapılmadan dekoratif değil sanatsal olanı yapmaya çalışmaktır, yeni gerçekçilik.

* * * * *

Kemal İSKENDER:
“GERÇEKÇİ VE TOPLUMCU EĞİLİMLER, BASKI ALTINDA TUTULMAK İSTENMİŞTİR”


Sorunuz hayli geniş kapsamlı. Gerçekte bu soruyu, “işkence” sonu, sanatı bir istismar konusu olarak işleyenlerle, onların akademik taklitçilerine sormak daha doğru olurdu belki de.

Gerçekçilik sanatsal gelişmenin her döneminde varolagelmiş bir anlatım ve reprezantasyon biçimidir. Gerçekçi ve toplumcu eğilimler, Türkiye’de çoğu kez baskı altında tutulmak istenmiştir.

1956’daki “Vilayet Tabloları” sergisinin başına gelenler, bu baskının en tipik örneklerinden biridir. Meclis binasına asılacak resimlerin seçilmesini sağlayacak bu sergi, içerdiği toplumcu ve gerçekçi resimlerden ürküldüğü için siyasal iktidarın baskıları sonucunda kapatılmıştır.

Günümüzde ise, modernizm/çağcıllık taşlamacılığından hareketle katışıksız Batı taklitçiliğini ve tek sanatı öngören bağnaz yaklaşımlardan kaynaklanan bir baskı da söz konusudur.

Ayrıca, gerçekçi ve toplumcu akımların -belki 1970/80 arası hariç- hiçbir zaman rahatça soluk almasına olanak tanınmamamıştır ki, bunların Türk toplumu için herhangi bir işlevi söz konusu olsun! Gene de bu doğrultudaki bireysel girişimler, azımsanamayacak bir nitelik sergilerler.

1980 sonrasında yapılan resmin politik boyutunun yok edilmesi, toplumsal düzeyde gündeme getirilen depolitizasyon uygulamasının doğrudan doğruya sanata yansımasıyla bağıntılıdır. Bizim, benim sergi yaklaşımlarımız, bu gelişmeye bir tepki olarak değerlendirilemez. Burada ancak, dolaylı bir tepkiden söz edilebilir. Yani gerçekleştirilen sanatsal etkinliklerin tam bir tepkisizlik ortamında, kendiliğinden bir tepkiye dönüşmesinden...

Modernist sanatın biçim olanaklarına kapalı kalınarak toplumcu gerçekçi bir sanatın yapılabileceğinin en büyük kanıtı, modernist kurallann en geçerli olduğu 1930’larda varlığını bütün dünyaya kabul ettiren Meksika sanatıdır.

Ayrıca, modernist sanatın biçim olanakları da çoktan devrini kapattı. Kaldi ki, modernizm bağlamında toplumcu gerçekçi ürünler veren pek çok sanatçı da vardır. Bunlann başında 1920’lerin gerçeküstücülügü ve (Al-manya’da görülen) “yeni realizm” gelir. Günümüz dünya sanatında ise her türlü eğilimin dikkate alındığı bir post-modernizm dönemi yaşanmaktadır.

Dünya sanatının bugün sergilediği çoğulculuk, yaratıcılık, özgünlük ve imge zenginliği bizdeki çağdasçı çevrelerin dışında hiç kimse tarafından küçümsenmemektedir.

Ancak, top-lumcu gerçekçiliği de, 40 yıl öncesinin bağnaz sol çevrelerinin anladığı anlamda anlamadığımız da özellikle belirtmemiz gerekiyor. Bu elbette onların duyduğu aşağılık kompleksinin doğal bir sonucudur. Biz şu temelden hareket ediyoruz: Resim insan için yapılır, konusu da, malzemesi de insandır. Bundan gayrısı da laf-ı güzaftır.


3. Grup Sorular

— Türk resminin son yllararda yaşadığı gelişmenin biçimci, toplumsallığı ve politik olmayı dışlayan bir resim olduğu görüşüne katılır mısınız?

— Destek verdiğiniz genç modernist resmin, Türk toplumunda bir işlevi olduğuna, bunun herhangi bir düşünsel ve hatta yaşamla bütünleşen tabanı bulunduğuna inanıyor musunuz? Genç sanatçı kuşağın bu konuda eleştirilecek yanları nelerdir?

* * * * *

Beral MADRA:
“SANATÇI, GELİŞEN ÜLKEMİZ SANATI İLE BİR HESAPLAŞMA İÇİNDEDİR”


Günümüz sanatını yalnız resimle sınırlamayı doğru bulmuyorum. Bugünkü yapıt üretimi resim-üç boyutlu yapıtlar-kavramsal sanat bütünlüğü içinde ele alınmalıdır. Cünkü, bunlar kendi içlerinde birbirini etkiliyor. Sanat yapıtında biçim ve içerik bir bütün oluşturmalı. İçeriksiz biçim kuşkusuz geçerli değil. Son yıllarda değil, yaklaşık 1970’lerden bu yana yoğun içerikli yapıtlar üretiliyor.

Benim izlediğim 50 kadar sanatçı toplumsal-siyasal-ekonomik-ruhsal eleştiri, yorum, durum saptama içeren yapıtlar üretiyor. Bu içerik bire bir ölçüde ya da doğrudan dogruya ileti biçiminde görünmüyor. Yapıtın biçimi ve estetiği içine gizleniyor. Bu gizi çözmek eleştirmenlere ve izleyiciye düşüyor: Bunun için de çağdaş sanat konusunda, bilgili olmak gerekiyor.

Destek verdiğimi düsündüğünüz için teşekkür ederim; bunu yapmaya çalışıyorum. Modernist terimi ne kadar geçerli bilemiyorum. Kesin terimler kullanmak için daha derin araştırmalar gerekli. Genç kuçak 80’li yıllarda önemli bir atılım içinde. Düşünsel altyapıda şu özellikler var:
* Sanatçı, yüzyılın başından bu yana gelişen ülkemiz sanatı ile bir hesaplaşma içinde,
* Sanatçı, yerel ve evrensel olgular arasında bir kimlik kazanmak çabası içinde,
* Sanatçı, düşünsel altyapısı olmayan bir sanatın geçerli olmadığının bilincinde.
Bu saydıklarım bir sanatçının düşünsel altyapısını kurmasıi için geçerli özellikler. Sanatçının kişiliğinde ve yapıtında bu özellikleri aramak gerekiyor.

— Ülkemizdeki çağdaş sanat olgusunun altyapı yoksulluğu içinde (müze, sanat merkezi, yayınlar, kültür iletişimi, ekonomik sorunlar v.b.), sanatçı olağanüstü bir çaba gösteriyor ve eğer uluslararası bir karşılaştırma olanağı olsaydı, üretilen yapıtların önemini daha iyi kavrardık. Sanatçıların yapıtlarını eleştirebilirim, estetik ve içerik açısından... Bunun dışında onlara, ancak öneride bulunabilirim:
* Yabanci dil öğrenmek,
* Çagdaş sanat konusunda bir uzman gibi bilgilenmek,
* Sanatın tüm dallarına ilgi göstermek,
* Toplumda ayncalıklı bir birey olarak işlevini yerine getirmek.

* * * * *

4. Grup Sorular

— Yazılarınızda destek sagladığınız Teşvikiye Grubu’nun getirdiği resim anlayışının diğer kolda yer alan ve gene sizin deyiminizle “kozmopolit” olan modernist gruba karşi farkı ve önemi nedir?

— Bu farklılık figürcü ve yerel bir duyarlılığı yansıtmaya çalışıyor olmalarından mı kaynaklanıyor?

— Bu soruyu modernist resim, toplumcu gerçekçi resim karşıtlığı içinde yanıtlar ve bu konudaki düşüncenizi açıklar mısınız?

* * * * *

Sezer TANSUĞ:
“BİR BÜYÜK ÜSLUP MACERASINI HENÜZ YAŞIYOR DEĞİLİZ”?


Benim her dönemde, belli bir sanatçı grubuyla yakınlığım vardır. Bu yakınlık sanatçıların çalışmalarını izlemeye yönelik olduğu kadar, arkadaşlık ilişkilerini de yansıtır.

Ancak, bu yakınlık diğer sanatçı bireylerin çalışmalarını izlemediğim ve onların başarılırını görmezlikten geldigim şeklinde ele alınamaz.

Bazi işaretler olmakla birlikte, bugün genç sanatçılar arasında kesin üslup tavırlarının belirlenmiş olduğu bir tutarlılıktan henüz söz edilemez.

Tabii ben gençleri desteklemeye, onların gelişmelerine yardımcı olmaya, kendi dünyalarını ve yaşadıkları ortamın duyarlılığını yansıtabildikleri oranda, onları yüceltmeye gayret ediyorum.

Ama henüz gerçek anlamda yerel bir duyarlılığın, tarihsel irade kökenlerine bağlı bir duyarlılığın yeniden temsil edilmiş olduğuna da pek inanamıyorum.
Henüz üslup çabaları bu aşamaya ulaşmadı diyebilirim.

Bu arada üslup eğilimleri ve yönelttikleri ilgi alanları açısından, genç sanatçıların bazı farklı yaklaşımlara sahip oldukları söylenebilir. Ancak, bir grubu diğerlerinin karşısında egemen kılabileceğimiz bir büyük üslup macerasını da henüz yaşıyor degiliz.

Bu konuyu, modernist, toplumcu gerçekçi eğilimler gibi bazı yaklaşımlara bağlayarak, yanıtlamaya çalışırsak, bu eğilim farklılıklarının da, simdilik çok etkin belirtiler sergilemediğinden söz edebiliriz.

Soruna, bireysel üslup başarılarının büyük etkinliği, büyük gücü ve çarpıcılığı açısından bakıldığı zaman, şu anda birini diğerlerine tercih edebileceğim hiçbir sanatçı ismi de yoktur. Ancak, özel olarak bireysel gelişmelerini izlediğim bir grubun içinden, önemli bir iki ismin belirmesi umudunu da yitirmek istemem.

(Cönk dergisi, bu yazının yayınlanacağı ay, yayın hayatına veda etti. Mayıs 1989)


(c)Bircan ÜNVER, Sanatın Labirentlerinde... E-Kitap. Işık Binyılı - http://isikbinyili.org

© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works