yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Berna TÜREMEN

Gül DERMAN

Tuba İNAL
Bağlantılar:
1. ULUSLARARASI ÇAĞDAŞ SANAT SERGİLERİ - İSTANBUL (1987)
Bircan Ünver - Dün-Bugün (Özgeçmiş)
Sanatın Labirentlerinde...
SUNUŞ>

Sanatın Labirentlerinde

*KADIN GÖZÜYLE SANATTA NÜ: BERNA TÜREMEN - TUBA İNAL - GÜL DERMAN*

Bircan ÜNVER

“Avrupa nü sanatında ressamlar ve seyirci-sahipler erkekti, nesne olarak işlenen kişilerse çoğunlukla kadın. Bu ters ilişki, ekinimize öylesine sinmiştir ki bugün bile sayısız kadın bilincine biçim vermektedir.“
-John BERGER

E-Kitap - Soruşturma:

Plastik sanatlarda ‘kadın’ formu vazgeçilmez anlatım araçlarından biridir. Sanat eğitiminin de ayrılmaz parçalarından olan ‘kadın anotomisi’ erkeklerin sanat dünyasında yerini almakla kalmamış, sanatçı kadınlarımızın da ilgi alanına girmiştir. ‘Kadın’ formunu resimsel bir dil, bir biçim, bir anlatım aracı olarak seçen ve yorumlayan sanatçılarımız Berna TÜREMEN, Tuba İNAL ve Gül DERMAN ile "KADIN GÖZÜYLE SANATTA NÜ" teması üzerine konuştuk.

SORULAR:

1- Sanat tarihi içerisinde kadın formu anatomik olarak vazgeçilmez bir nesne haline de dönüştürülmüş ve erkek resim aısına dönük olan erotik yan da vurgulanmıştır. Siz bu değerlendirmeye katılıyor musunuz?

2- Kadın formunu anatomik değerleriyle olduğu kadar, erotik değerleriyle de yorumladığınızı söyleyebilir miyiz?

3- Bir kadın olarak kadın formuna farklı bir yaklaşım geliştirdiğinizi düşünüyor musunuz?


Berna TÜREMEN:
“TOMBULLAR DA EROTİK GÜZELLİK TAŞIR”


Yalnız erkek alıcı değil, kadın alıcı da bazı resimlerimi çok erotik bulabiliyor da, erkek alıcı bulmayabiliyor. Resme bakan göz ve onun ardındaki beyin çok önemli tabii. Çok estetik de bulabilir, beğenmeyerek estetik dişi da bulabilir. Ben kadın-erkek ayrımı da yapmadığım için, çıplak kadınları da çok rahat yapıyorum. Ben, resim yaparken genellikle çok mutluyumdur. Bakan insanın da mutlu olmasını, resmi öyle algılamasını istiyorum.

Satıcı kadınlar, çiçekçi kadınlar, pencereden dedikodu yapan kadınlar, daha önce çalıştığım konulardı. Giderek kadınlar soyunuyor ve çıplak kadınlarla kediler bir araya geliyor. Ben bunu hedonizm olarak alıyorum.

Yani hazcılık. Daha önce buna, kadınların kedileri alıp okşamalarına “minicik” olayı diyordum. Resimlerimden bazılarının adları “Kedileri ile sevişen kadınlar”, “Kokonalar”, “Poşetli”, “Kimmiş Eftelya” gibi...

Benim resimlerimin çoğunun ismi türkülerden çıkışlı. Resmim de halk resminden çıkışlı. Resimlerimin arkasında eğer bir ses varsa, o da türkülerdir. Bach, Beethoven değil. Türkülerimizin çoğu da erotiktir. Ama o erotizm türkülerimizin içinde öyle güzel vurgulanmıştır ki, en açık saçık sözlerin bile kulağa hoş gelen bir melodisi vardır. Resimlerimdeki tiplerde yaşama sevinci olduğunu ve taşıdığını düşünüyorum.

Yaşama sevincinin hemen ardında hüzün vardır. Ama ben hep yaşama sevincini ön plana çıkarmak istiyorum. Tombulların da bir estetik güzellik taşıdığını vurgulamak istiyorum.

Kadın formuna ben şişman olarak kendim önce değer veriyorum ve çalışmalarımla da onlara bir değer kazandırmaya çalışıyorum.

* * * * *

Tuba İNAL:
“EROTİZM SANATIN HER DALINDA VARDIR”


Biraz katılıyorum. Sadece kadın bedeni, vücudu olarak değil, insanın vücudu ta tarihin ilk zamanlarından ben hep konu olmuştur güzel sanatlara. Ve tabii sadece güzel sanatlara değil, bütün dallara. İnsanın bedeni her zaman konu olmuştur ama kadının bedeninin çok çalışılmasının ayrıcalığı var. O da bence kadın bedeninin doğurganlığı, erkekten farklılığı olan üretkenliği açısından. Farklılıklarının olması ve en önemlisi doğurgan olması.

Mesela mitolojiye bakıyoruz. Mitolojide hep tanrılar insandi. O zaman tanrıyı insan olarak düşününce, o sanatçı kafasında o insani idealize ediyor. Ve o idealizmin içerisinde kadın vücudu vazgeçilmez bir konu oluyor. Veyahut görüyor. O da vazgeçilmez bir şey. Öyle olunca da galiba biraz da kadınlar bu konuda bir destek veriyorlar.

Öyle değerlendiren olur, değerlendirmeyen de. Ama ben heykellerimde hiç erotizm yok demiyorum. Erotizm bence sanatta olmalı ve sanatın her dalında zaten vardır. Ben farkında olmadan yapıyorum. Çünkü bu bir içgüdü. Bir insanın çarklarını dolduran bir şey.
Hayatının, yaşamının vazgeçilemeyen bir şeyi erotizm.

Tabii sadece erotizm de değil. Bir nü’ye baktığın zaman onun o kadar çok başka değerleri öyle derinlere, öyle başka yerlere çeker ki...

Ben onu yapmaya çalışıyorum. Bilmiyorum yapabiliyor muyum? O zaman onun erotizmi, nü’lüğü veyahut başka türlü anlamları ön planda olmuyor.

Muhakkak ki erkeklerden daha farklı bakıyorum. Sanatın içerisinde kadın erkek sanatçı önemli değil desek de, bir erkek sanatçı yine de belki farkına varmadan da bilinçaltı, kadınlara göre kadına daha farklı bakıyordur. Onun için de daha farklı yorumlayabilir.

Benim kadına farklı gözle bakmam zaten mümkün değildir. Tamamen duygusal, yaşadıklarımı, hissettiklerimi vermeye çalışıyorum. Birtakım konuların dışında bakıyorum. Yaptığım heykellerin çoğunda benden çok şey var. Ya benim yaşadığım bir şeyi onlar yaşıyorlar ya da benim yaşadığım bir şeyin devamı onlar.

Kadın olsun, erkek olsun bütün sanatçıların yaptıkları her şey kendilerinin bir parçası. Elma da yapıyorsa, armut da yapıyorsa, yine kendilerinden bir şey katacaklardır.

* * * * *

Gül DERMAN:
“KADIN YAPI OLARAK DIŞAVURUMCU DEĞİL”


Dediğim gibi sanat tarihine baktığımız zaman, ta yazıyı keşfetmeden, resimde insan fîgürüyle başlayan ve eğer erotik diyeceksek, (o zaman kadın erkek ayrımı yapmadan) cinsel uzuvların belirtilmesine elbette rastlıyoruz. Çünkü doğurganlığı vurguluyordu. Kadınlarda göğüslerin, erkeklerde seks organlarının belirtilmesi özellikle, belki de fîgürlerden daha da büyük çizilerek yapılıyordu.

Sonra yazının keşfedilmesi, milat ve Hıristiyanlıkla birlikte resimde bir gerileme görülüyor. Ve giderek figurler, sadece ve sadece olayı anlatmak için kullanılıyor. Tüm duygulardan soyutlanarak ki, Rönesans’a kadar. Rönesans’ta tekrar bir kişilik kazanıyor.

Rönesans’taki ressamlar portreciliğe de yön, yeni bir devir başlatıyorlar. Portrecilikle birlikte, belki erotizm de diyebileceğimiz kadına yönelik, daha kişisel değerlerin vurgulandığı çıplaklık gelişmeye başlıyor.

Çünkü burjuvazi o zaman dinsel resim değil de, hoşlanacakları, bakacakları, zevk alacakları resimleri duvarlarına asmak istiyor. Bu biraz da “kadın erotizmi” şekline dönüşüyor. 20. yüzyıla kadar bu durum gelişerek devam ediyor.

Resimlerimde ele aldığım insan yahut kadın figürlerine, erotik tanımını kullanamam. Çünkü, onları çok doğal bir mekan içerisinde, çok doğal hareketler içerisinde yapıyorum. Hamam kültürü olan bir kişi, bu resimlere baktığı zaman eğilmiş yıkanan bir kadını, kendi içine büklüm olmuş bir kadını veyahut uzanmış sere serpe yatan bir kadını erotik olarak görmez ki...

Tabii o bizim şansımıza oluyor. 20. yüzyılda kadın, sadece anne, eş ve ev kadını rolünden sıyrılıp, meslek sahibi kadın rolünü de benimsemeye başladı. Ve bunu kabul ettirmeyi de başardı. Bir 16. yüzyıl kadını ile bizim aramızda çok büyük bir fark var. Çünkü etrafımızdakilere en azından bunu kabul ettirdik. Bunu kabul ettirirken de, zaman zaman çok ekstrem olarak bazı şeylerden de soyutlanmalar başladı.

Kadının yapı olarak dışavurumcu olduğunu düşünmüyorum. Eğer kadın ve erkek diye niteleyeceksek, erkeğin daha bir dışavurumcu, kadının ise kendi içinde yorumlayıp, sonradan bir şey çıkarttığına inanıyorum.


“Avrupa nü sanatında ressamlar ve seyirci-sahipler erkekti, nesne olarak işlenen kişilerse çoğunlukla kadın. Bu ters ilişki, ekinimize öylesine sinmiştir ki bugün bile sayısız kadın bilincine biçim vermektedir.“ -John BERGER

(Cönk Dergisi, Şubat 1989)

Görsel kaynak:
- Berna Türemen> www.genckolik.net
- Gul Derman> http://www.csmuze.anadolu.edu.tr/muze.asp?x=2&id=gul-derman
- Tuba Inal> http://www.arkitera.com/

*KADIN GÖZÜYLE SANATTA NÜ: BERNA TÜREMEN - TUBA İNAL - GÜL DERMAN* Sanatın Labirentlerinde... Bolüm 2, E-Kitap (b) Bircan Ünver - Işık Binyılı - http://isikbinyili.org

© Ağustos 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works