yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Bağlantılar:
HAYDİ TÜRKİYE, NÜKLEER'de REFERANDUMA! - Birinci Bölüm
NÜKLEER ELEKTRIK SANTRALLARI VE TÜRKIYE’NIN GELECEGINDEKI YERI

Yazı

HAYDİ TÜRKİYE, NÜKLEER'de REFERANDUMA! - İkinci Bölüm

Bircan ÜNVER

En başta, ABD'nin dünya platformunda nükleer silahlanma yarışını tırmandırmak yerine durdurmaya yönelmesi, küresel barış için önkoşuldur. Aynı zamanda, kendi sahip olduğu tüm nükleer bomba ve silahlardaki uranyumu boşaltarak, ABD içinde tamamen "nükleer enerji" kullanım amacına kanalize etmesi halinde, "nükleer santral"ların Türkiye'de de barışçıl amaçlarla yapılacağına, ancak o zaman güven duyulabilir!

Türkiye'de nükleer santral yapılmasına gidecekse, Türk Hükümeti, öncelikle Avusturalya'yi izlemeli ve örnek almalıdır. Çünkü, Avusturalya tüm dünyaya_ Kanada'dan sonra ikinci sırada nükleer santrallar için uranyumu satmaktadır. [Avusturalya: http://en.wikipedia.org/wiki/Nuclear_energy_policy

http://en.wikipedia.org/wiki/Anti-nuclear_movement_in_Australia
]

Buna karşın, Avusturalya, nükleer santralların ana ham maddesi uranyumu üretmesine rağmen, bugün geliştirilmiş ve güvenceli olduğu iddia edilen üçüncü kuşak nükleer santralları, güvenceli bulmamaktadır. Bu nedenle, en erken 2020'de, nükleer santralların yapımının başlatılması tartışılmaktadır.

Bu çerçevede, nükleer santral yapılması konusunda, bir Avusturalya'ya bir de kendimize bakalım:

Avusturalya, en çok doğal kaynağa sahip olduğu madenlerinden birini sattığı kadar, nükleer santral yaparak, kendi ülkesinde ve enerji amaçlı dahi kullanımını, doğa-çevre ve insan sağlığı açısından tehlikeli ve güvencesiz buluyor.

Sözkonusu temel tehlikelerin ise 2020'li yıllar için geliştirilecek teknolojilerle, azaltılabilecegi öngörüşündedir. Aynı zamanda, 2020'ye kadar nükleer artıklar "nükleer waste" için bir çözüm bulunması ile nükleer santrallardan insan ve çevre sağlığına zarar verecek sızıntılar aracılığıyla kansere - sakat doğumlara neden olabilecek radyasyon yayımının minimilize edilmiş olacağını tahmin etmektedirler. Bunun da anlamı, Avusturya 3ncü kuşak nükleer santralları değil beşinci yada altıncı kuşak nükleer santralların geliştirilip üretilmesi halinde, ülkede enerji amaçlı nükleer santral yapımı gündeme gelebilecektir.

Peki Türkiye, 'nükleer terrorizm ve savaş rüzgarlarının sert estirildigi' bir süreçte, bu konuda aceleyle nereye koşuyor ve gerçekte ne'ye ulaşmayı planlıyor?

18 Ocak 2008 tarihli Zaman gazetesinde yer alan bir haberde, Amerika'nın, (ki şahsım ve çocuklarımın da yurttaşı olduğu ülkedir), Türkiye'nin Nükleer Planına destek verdiğine dair övgü niteliğindedir. Kanımca bu içerikte bir haber, Türk kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir. Zira, ABD nükleer programda, Türkiye'ye "Aman, ne kadar iyi, siz özerk olarak yapın, biz de lojistik olarak destekliyoruz," demiyor! Daha çok, "Yapmazsanız, hükümet olarak yaşama şansınız, olmaz!" dayatmasının sonucu yüzeye vuruyor yada farkli kanallardan, bu içerikte bir izlenim sızmakta..

Tabii, Türkiye'de kamuoyuna tam yansıtılmayan 'anlaşılması ve kavranması istenilmeyen' konunun diğer önemli bir yüzü ise ABD'de yeni kuşak nükleer santrallar dahil, hiçbir bankanın devlet güvencesi olmadan, kredi vermek istemediğidir. Buna karşın, yapılan açıklamalara göre Türkiye'de nükleer santral yapımına girilmesinde kredi ve güvence verilmesinde, "Türk Devleti'nin teminatı ve güvencesi önkoşuluna dayandırılmaktadır.

Bunun anlamı, yabancı - yerli ortaklı ihaleyi alacak özel sektör, Türk Devleti güvencesinde; radyasyon sızıntıları - nükleer atık - doğa-çevre insan sağlığını tehdit - nükleer silah üretilme potansiyeli - terroristler tarafından, bu kapasitenin ele geçirilme riski - tüm siyasi iç-dış çatışmaların, nükleer santralların kapasitesine odaklanması benzeri tüm bedel ve risklerin ise Türk halkının sırtına bindirileceğidir. Bunu da ya kazancıyla-emeğiyle yada hayatıyla ödemek zorunda, kuşaklar boyu ve kendi iradesi dışında bırakılması söz konusudur!

GELECEĞE YAPICI BİR TARİH BIRAKMAK!

New York'ta, 29 Eylül 2007'de, Başbakan, "Halka Açık" yaptığı toplantıda vurguladığı üzere, Türkiye'nin bugünü ve geleceği adına, hem kendi hükümet dönemi hem de ülkesi adına, gerçekten yapıcı bir tarih yapmayı ve bırakmayı ne kadar istiyor?

Tüm Türkiye ve Türk Halkı, bilimsel-tarihsel objektif gerçekler ve tahrip edici unsurlar ne olursa olsun, "yıkıcı tarih" yapmış ve bırakmış olanların tüm günah ve ağır bedelinin dünya çapında ödettirilmesi dayatmasıyla karşı karşıya getirilmiştir. Buna rağmen, çok daha büyük boyutlu ve değil yüzyıl, binyil, onbinlerce yıl ve "Insanlik Tarihi" varoldugu sürece unutulmayacak ve affedilmeyecek olan bir hatanın, nükleer santral yapımına gidilerek, tekrarlaması söz konusudur!!!

Ve gerçekten Başbakan, tüm Türkiye ve Türk Halkı adına yapıcı bir tarih yapmak ve bırakmak istiyorsa, nükleer konusunda ve içinde bulunduğumuz "ateş hattı"nda halkı uyutmak yerine, uyandırmakla birinci derecede yükümlüdür.

Ülke adına hayatı nitelik taşıyacak her konuda, Türk Halkı bilinçlendirilmeli, daha aktif-yetkin ve güclü hale getirilmesine öncelik verilmelidir. Ve Türk insanı ve gençliğinin dünya standartlarında egitilmesi ve bilinçlendirilmesine "kayıtsiz-sartsız" yapılacak yatırımlar, "yapıcı tarih"in temel taşlarından olacaktır. Sergilenmekte olan, yüzeyde tartışma yaratan ve havayı toz-duman içinde bırakan politikalarla, ne yazik ki bu mümkün gorünmüyor?

Ayrıca, Türkiye, alternatif enerji olarak Nükleer Santral yapımına gidecekse bile bunun açıklanan zamanlaması da kesinlikle çok YANLIŞTIR!

Bu nedenle, Türkiye, bu yazının girişinde önerildiği gibi Avusturalya'yı örnek almalıdır. Üstelik uranyuma da sahip değildir! Türkiye'de, 3ncü kuşak değil, 5nci yada 6nci kuşak nükleer santralların yapılması ve bunu da 2020'li yıllarda başlatılma olasılığı tartışılmalıdır!

Bu süreç içerisinde de gerekli nükleer teknolojik bilgi ve donanıma hakim uzman insan gücünü yetiştirmelidir. Bu yöne gidilmez ise "taşıma suyla" ama tamamen ülke insanının sırtına binilerek, yakın ve uzak geleceğini de tehdit altına atarak, bu değirmen dönmez!

Her koşulda, her kesimden halkı bilgilendirici ve konuyu bütün boyutlarıyla işleyecek toplantılar-paneller, sadece iş dünyası/yatırımcı ve medyaya yönelik değil, semt-semt - kasaba kasaba - şehir şehir ve üniversiteler de başta olmak üzere, ülke çapında düzenlenmelidir. Bu anlayışta bilgilendirme - eğitim ve on hazırlık sürecini takiben de, "Referandum"a gidilmelidir.

Ancak böylece "Hükümet ve Halk", Türkiye'nin bugünü ve geleceğini ilgilendiren en temel ve kritik konulardan birinde, ortak sorumluluğu, dünya sahnesinde demokratik ve eşit olarak paylaşmış olacaktir!

Sonuç: En başta ABD'nin dünya platformunda nükleer silahlanma yarışını tırmandırmak yerine durdurmaya yönelmesi, küresel barış için önkoşuldur. Aynı zamanda, kendi sahip olduğu tüm nükleer bomba ve silahlardaki uranyumu boşaltarak, ABD içinde tamamen "nükleer enerji" kullanım amacına kanalize etmesi halinde, "nükleer santral"ların Türkiye'de de barışçıl amaçlarla yapılacağına, ancak o zaman güven duyulabilir!

Haydi Türkiye, Nükleer'de REFERANDUMA!

E-mail: bircan@isikbinyili.org /veya isikbinyili@lightmillennium.org

- Bircan ÜNVER, ISIKBINYILI.ORG, 20-27 Ocak 2008, New York

© Şubat 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works