yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Bağlantılar:
HAYDİ TÜRKİYE, NÜKLEER'de REFERANDUMA! - İkinci Bölüm
NÜKLEER ELEKTRIK SANTRALLARI VE TÜRKIYE’NIN GELECEGINDEKI YERI

Yazı

HAYDİ TÜRKİYE, NÜKLEER'de REFERANDUMA! - Birinci Bölüm

Bircan ÜNVER

Türkiye'de bir nükleer santral yapılacaksa, bunda tek söz sahibi Türk Halkı'dır. Mutlaka, Türk Hükümeti bu konuda bir referenduma gitmelidir, aynı Cumhurbaşkanlığı seçimi için gittiği gibi..

Anne rahmine düşen her bebekten - her yaş ve kuşaktan yedi değil - yetmiş değil - yedibin kuşak, tüm Türkiye'yi ve Türkiye'de yaşayan/yaşayacak ve Türkiye'li olan herkesi ve de tüm Ortadoğu'yu temelden ilgilendiren ve ilgilendirecek olan, "Türkiye'de Nükleer Santrallar" yapılması konusu; bütün zamanlar ve ülke halkı için birinci derecede çok kritik bir konudur. Bu çok kritik ve hassa konu, IŞI bir an önce kopartmak ve sonuçlandırmak anlayışıyla, bir oldu bittiye getirilmemeli ve getirilemez!!!

Türkiye, Nükleer santrallar yapımı konuda REFERANDUM'a gitmelidir. Yoksa, Hükümet, çok dayatmacı ve aceleci - anti-demokratik uygulamalar sergilemektedir. Nükleer programın ilk açıklandığı günlerden itibaren, halkı fazla uyandırmadan bu kararı bir an önce çıkartalım, nasıl olsa medyayı da aldık yanımıza, zaten ABD de bizden bunu istiyor.. kaygı ve telaşında olduğu izlenimini vermektedir.

Özellikle, ihaleye katılacak şirketler listesinin önemli bir bölümünü, aynı zamanda listede yer alan şirketlerin ikinci ayağını da, Türkiye'nın en etkin medya kuruluşlarının oluşturması, ayrıca çok düşündürücü!

İran'a karşı gündemde olan bir nükleer atakta, ki bunun anlamı, 3ncü Dünya Savaşı'dır, Türkiye, adeta nükleer santral yapılması konusunda mecbur edilmektedir.

Zaten, İncirlik Üssü'nde ABD'ye ait olan 90 adet nükleer silah nedeniyle, Birleşmiş Milletler'de, Türkiye'nin, "nükleer silahlara sahip" ülkeler kategorisinde, bazı panellerde adı geçmektedir. LaGuardian'da bunu yazmisti ve bu konudaki gizlilik de --belki kısmen-- aralanmış oldu!

Amaç olarak İran yada Ortadoğu'da olası bir nükleer savaşta, Türkiye'nin kalkan olarak kullanılmak istendiği, alternatif enerji arayışından çok daha net olarak suyun yüzüne, ilk günden beri tüm çıplaklığıyla çıkmıştır. Enerji ihtiyacına karsin 'nükleer santral' kurulmak istendigi gerekçesi, özellikle icinde bulundugumuz zaman diliminde, sadece bir maskeden ibarettir.

Bununla birlikte herkesin unuttuğu, yada kafasını yormaya zahmet etmediği, İran'da, Nükleer Santral kurulmasını da, ABD'nin desteklemiş olduğudur. Şah devrilince, yüzde altmiş ve yetmiş oranlarında yapılmış bulunan santralların tamamlanması, durdurulmuştu!

Şimdi neler olmakta?

ABD'nin İran'da istemediği yönetim, o yarım kalan santralları ele geçirdi! Şah döneminde, ABD desteğiyle başlatılan programlar da, "barışcil-enerji amaçlı" olarak sunulmuştu! Aynen ABD de, 1960'larda , "barış için atom" sloganlarıyla, "nükleer santralların", Amerikan kamuoyuna sunulmus olmasi gibi!

Nükleer konusunda, en çarpıcı yanıtları; 1945 yılndan itibaren, "nükleer test ve silah yapımına" ayrılan bütçeler ile pür olarak "nükleer enerji üretimi" için kullanılmış bütçeleri temin edip, yan yana koyabilirsek
-elimde bu rakamlar ne yazık ki yok!-, kanımca durum aşağı yukarı şöyle bir grafik gösterecektir:
ABD'nın yıllık ASKERI SAVUNMA/SILAH sanayii/teknolojisine ayırdığı- harcadığı bütçe yaklaşık 1 trillion; AÇLIK ile mücadele de ise bu bütçe 1 milyar dolar!!! (TrueMajority.org - 2002; "Afganistan ve İran için 70 milyar dolarlık ek savunma bütçesi Senato'da onaylandı." NYTimes, 19 Aralık 2007.) Afganistan ve Irak için 420 milyar dolar civarında 2007 için toplam savunma bütçesi kullanılmıs oldugundan bazı kaynaklar soz ediyor. Baska bir soyleyişle, ABD'nin 2008 yili, Irak ve Afganistan için Savunma-Savas bütçesi, 500 milyar dolara yakındır!

Peki sadece adıgeçen iki ülke için ayrılan 500 milyar dolara yakın savaş bütçesinin yüzde kaçı, ABD de ki, nükleer santrallarda enerji yapım amaçlı kullanılmasına kanalize edildi? Ya da özellikle sadece ABD'deki kaç nükleer bomba ve silahtan uranyum boşaltılarak, ülke içinde o uranyumlar enerji amaçlı kullanıldı?

Ve "nükleer atık" sorunu, baslıca büyük tehditlerden biri olarak dururken, niçin ABD'de hala çözülemedi yada sözkonusu askeri bütçelerin bir oranı bunun çözümüne aktarılamiyor? Buna karşın, ABD'de nükleer banker-bombalarına ayrılan ve 2020'ye kadar 120 nükleer banker bombanın yapılacağı ve bütçesinin de senatodan geçtiğini biliyoruz (2006)!

* * * * *

NÜKLEER PENCEREDEN IRAN VE TÜRKIYE!

1953'te, İran'in tarihindeki ilk demokratik hükümetin ABD ve İngiltere işbirliğiyle, "kendi doğal kaynaklarını-petrollerini millileştirdiği" için, devilmişti. Şah'in getirilmesiyle de, İran ve bölge halkının aleyhine ve sadece Şah-çevresi ve Şah'in destekçilerinin, her pahasına ve tek yanlı çıkarına, İran halkına rağmen, uygulanan ABD destekli politikalar, İran'da, Humeyni Islami Devrimi'ni ve bugünkü sonucu doğurmuştur!

Sadece bu nedenle, Türkiye, burnunun dibinde İran ve İsrail nükleer silahları (weapon of mass destruction/toptan öldürücü silahlar) tehditleri ve üçgeninin bir parçası haline gelmekten tüm iradesiyle kaçınmak zorundadır, atesin ortasina tüm ülkeyi atmak yerine..

Kimilerinin sandığı yada savunduğu gibi, "nükleer santrallar"a sahip olmak, Ortadoğu'da Türkiye'yi, kuvvetlendirmeyecektir! Bu daha çok, Türkiye'yi nükleer savaşın başlangıcında, deneme tahtası haline getirecektir..

İşte bu yüzden, nükleer santral yapımının, Türkiye'nın temel enerji ihtiyacına çözüm arayışı olmadığı ve enerji ihtiyacının ise bir maske olduğunun kavranması için İran'in yakın tarihi ve bugünkü geldiği noktaya bakmak yeterli olacaktir. Tabii, görmek isteyene!

Bununla birlikte, işin içine "petrol/enerji", "doğal kaynaklar", "nükleer silahlar" girince, resmi düzeyde ve özellikle batı tarafından gündeme getirilen demokratik söylem ve adaptasyonlara da, ayrıca tüm algılarımızın açık olması ve gerçek amacı görmemiz gerekiyor!

Ne zaman, 'Petrol ve Demokrasi' kavramları özellikle ABD'de yada batı dünyası yada hükümetlerinin en üst düzeylerinden telaffuz edilse, elimde olmadan ve kitabı (2003) okuduğumdan beri, Stephen Kinzer'in "Sah'ın Bütün Adamları"nı (All The Shah's Men) anımsıyorum. İran'in bugüne geliş noktası ve getirilen nedenler değil, sonuçlara dayandırılarak, tüm dünyanın bir 3ncü Dünya - Nükleer Savaşına sürüklenmek istenmesinin kökenlerini daha iyi kavramak ve ortak barışçıl ve toplumsal bir savunma bilinci oluşması için adıgeçen kitabı, en kısa sürede okumanızı öneriyorum.

* * * * *

İran'in 1953'te yıkılan Demokratik rejimi sonucu başa getirilen Şah, ve Şah'in da, 30 yıllık bir süre içinde halkı işkence ve baskı içinde yönetmesi sonucu, Humeyni'nin karşı devrimi gerçekleşti. Şah döneminde ise kimse İran'a "demokrası" götürmeyi düşünmedi. Niçin?

İran örneğinden yola çıkarak, "HALKA RAGMEN" birşeyi inatla yapmaya ve halkı gözardına devam edildiğinde, bunun sonuçlarının nereye varacağını, bugün ne Cumhurbaşkanı, ne Başbakan, ne Enerji Bakanı, ne de ABD Başkanı kestirebilir yada garanti edebilir!

Zira, ABD İran'in kontrolünü ve Şah'in iktidarını sonsuza kadar garanti edebilseydi, Şah Krallığı devrilmez ve bügün, Iran'da ABD'nin istemedigi bir hükümet de bulunmazdı!

Bu yazida belirtilen temel nedenlerle, bügünden önümüzdeki onbeş yada yirmi-yıl sonrasına bakmaya çalıştığımızda, bilinmezliğin ve sislerin içinde bir Türkiye var!

Zira, 2020-2025'li yıllarda Türkiye'de ortaya çıkacak politik sonucun, hangi dünya politik iklim kombinasyonlarının etkileri altına gireceği ve nükleer santralların da (olağan koşullarda, nükleer bir santralin yapımı 5-7 yıl, teknik-politik ve olası finansal aksamalarla bu süre 10-15 yılı da aşabilir), hangi amaçlarla ve kimlerin denetimine geçeceğinin güvencesini ise bügünden hiç kimse garanti edemez!!!

Bu temel endişeler nedeniyle, Türkiye'de bir nükleer santral yapılacaksa, bunda tek söz sahibi Türk Halkı'dır. Mutlaka, Türk Hükümeti bu konuda bir referenduma gitmelidir, aynı Cumhurbaşkanlığı seçimi için gittiği gibi..

Yoksa anne rahmine düşen her bebekten - her yaş ve kuşaktan yedi değil - yetmiş değil - yedibin kuşak, tüm Türkiye'yi ve Türkiye'de yaşayan/yaşayacak ve Türkiye'li olan herkesi ve de tüm Ortadoğu'yu temelden ilgilendiren/ilgilendirecek, bütün dönemler için böylesine birinci derecede kritik bir konu; işi bir an önce kopartmak anlayışıyla, bir oldu bittye getirilmemeli ve getirilemez!!!

Bolüm 1/2

Bircan Ünver, ISIKBINYILI.ORG, 20-22 Ocak 2008, New York
HAYDİ TüRKİYE, NÜKLEER'de REFERANDUMA! -1-
E-mail: bircan@isikbinyili.org - isikbinyili@lightmillennium.org

© Ocak 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works