yelinTable 'lightmil_pelin.issues' doesn't exist Işık Binyılı | Sayı No:
   

Onuncu Koy

Yazı

ONUNCU KÖY

Bircan ÜNVER

Boşlukta elips, yumurta kabuğu şekliyle bir ada var. Bu ada okyanusta değil boşlukta, uzayın içinde biryerlerde...

Bu adayı uzak bir mesafeden, boşlukta ve yukarılardan_ öncelikle yatayına yan yamaçlardan görüyorum. Düzenli yemyeşil ağaçlar arasında yoğun bir yaşama trafiği soyut bir resim gibi izleniyor.. İnsanları değil ama sadece genel canlılığı, dinamiği şeçebiliyorum.

Elips şekli adanın üst kısmı ise dümdüz. Aynı gelişmiş "süperhighway"ler gibi. Orada da trafik inanılmaz bir yoğunlukta ama çok hızlı ve seri akıyor...
Uyandığımda bu rüyanın üzerinde bir süre düşündüm...

Aynı dönemde, buna benzer iki farklı rüya daha görmüştüm. Her birinde yukarılardan bir yerde ada ya da kale benzeri, Çin seddini andıran bir kale ile cümbalı, Osmanlı evlerinin içinde yer aldığı bir bileşkede, uçuş halinde ancak bu kez o kalenin de yukarısında bulunan bir adanın uç eteğine ilişmiş, sırtımı bir ağaca dayamış ve o ada aynı zamanda hızlı devinimlerle hareket eden açık bir uzay aracı gibi, yukarılardan aşağıya doğru bakılınca, mimarı detaylarını, cumbalı evler örneği, çok net anımsadığım rüyalar...

Özellikle yumurta kabuğu şeklinde olan rüyayı gördüğum sabah, ilk işim bilgisayarın başına geçmek oldu. İlk olarak e-maillere baktım. Gelen e-maillerden biri, NASA Haber Servisi'nden. Tarih 29 Temmuz 2005. İlgimi çeken haber başlığı: 10ncü Gezegen Keşfedildi...

10ncu Gezegen'in, "Kesinlikle Plüto'dan büyük," olduğunu belirten, "California Institute of Techonology"den Dr. Mike Brown, Solar sistemimizin dışında, yeni bir gezegenin keşfedildiğini bügün açıkladı," şeklinde sunuyor NASA, bu yepyeni olasılıklara ve potansiyele gebe gezegenin keşfine ilişkin haberi.. http://science.nasa.gov/headlines/y2005/29jul planetx.htm

Haberin bir çıkısını alıp küçük oğluma sesli olarak okudum. İkimizde bu gelişmeden heyecan duymuştuk.

* * * * *

Yıl 1977 - 1979

Yer Halide Edip Adıvar Caddesi, İstanbul.

Türkiye'de anarşinin uç noktalara tırmandığı, üst ya da derin siyaset tarafından, halk arasında bilinçli olarak yaratılmış yapay ayrımcılıklarla dostların, akrabaların, kardeşlerin birbirine düsman kesildiği, hatta sokaklarda birbirini kurşunladığı bir dönem...

* * * * *

Halide Edip Adıvar Caddesi'nın aşağı kısmında, güneyinde, yine aynı adlı ilkokula paralel bir sokağın tam da dik bir yamaçın başında bulunan beş katlı bir dairenin beşinci katında oturuyoruz. O beş katkı dairenin, beşinci katında yer alan balkonu işe, Şişli, Bomonti'nın alt eteklerine ve Şişli'ye doğru yamaç aşağı yayılmış gecekondulara tepeden bakıyor.

O balkon, haftasonları kahvaltı, çamaşır aşma ve diğer temizlik işlerinin dışında, kardeşlerim ve arkadaş ziyaretleriyle de, evde en çok kullanılan aktif alanlardan biri.

O yamaç aşağı, yarısı yıkık dökük, hatta bazısının tek bir duvarı olan gecekondularda ise bir yığın insan yaşardı...

Tam da bizim balkonun alt kısmında ve çarprazlamasına tam karşıdan bizim apartmana, gecekondunun sağlam kalan kavuniçi rengi arka duvarı bakıyordu. O duvarda, kocaman sıcak kavuniçi rengi üzerine yine kocaman ve siyah kalın harflerle ve elyazısıyla, "Dokuz Köyden Kovulduk, Yasasın Onuncu Koy," yazısı yer alıyordu... Bu tür duvar yazılarının tüm dünyada yaygın olduğu ve Grafıtı olarak tanımlandığını ise daha sonra öğrenmiştim.

Bu duvar yazısı, o evde yaşadığımız iki yıl sürecince sabah-akşam, haftasonu olmak üzere günlük yaşamımın en etkin görüntülerinden biriydi... Hatta balkonda çay içtiğimiz yakın akrabalardan bazılarının da dikkatini çekmiş ve hoşuna gitmişti...

Özellikle, Cumartesi sabahları tek başına kahvaltı yaptığım balkonda, o duvara bakarken neler düsünmüş olduğumu çok iyi hatırlamıyorum ama o duvarın rengi, yazısı ve resminin belleğimde ne kadar sımsıcak ve çapcanlı kalmış olduğunu, aradan bir çeyrek yüzyıl geçmiş olmasına rağmen, şimdi şaşırarak farkediyorum..

* * * * *

İlerleyen yıllarda, ya çeşitli okumalardan ya da söylemlerden, bu sözün bir başka versiyonunu da zaman zaman duydum veya okudum ya da her ikisi birden: Doğru söyleyen dokuz köyden kovulur, yasasın onuncu koy...

Belki bu ikincisi üzerinde, ilkinin de etkisiyle, çok daha fazla düsünmüstüm.

Neden doğru söyleyenler kovuluyordu ki! Yanlış neredeydi! Kim ya da kimler doğru söyleyenleri kovuyor ve böylece alanı yanlisa, yalana bırakarak, yanlış ve yalanlar taçlandırarak_ ödüllendiriyordu!

Aynı dönemde, o evlerden birinde yaşayan ortaokuldan bir arkadaşım da vardı. Üstelik, babası bir dönem babamın da yakın arkadaşıydı... Araya siyasi ayrımcılıklar girmiş ve araları açılmıştı.

O nedenle, ortaokuldayken belki de çevrede en iyi anlaştığım ya da ailemin görüşmesine izin verdiği kız arkadaşımla, babam daha sonra onun bizim eve gelişlerinden rahatsızlığını belli etmeye başlamıştı.

Önceleri hiç anlamamıştım. Sonra onların Kürt olduğu ve babamla siyasi olarak ayrı düstükleri bir yerlerde fısıldanır olmuştu... Babam, gerçek anlamda, hiç o siyasetin keskin uçlarını savunan ya da ilgilenen biri olmamıştı. Sadece eli açikliği, cömertliği, sosyal hayatı sevmesi, mahalledeki dost ve arkadaşlarına ikram ettiği boğaz yemekleriyle, Şişli'de büyük partilerden birinin delegesi seçilmişti.

Bu dönemde, annem-babam ve kardeşlerimin oturduğu ve benim de evlilik nedeniyle çıkmış olduğum, Halide Edip Adıvar Caddesi'nin hemen başında yer alan ve henüz caddenin başı olmasına rağmen o zaman çok az sayıda ev ve apartmanların yer aldığı ve herkesin birbirini tanıması nedeniyle, bize gelen-gidenler ve tüm aile, tüm mahallenin gözü onündeydik...

Babamın çok karışmadığı (dört kizkardeş) giyim-kuşam, eteklerimizin kısalığı yada yakalarimizin acikligi benzeri, dayılarımızdan, yengelerimizden eleştiriler alırdık.. Annem de daha çok onların etkisinde kalırdı!

Ortaokul arkadaşımla, daha çok kitap alışverişi ve müzik kasetleri değişimi nedeniyle, artık babam hoşlanmaz endişesinden de uzak, zaman zaman bazı haftasonları, beşinci kattaki balkondan, o duvardaki yazıyı birlikte okuyarak ve farkında olarak ya da olmayarak uzun bir süre bakarak, çayımızı içiyor ve okuduklarımız, dinlediklerimiz üzerinde konuşuyorduk. Yine de ister istemez aramıza bir çekince girmişti.. Sanırım onun da babası, görüşmemizden çok hoşlanmıyordu!

Çok gelişip köklenemeden bağları kopan ve ucu ortaokula dayanan bu arkadaşlık hikayesi; bireyin kaderinin, ülkesinin kaderinden bağımsız olmadığı ve olamayacağı düsüncesini de anımsattı.

Esasında bunları çoktaaaan unuttuğumu sanıyordum...

NASA'nin 10.cü Gezegen'i keşfettiği haberiyle, bu duvar yazısı ve o yazının içeriği birden bire çok daha farklı boyutlara uzanan bir çağrışımla, bu anıları canlandı..

* * * * *

Gün içinde bu haber üzerinde düsünmeye devam ederken, rüyami anımsadım. Birden bire rüyam ile bu haber arasında bir ilişki kurdum. Acaba boşlukta gördügüm ada, 10ncü Gezegen'i mi simgeliyordu?

Eğer rüyam, 10ncü Gezegen'i simgeliyorsa, o zaman demek ki bu gezegen de aynı zamanda, "entellektüel bir hayat da olabilir"_ öngörüleri gelişmeye başladı. Zira, Evren'de var olan herşeyin bir zerreciği insan belleğine de düşebilir!

Atalarımızın vardır elbet bir bildikleri ve boşuna söylememişlerdir, "doğru söyleyen dokuz köyden kovulur, yasasın onuncu koy" sözünü. Bu düsünce ve çağrışımlarla, rüya, haber, gecekondunun duvarındaki yazı ve atasözü, ortak bir nokta olan, ONUNCU KÖY, yeni yorumla da, ONUNCU GEZEGEN'de buluştu.

Böylesine bir çağrışımlar dalgasının oluşturduğu bileşke ise 10ncü Gezegen'de, olası hayat potansiyeline dair tohumları serptı düsgücüme...

* * * * *

Atasözü ve duvaryazısında vurgulandığı gibi, olaki tüm doğruyu söyleyenler, bu yeryüzünden, şimdiki zamandan kovulsa ve yalan ile yapaylıklar taçlandırılsa bile, yine de umut verici alternatif teoriler var, "doğru" söyleyenler için.

Çünkü bir başka öngörüye göre, çok kısa bir süre sonra, yeryüzü bügünkü siyasetiyle devam ederse, topyekün yeryüzü ve insanlığın yok olacağı tehdidine karşın, belki sadece "doğru" söyleyenler, kovuldukları ve daha öncesinden Onuncu Koy/Gezegen'e doğru yola çıkmış olacakları için, böylece tüm insanlık ve yeryüzünün birikimlerini başka gezegenlere taşıyabilecek, ulaştırabilecek tek güce de, ancak onlar sahip olabiliceklerdir.

Daha ötesi, yeryüzündeki tüm şeytanı teşvik ve tahriklere rağmen, doğru olmanın ve dürüst kalmanın ödülünü de, yalnızca, "doğru"luğu, "şeffaf"lığı ve "içten"liği yaşamında en yüce bayrak olarak taşıyanlar, gelecekte, insanlık adına en görkemli ve en çok özlenen ödüllerle onurlandırılacaktir.

E-mail: bircan@isikbinyili.org

Not: Bu yazi, 24haber.com'da, 2005'te yayınlanmış olmasına rağmen Web arşivinde mevcut olmadığı için, ISIKBINYILI.ORG'ta yeniden yayınlanmıştır.

© Ocak 2008, IşıkBinyılı

© IŞIK BİNYILI e-dergisi; The Light Millennium bunyesinde kamu yararına ve kamu tarafından desteklenen yayıncılık ilkesiyle, 17 Temmuz 2001 tarihinde, Bircan Unver tarafindan, New York'ta kurulmuştur. Vergiden muafiyet statusune (501, (c) (3) ise 17 Temmuz 2001 tarihinden gecerli olmak uzere hak kazanmıştır. Bu sitenin içeriği kurucularinin izni olmaksızın kopyalanamaz. Sitenin tum icerigi "The Light Millennium"a aittir. Uluslarası telif hakları kanunlarıyla korunmaktadır ve her hakkı saklıdır."
Genel Yayin Yonetmeni: Bircan Unver
The Light Millennium'un Ingilizce sitesinin cizgisinde; Tasarlayan ve Geliştiren Bali & Bali Works

Bali & Bali Works